NazarBonCuGuM 的个人资料Oo° bOnCuk ~ bOnCuk °oO照片日志列表更多 工具 帮助

日志


*Kirik Bir Veda..*

*Kirik Bir Veda..*

*Kirik Bir Veda..*



*Kirik bir veda döküldü gözlerimden ayak uçlarima.
 Basimi döndüren yüregini yüregime niyet tutarken
göz yaslarimi ardindan kaybettim.
 Hükümsüzdür sadece
yüregine..
Kirik bir veda.. *

* *

*Belki dostane belki de ölümüne sevdali bir masalin kahramaniyim.
Topragima kaybettigim yaslarimin ömründeyim.
Musallami sorarsalar bilinsin
adimi unuttum.. *

* *


*Mazi gözlerimden bulut misali yagarken;
sisli bir sabahin ilk mahmurluguna çaliyor yarinim.
Gecenin koynundan düsen bir meçhulüm.

Bana bir ad var mi? *

* *


*Alyazmalim, gönülsazim, yanik türküm..*

* *

*Yüregime düstügün o sonbahar ikindisinden beri
aklim hep hayalinle ayazlarda.
"Üsüyor ellerim "dediginde yaninda yoksam bilki ellerim kayip
ayazlarimda. *

* *

*Ilkbahardan kalma en sevdigin papatyalar var sol yanimda.
Sesin hala kulaklarimda; "Gelecek baharda sözüm olsun sana papatyalardan taç
yapacagim".. *

* *

*Alyazmalim, gönülsazim, yanik türküm..

Gelmiyor bahar..Baharlar uzak..
Baharimsin ama yoksun..
Papatyalarim soluk.. *

* *


*Biliyor musun sana susmalarimin adini koyamadim.
Yüregime damlayan siziyi duydum
ama adini koyamadim.

Bana bir ad var mi? *

* *

*Ne çok birikmisim var gizimde.
Sarhos ellerimi daldirdigim umutlarimi tek tek kaldiriyorum ömür defterimden.
Kirik bir vedanin ardi sira yanik bir türkü tutturmusum,
sol yanimdan sizlayan bir yaranin izine.. *

* *


*Yazan ben söyleyen yine ben.
Duymazsin ki bilesin..*

*Bir garip asik dediler yüregimin kör kuyularina*

*En kuytularda saklim adini görmediler sevdama*

*Mehtapli gecenin en koyu aydinligi dediler*

*Çöllerde bulunan serabin kum taneleri dediler*

*Kaybolan yildizin çobani dediler*

*Bilmediler yüregine yüregimi*

*Ömrüne ömrümü bildigimi..*


* *


*Seni gördüya gözlerim, ah gözlerin ah, benim çeyizim..
Gözlerin derdimin merhemi yüregimin sihirli sözü ela gözlerin.. *

* *

*Gönülzenginim, ömür nazarim, sevdam..*

*Yagmur yagiyor.. zamanin ipine astigim sabahlarimi gecelere salliyorum.
Senyine yoksun ve ben senin yoksulunum.
Her güne bildigim nefesimi ömrünevermekteyim.. *

* *


*Ömrüme biçilen yazima raziyim..Gel desem biliyorum ama dilime vurulan
kilidin ucu kirik, kelimelerim ömür boyu muhabbet. Gardiyanimin gözleri
kör.. *

*Bir çiçek olsam hep yaninda kalsam. Bekledigin çiçegin.. Hani her
daim söyledigin;
"Ben ömrümde hiç çiçek almadim" dedigin, iste o çiçek olsam. Bir gül, bir
karanfil, bir menekse..*

* *

*Yüregime düsen çocuksun, içimde kipir kipir büyüyen.. Bugün acaba hangi
yaramazligi anlatacak diye bekledigim içimdeki bensin. *

* *

*Sevdam, askima nefes bildigim, ömür kusum.. *

*Ellerime degen yüregini kiskanirim gözlerinin degdigi nazarlardan.
Gamzene vuruldugum
tebessümünden gözlerimi,
ben seni benden kiskanirim..*

* *

*Varsin mecnun desinler yüregimin atisina.
Ömrüne yagan yarinima
bugünsüz desinler.
Bilmesinler seni benim ellerimde..
Ben seni sensiz yasiyorum buralarda..*

* *

*Dostum, ömrüm, karanlik isigim, canim..*

*Seni seviyorum ömrüme mühürlüm..

Varsin yanik sevdalara degmesin adimiz
benim masalim sensin..*


Her güne bir başka uyanıyor acemi yüreğim....

Her güne bir başka uyanıyor acemireğim....

Her Güne BİR Başka Uyanıyor

Deniz, kokusuna küsmüş sanki.
Çünkü ne kadar söylenmesi gereken söz varsa susmuş..
..

z geçiremediğim deli taylarım var, çü
nkü:

Söze daha zaman var” diyor!


Oysa b
iliyorum ki, yaşam kendini yenileyerek yürüyor...
Yine
leyerek değ
il!

Der
in bir nefes alıyorum. Sonra hangi dağın beni saklayacağı sorgulanıyor.


Çünkü sişlemekten korkuyorum.
H
angi yasal aşk var yerzünde bilemiy
orum.
K
endini yasallaştıramağı için suç olmuş aşklar düşüyor aklıma.
..
İrkiliyorum
.
Ar
sıra koşturan günler bir boşluk bende...Böyle yaşamayı sevmiy
orum.
rküler dinliyorum zlerimi boşluğa yatırıp
.
Ama hiç biri de sensiz geçmiyor
:
Tam gemiler kaçtı derken, turnalar uçtu derken, sen çıkıp gelsen.


Ad
ını mavi koydum..

s
enin duru gülüşüne konsun diye uçurdum.,

K
bahar havalanşu gönlüm bir bilsen, göçmen kuşları misali.

ğınacak ne bir liman buldu, ne bir dal.
Hiçyle aydınlık bir yürek görmedim; yüzünü hangi yana dönsen güneşe kesi
yor.
Ne zaman yan yana gelsek gözlerim kamaşı
yor
, yüreğim yerinden fırlayacak gibi oluyor

gözle
rinin o hesapsız duru bakışlarından...
Y
asak olan ne kadar şey varsa hepsi birden yasallaşıveriyor.

A
ma yine de suç işlemekten korkuyorum.

D
üşünüyorum, düşünemiyor
um.
An
la olmayan hiç bir şeyin ya da her şeyin ortasındayım işt
e!
Y
ürüyen insan kalabalıkları saki içimi yırtarak geçi
yor.
Susuyorum delice ama içimde fırtınalar kopuyo
r.
Beyaz bir güvercin yakaladığımı düşlüyorum..
.
Va
r say k
i öyle!
S
ana gönderiyorum on
u.
Kanatlarına hasret yüklüyorum,yüreğine aşk.

Gözleri
benim için bakacak sana,
ona
göre bak.

Aklıma
şürüyorum ayak izlerini.
So
nra oturup onları kumsala kopyalamaya çalışıyor
um.
Becere
miyorum.
Sonra gözlerini, yü
zünü.
Be
ceremiyorum işte, beceremiyor
um.

Çünk
ü suç işlemekten ko
rkuyorum.

Kendi
ni yasallaştıramadığı için suç olmuş aşklar düşüyor aklıma.
İrkiliyor
um...
Dedi
m ya; söz geçiremediğim deli taylarım
var.
Sana
doğru koşuyorlar..
.
Durdura
mıyorum!

 

Sabir BeNim YeLKeNLerim ..


[[ H
ayal kırıklıklarıyla öğreniyor insan sabırlı olmayı, bir de kaybettikçe. Acılarsa sabrın son navı.

Gün geliyor bütün çektiklerinin ödülü bir an bahşediliyor insana. . .  . *


Hangi deniz kabuğunu kulağıma götürsem

Duyduğum senin sesin.


Sabir BeNim YeLKeNLerim ..

Her gidişinde seninle beraber giderim, sen bunu bilmezsin.

Deniz kenarında beni bir başına zannedersin.

Ben okyanuslara açılırım

Sabır benim yelkenlerim, bunu hiç bilmezsin...


.. Derinim kendi içimde ..

Derinim kendi içimde ..

Gözlerime bahar değdi...

Yüreğim kış'ta kayboldu...
Üşüyor her bir yanım sevginin ayazında...

Yüzüme vurmuyor ılık nefesi baharın...Gül kokular sinmiyor üzerime...Şehrim parlıyor sağına soluna...Ama...Bir ben böyle şaşkınım, iklimini şaşırmış kuşlar gibi...Kendimi bulamıyorum bahara aşık gözlerinin içinde...Tükeniyorum terk ettiğin sevginin ellerinde...

Ruhum düşlerine sığındığım gecelerim gibi simsiyah...
Oysa gözlerime hayran tüm renkler...
Ve yarışıyor her biri bende olabilmek için...
Nafile, duyulmuyor sesler...
Görünmüyor renkler...


İçime sarılıyorum üşüdükçe...Daha bir düşüyorum ellerinden işte...Rengarenk hayatın içinde yakıştıramıyorum hiçbir rengi kendime...Kendime karşı savaşıyorum var olan gücümle...Hiçbirşey duymuyorum artık...Sessizlik ele geçiriyor mağlubiyeti sindiremeyen duygularımı...Sadece yazıyorum, anlatamadıklarımı...

Derinim kendi içimde ben...
Kayıp bir yüreğin içinde hayallerim...
Bulunmak istemiyorum özlemlerin içinde...
Uzaklığına vurgunum yalnızlığın...

Bir adım atsam sana, yüreğimi sereceğim gözler önüne sanki...Adımlarımı durdurdum...Ve...Bir perde çektim göz kapaklarımdan, yüreğime... Sadece gözlerimde saklı herşeyim...


Ve ben,
Kendimi bile 'sır'ım bedenimde...

Yalan bu a$klar ...

Boş umutlarla kandırılmamış kaç insan vardır Dünya’da?...
 Kim bilebilir ki...
Ama bir gerçek ile yüz yüzeyiz.
Zamanımızı çalan düşmanlarımız var.
Beklentilerimiz var.
 Hayatlarımızın her deminde, kendimizden kıstığımız muslukları, kandırıldığımız insanların havuzlarına açmaya ne kadar da meraklıyız,öyle değil mi?
Birilerini hayatımızın merkezi yapıp sonra pişman olmak.
Nedendir bu?
O kadar önemli midir bu insanlar bizim için?
Veya biz önemli miyiz onlar için?
Tabii ki değil.
Kendi açımızdan değerlendirelim.


Bu gibi durumlarda siz gereksiz öznesinizdir.
Sizi kullananlar, sözler verenler, bekledikleriniz,
sizi ikâme edecek her türlü hoşnutluğu
sizmişsiniz gibi kabul edecektir.
Acıdır tabii ki.
Ve özel oluşunuzun getirdiği hiçbir şey kalmayınca, intihar sebebidir.
 
Dikey kesilecek bilekler,
tam ayarlanıp asılmış boğaza oturan ipler,
birkaç paket geri dönüşü olmayacak ilaç, veya bir zamanlar bakmaya bile korktuğunuz
ama şimdi atlamayı planladığınız her yükselti
size amaç gibi görünür.
 
Lakin bu gerçektir, hayatta her şeyin ikamesi vardır. Sizin de.
Bunu anlayabilmek insanı hayata bağlar.



Böyle hallerde insanın içindeki mücadele ruhu
ortaya çıkar.
Hayat bir mücadeledir.
Kobay faresi gibi, bir parça peynir ararcasına kendinizi hırpalarsınız,
saatlerce çıkabilmek için türlü cendereleri atlatırsınız, fakat bulduğunuz peynir o kadar küçüktür ki
en fazla tuzlu veya tuzsuz ayrımı
yapmanıza olanak verilir.

Bu işin bir de âşk boyutu var,
hem de daha büyük acılar, büyük pişmanlıklar veren, onulmaz yaralar açan.
 
Oysa âşk güzeldir.
 
Âşk’a kötü diyenler kötü yapmıştır onu.
 
İnsanların ellerinin değdiği her bâkir orman örtüsü, girenin çıkanın belli olmadığı tatil köyüne döner zamanla.
Bu da ona benziyor.
 
 Âşk’ın tarifini yapmak elbette zor,
ama kötü olduğunu söylemek,
yalnızca bizim başarısız olduğumuz anlamına gelmektedir,
ellerimizle kirlettiğimiz...

Âşk’ı kötü yapan bir örneğe dönersek eğer:

Söz verilmişsinizdir...
 
 
Şu zamanda, şu saatte şuradayım denilmiştir, seni bekliyorum denilmiştir,
sırtınız okşanmıştır, omzunuza yastık muamelesi yapılıp nice aşk dolu başlar yaslanmıştır. Yanınızdayken her şeyiniz olan bir şey, yanınızdan ayrılıp sözler unutulunca hiçbir şey’dir artık.
Kör kuyuya düşer gibi olursunuz.
Sokağa çıkacak mecâliniz kalmaz.
Kavga çıkarırsınız.
Size sözler verene benzeyen her şeyi unutmaya çabaladıkça,
daha çok karşınıza çıkar,
perişansınızdır.
O ise bunlardan bihaber’dir.
Size verdiği sözleri unutmuş, kuytularda koklatmaktadır tüm üryan fikirlerini.
Bunalıma girersiniz.

Siz onu yalnız bıraktığınızda o asla yalnız kalamamıştır.
Bir elmanın yarısı sanar kendini, sürekli bütününü aramaya çalışır.
 
Bilmiyordur ki aslında elma değildir,
bulması gereken
kendi yarısıdır.
 
Her işte bir başka şeyin yarısı gibi davranmaktan asla bir bütün olamamıştır kendinde,
 hep yarımdır.
Uğruna tükettiği anlık hevesleri,
kilometrelerce uzak olduğu duyguları “sevmek” sanmaktadır
ne yazık ki...
 
Şimdi ileri sürdüğü her düşünce,
 bir gün sonra onun eleştirisidir.
 
“Ben” olamamıştır.


Sözün özü unutulan siz değilsinizdir.
Kendisini unutmuştur.
 Bir bilinmez akıntıya kapılmıştır,
an gelir sizin dallarınıza tutunmak ister.
Siz artık o nehirde köprü olmuşsunuzdur dallarınızla, başka dostluklara, âşklara.
O ise kurduğunuz köprünün altından sürüklenip gider.


"Kötü değil belki ama,
Yalan bu âşklar."
  
 
Her gün bulup bulup seni kaybetmekten sıkıldım.
Dayanmak zor, İçim her akşam aynı acıyor.
"HER GÜN" yeni bir gün sandığım zaman, hep aynı hisleri yaşatıyorsun bana.
Üstünde o kadar sevimsiz bir tavrı varki,
renkleri bile yakışmıyor ruhuna.
Ruhun bile eskisi gibi değil sesindeki o farklı soğukluğu duyup üşümemek elde değil....
Son zamanlarda öyle bir evrim geçirdin ki,
seni sana benzetemez oldum. Gözlerinin içine baktıkça uzaklaşıyorsun
her lafında ise biraz daha da acımasız oluyorsun.
Ben bütün sevimliliğimi üstüme giymeye çalıştıkça sen bir zamanlar pamuk
ama şimdi taş gibi ellerini üstüme savurup yırtıyorsun bütün hareketlerimi.
Sürekli tekrarlıyor zaman kendini.
Şimdi seni silmek içinn kötü anılara ihtiyacım var.
Umudumu, hayallerimi kendi ellerimle öldürüyorum
umudum gözlerime bakıyor üzgün ve çaresiz.

Son nefesini veren bir minik kuş gibi
ne olur ölmesem diyor.
 
Gözyaşlarım, kalbim buna isyan ediyor.
Nasıl dayanacağım bütün olanlara.
 
Yine de tükenmiyor hislerim,
susmuyor yüreğim...
vazgeçemiyorum sevgimden..
aşkımdan..
özlemlerimden.
 
 Ben sana tutkundum bakışlarına öfkene ruhuna hep sana tutkundum..izlerdim seni uzaktan uzağa... Damarlarımda dolaşan sevgine beni içten içe bitiren aşkına tutkundum...
Dipsiz karanlik gecelerde sana söylediğim şarkılar sana yazdığım şiirler hep seni anlatan hayaller ve sana çıkan yollar sana bağlanan umutlar.

Herşey sen;
 Düşlerim acılarım sevgim ellerim vücudu hepsi sen Gittiğim yerlerde baktığım gözlerde hep seni görüdüm..
Sen olmuştum ben tamamen... Sana ne anlatayim? içimdeki acıyımı? Kalbimdeki yarayımı?
Yokluğunda akıttığım gözyaşlarımı mı?
Söyle sana ne anlatayım?
Ama, her gelişimde bir kez daha gönderdiğin oldum... İnanamadığın, üzerinden atlayamadığın korkuların oldum.
Ağladığın, bağırdığın ya da sustuğun isyanların oldum. Yüreğinde olmak isterken yüreğine sığınan bir anı oldum...
Haketmediklerim, artık yeter!!!
herşeyin olmak isterken belki de hiçbir şeyin oldum...

Söylesene ben gerçekten senin neyin oldum?

Aşkımı buzdağlarına çarparak gidiyorum gözlerini kalbime gömerek gidiyorum.



Masal bitti
Ve artık son adımı atıyorum ilk adıma inat...

Sence neye veda ettin sen .. ?
 
 
Kendime kanadım dün bütün gün, içime kanadım, yüreğime, ağrısına teselli buldu soluklanışım, ne bileyim gereksiz bir suskunluk, süzülen garip bir kızıllık, belki de hatırlamak istemeyişimin verdiği umarsızlık, ne dersen de,
acı bir tebessüm sadece...
 Yalnız bir gece, hepsi bu.

Korkuyorum artık, eskisi gibi güçlü değilim, eskisi gibi değil çünkü yaşamım.
Sırf bu yüzden yalanlar buluyorum dilime, geleceksin mesela, bizi kıskanıp yazılar yazan denize bakıp o gülüşlerine sarılıyorum sonra, herkesin mavi bir düşü vardır diyorsun yeniden, ve ansızın bir telefon geliyor sen pencereden bakarken;
 ikinci şarkı senin için diyorum, bak, bu bile yeniden...


Efkarlıyım bu aksam, bir hasretle savaşan.
dert mı sardı bu Aksam sanki içtikçe artan.
ben bilemiyorum neden bilemiyorum herşey bomboş yalan
bir sen çekip gittin, bilsem severmiydim dostum oldu hüsran..


Sence neye veda ettin, söyle hadi.
İliklerine kadar doldur beni, sev, yalnızca sev,
hiç uyanmayalım ne olur dedikten sonra
neye veda ettin,
neye ...?
 
Dokunduğun yüzüm kan revan, söyle, hadi bir avuç toprağımdan al ellerine, kokla, sarıl, öp, ne olursun söyle;
neye veda ettin sen?

Bu gece yalnızım, oysa olmak istediğim yer senin yanın. Odanın bir köşesinde, hani o bulmacalar bulduğum yere kıvrılıp gülen yüzüne bakmak isterdim sabaha kadar.

Yanlış anlama kavgam seninle değil, kendimle, hayatımla, umut damarı çatlamış yanımla, ne bileyim,
 hala sen kokarken tenim, bedenimle.
Öyle ya, çürümüş etim neden hayat koksunki, neden huzurunu döktüğün nefesine bulaşsınki açlığım, neden?



Sessizlikten neredeyse damla damla kopan, defalarca yeniden doğup yeniden büyüyen ben...
 
Zaman akşamı indirirken göğe, karanlığın kemikli suratına çarpar bakışım, ama hızla geçip giden her şeyin içinden bir tek seni görür bu gözler, tam da yalnızlık ortasından çatlamışken, şimdi...
 
Kelimeleri söker kaldırımlardan, yığar köşebentleri kanatsa da ellerini, evet sen,
aklımda kalacak olan tek roman.
Hem kaç beyitlik şiir anlatabilirki seni yine, yeniden, kaç asırlık çınarın gölgesi vurur senin gibi bedenime,
bak hala çok şeyi öğreniyorum senden,
hayatım boyunca hiç bir kitap, sayfalarını açtıkça başka dünyaların kapılarından heyecan ve umutla sürüklememişti beni,
sende okuduğum her cümle ayrı bir anlam soluyordu gözlerime, tuhaf, çıldırtıcı bir eziklik ve yetersizlik duygusunun uyuşuk hissizliğinde geziniyordum sanki,
şakağıma boşa yaşadığımın namlusunu doğrultup her sayfada bir mermi sıkıyordun geçmişe.

Aşk bu olmalı,
kendini yeniden görmek,
yitirdiğin onca zamanın bataklığında boğulduğunu anlamak.
Merdivenin yalnızca inilip çıkılan bir yapı değil, basamaklarına oturulup sohbet edilebilir bir yer olduğunu öğrettin.
 
Örneğin, batıyla doğunun birleştiği yerleri arıyormuşum meğer,
kuzeyle güneyi gösterdi düşlerin, ne bileyim, yedi milyar rengi vardır doğanın, senden öğrendim ama mavinin anaçlığını, senden ibaretti dört mezhepli tek kitap...


...


ahh..yaşamıyorum çıkamam bu karanlıktan
Ahhhh deliriyorum ki sebebi yok anlarım aşktan.



Bu gece yalnızım, oysa olmak istediğim yer senin yanın.


Üşüyorsun belki,
 belliki alıştın da, ...
 
yok feryadım şimdi, seni serpecek bir rüzgar yok tanrımın katında, kırk katır yılan otu uç uca iliştirilmiş her adımda yokluğunu kanatmakta, bilmem kaç elmanın kurduydu kursağında kalan,
 
hadi, silkiniver,
 salıver eskilerle sürme çektiğin gözlerine yapışmış görüntüleri, ne olur gitme uzaklarıma,
bulamamak ne dehşet verici bir eylemdir, ki çiftleşeceğim başka bir erdem yok,
işlemediğim cinayetlerin affı çıksın hadi nefesinde,
ama yaşarmadı yastık
 ama ağladık
ama çok korktuk
ama bilmediler
ama utanmadılar
sabah ezanıyla yollara açılan kapılar,
 kırk suali yoktur kırk yarama cevap,
hadi kaybolma damarlarımdan...

Ben doğduğumda yağmur yağmış, nisan, ...,
 kırkım çıkmadan kolum çıkmış,
 ağustos, derken bir öğle öncesi yine o yağmurlarla gelmiş körlüğüm, şubat, koca bir on yıl çocukluğum, ve ansızın büyüyüp kalmışım,
 haziran, ilk aşk,
ocak, ölüme kura çekmişim,
 temmuz, uyumuşum,
ekim, dört duvar girmiş koynuma,
eylül, kanım aralamış sağ yanımı,
mayıs, ilk kez düşmüşüm,
mart, ağlamışım,
aralık.


Bir tek kasım kaldı sana, hep hiç kalan kokumda adına yaslanarak yürüyebildiğim yalnızca kasım vardı, onda da sanki sende kaldı bir yarım...


Sence neye veda ettin sen?

Otuzüç kasımı yüzüme bulaştıran yaralarıma mı, yoksa sana baktığımda gördüğüm gözlerime mi,
söyle hadi.
 
 haklısın demek yok artık,
buram buram sen kokarken hala bu hayat,
hiçliğimle seni sevmemden mi utandın yoksa,
 
plastik kokusunu başucunda besleyen kaderim miydi veda ettiğin,
 
hadi söyle kimim ben,
 
 yüzümün astarına dikilen karanlıktan başka neyim ben,
 
 binbeşyüz asrın tek tanrısından beklediğim gelmişken söyle şimdi; neye veda ettin sen?




İstediğim tek şey denize bakıp seni görebilmekti, denize dokunup seni hissedebilmekti,
tek kalem sendin ülkemi savunan, ve her saç telinde başka bir sebep vardı yaşama dair, adına mavi demiştim, adına sen demiştim ilk kez tanrıya tapar gibi sevebilmenin...
 
Hepsi senin kokun; temiz ve duru, tıpkı düşlerin gibi, ne bileyim kanım karışmasın istedin belki bu duruluğa, düşlerine sıvasız bir yüzün kokusu bulaşmasın istedin, denizi taşırken içinde, alnımdaki lekeyi orada görmemek istedin belki de...


Kimim ben?


bir ben bilemiyorum neden bilemiyorum herşey bomboş yalan...


Parçalanmış hayatımdan karanlık sızıyor geleceğime, neyim ben...
 
Yo,
gülsün yine gözlerin,
 söz verdim;
uğradığın her durakta bekleyeceğim seni....
 
.***.
 

Sen üstüne aLindin...

                                                   Biliyorum konuşacak birşeyimiz kalmadı, paylaşacak hiç bir şeyimiz yok.
                             Yine de yüreğimden gücümün yettiği yere kadar sana sesleniyorum, 
          seninle
konuşuyorum...

                                 Bu
gün sana olan kırgınlığımı rafa kaldırdım,
            sevgimi
aldım avuçlarımın arasına, ona
     sığınıyorum...
Cümlelerimi kısalttım, 
 kelimelerim buruk, gülüşlerim istenmeyen      dudaklarımda...
   Bir ihtimal
gelişine sığındığımı farkettiysem de,  engel olamadım gu
rursuz 
 ama umutlu hasretine... 
     Bugün gönlümü hoş tutmak istiyorum,        imkansız olan her rüyaya inanasım geliyor...
             Bir ço
cuk gibi 
   isteklerimi bastıramıyorum...                   Çalmayan telefonuma elim gidiyor,
          sana halen
bende olduğunu ısrarla yazmaya  çalışıyorum
...
                                Bende ol
an s
eni,
         hiç kırma
dım, değiştirmedim ve hep korudum  desem de,  
    sendeki benin nasıl olduğunu, gülüp gülmediğini  anlamsız bir sıkıntıyla merak ediyorum...
       İçimdeki güzell
iğine inanıp inanmamanı artık   umursamıyorum!
    Üşüyoru
m, bu üşüme yalnızlığımdan geliyor  ve 
     sarıyor her tarafımı...
Tutunabile
ceğim hiçbir güzellik yok, hatırlamaktan 
usanmayacağım anılarım dışında...
     Isınabilmek için onlara sarılıyoru
m...
           An
lamsız ve cevapsız
sorular sinsice   sırıtıyor,
        ben görmemeye çalışıyorum... Düşler
uzak   
           gibi görünüyordu ama yakındı...
          Belk
i de görmeyi istemek gerekiyordu...
                             G
özlerini aç desem kapatac
aksın
                                                               am
a kapatma gözleri
ni!
                                                                          Kendime bir demet papatya aldım ama bakmadım 
                                                                                                             fama...
        Gözlerimi gelişlere verdim, gözlerimdeki hüzün bile seni özlemis
       itiraf etti sonunda...
şüncelerim gururlu, hayallerim ve sevdam değil...
G
elseydin, kendimi unutup sana koşacaktım, susturacaktım içimdeki isya,
kav
gaların ortasında bir güneş gibi doğup ısıtacaktım yüreğini,
sevinç
ten ağlayacaktım bu defa, mutluyken hemen sarhoş olmuşum gibi,
dokun
acaktım, sarılacaktım.
A
ma gelmedin, gelemezdin belki de gelmeye de

hiç niy
etin yoktu aslında...
Ke
ndimi kandırdığımı anladığımda ağlıyordum...
Es
kiden kimi şarkıların ne kadar anlamlı olduğunu düşünürken, şim
di
ayrıl
ığın ardından çalınan her şarkı umutsuzluğumu ve sevgimi anlatıyo
rmuş
gibi
geliyor... Sevdiğim ne çok şarkı varmış, bunu senin gidişin gösterdi bana...
Her şar
kıda sen varsın, her yerde, her gördüğüm insanda, denizde,
geced
e, uykumda...
Nasıl beceriyorsun her yerde olabilmeyi
...
Bu bir marifetse eğer, neden benim yanımda degilsin ki!...
Gözyaş
larım asilliğini yitiriyor ve yenik düşüyorum sevdana...
Gittin
! Belki de hgelmemiştin ben, geldiğini sanm... Ayak uyduramadım
yorgunlu
ğ
una...
Du
daklarına düşlerindeki öpüşü konduramadım...

Ki
mi zaman bir çocuk oldum gülüşlerinde şımaran, kimi zaman bir
erkek
do
kunuşlarında kendini bulan.
..
A
ma! En çok da imkânsızın oldum...
H
er gelişimde bir kez daha gönderdiğin oldum...
İn
anamadığın, Yenemediğ
in,
üzerinden atlayamadığın korkuların oldum...
Ağla
dığın, bağırdığın ya da
sus
tuğun isyanın oldum, sessizce boşalan gözyaşların, birikmişliğin oldu
m...
reğindeki erkek ben olmak isterken yüreğine sığınan ve tozlanacak o
lan
bir a
nı oldum...

Haketmedi
klerin, artık yeter dediklerin ve herşeyin olmak isterken
belki de hiçbir şeyin
oldum...
Söylesene ben gerçek
ten senin neyin oldum
Sesin
hep uzakları çağırıyordu, ben üstüme alındım, sana geldim..
.
Bilseydim, bana ait olmaya
n bir seslenişi sahiplenir mi
ydim...
Şimdi bir mevsimlik a
şk kaldı avuçlarımda sadece b
ir mevsim yaşanan
ama bir öm
ür gibi ge
len aşk...
Kalbime
henüz söyleyemedim gittiğini,
öğrenirse onun da acı çekme
sinden korkuyorum...
Seni hal
en
benimle biliyor ve seviyo
r ama ben kalbime ilk defa yal
an söylüyorum...
Gittin!
Se
vdamın yokluğuna alışabilirim belki ama sesinin uzak yolların
sonunda olması acıtıyor i
çimi...
Suskunluğun en büyük
silahındı,
suskunl
uğunla vurdun beni asıl acı olan, canımı acıtan unutulmak...
Söyles
ene unutulmak kime yakışıyor
Unutan sen olsan da sana bile
yakışmıyor ...
Merak etme,
üstüne giydirmedim bu duyguyu, unutulmayan olmak
sende dah
a güzel duruyor...
Görüyorsu
n işte, aşk'a ve sana ihanet etmiyorum
benim kırgınlığım a
şk'a...
Sen üstüne alındın..
.

Seν∂αℓαR Mι KιSαℓ∂ι...?

 

.. Bir Leyla Düslemesi ..

 

Bir Leyla Düslemesi ..*

 
Bir Leylaşlemesidir aşk.
Yanmak
tır bir gülün kırmızısında, türküler yakmaktır sevgi
liye.

n batımlarında tutulan sevdaları gün doğumlarında aramanın adıdır aşk
.
Sehe
rlerde bülbülün yanık nağmelerinde gül hasreti çekmektir; güle rengini veren, yüreğini veren bülbül olmaktır aşk
.

Ve
biz şimdi büyüsü kaybolmuş zamanlarda

a
şkın peşine düştük.
Pa
zar pazar gezinen Zeliha olduk aşkımıza bir Yusuf bulmak için
.
Yusuf
, esrarını gizleyen ebedi iffetti.


Mec
nun'a özendik sevdamıbir Leyla'ya yüklemek i
çin.
Le
yla bir ışıktı, ab-ı hayattı aşkı filizlendi
ren.

Ferhat olup Şirin'ler harına gönül kazmasını yamaç yüreklere vurmak istedik.

Şirin
, gönül aynasında aşyüten bir suretti.

Bitmeyen özlemler büyütüyoruz bağrımızda.
Leyla'ya, Şirin'e, Aslı'ya adadığımız yüreklerimiz vardır. Suretten öte aradığımız bir yâr var
dır.

Y
ârin adıyla yan yana
bilinsin istediğimiz adlarımız vardır.


"A
şk" ile "ilgi duyma"nın karıştırıldığı bir dönemde yaşıyor
uz.

Artık gü
llerimiz Leyla kokmuyor, sevda kokmuyor.
A
şkın ilk basamağına dahi çıkamadık
.
Tu
tkulara takılıp kal
k.
D
ergâha gelen delikanlıya şeyhin "Sen git, âşık ol da gel, aşkı bil de gel!" dediği kadar dahi o
lsa
, yüreklerimize işleyemedik aşk na
kışını.

Gönül toprağına atamadık aşk tohumun
u.
Nad
asa bırakılmış yüreklerimize bir Leyla tohumu düşmed
i.

Biz
ölümsüz ve günahz aşklara değil,birlik sevdalara takıp kald
ık.
C
ismaniyetin ağında atböceklerini yıldız sayanlar gibi, tutkuları aşk sandık.

Ta
lihsiz yanılgılarla yanlış ateşlerde yandı ruhumuz.

Sonu "kaf"la biten, "aşk"ta kalb vardır.

Kaf,
kalbidirkın. Aşkın kalbini çıkarıp aldığınızda geriye "aş" (k) kalır, ceset kalır, madde kalır.

Mecnun'un aşkına özenip de yürüdüğüz yollar, çöl değil. Oysak, çölde haz verir insa
na.
Ka
lb, çöl yanmışlığında kanıyorsa aşk
vardır.
k, yanmışlıkla daha bir lezzet verirığ
a.
Sus
uzluktan çatlayan dudaklardan dökülen Leyla a, cânân adı, can verir ölür ruhlara. Çölde ceylanların sürmeli gözlerinde Leyla'görenler, ka uyanır seher
lerde.
V
e aşkın büyüsü örülür seherlerde
.
To
prak öperken alınlarımızdan, aslında Leyla'r buseler kondur
an.

Biz
im seherlerimizde ceylanlar yok art
ık.
Biz
seherlerimizi uykulara feda ettik, göremiyoruz Leyla bakışlı ceylanlar
ı.

Üst
ümüze güneşler doğ
ar oldu.
Geceler boyu yıldızlarla söyleşip
de
onl
ara elveda diyemedik gün doğumlarınd
a.

Biz, ceylanların gözlerini öpemedik, bu gözler Leyla'nın gözlerine benziyor diye.

Uykulara feda ettiğimiz seherlere ağlayamadı
k.
Leyl
asızlığa akmadı göz yaşları
mız.

Bi
z sevemedik yaratılanı Yaratan'dan
ötürü.
Yunus mektebinde diz çöküp okuyamadık aşk kitabını.


O
ysa, varlığın özünde sevda hamuru vardı.
O hamuru besleyen aşkın pişmanlık gözyaşı vardı.
Ad
em ile Havva'dan döküle
n.

Şimdi
ezeli pişmanlıklara değil, günübirlik sancılara akar oldu gözyaşlarımız.

En
sevgiliye iltifatlar vardı sevgililer sevgilisinden, "Ben sana âşık olmuşam ey şerif!" hitabının tatlı sıcaklığı vardı. "Levlake..." hitabıyla başlayan bin bir renkte iltifatlar vardı. Âşık ile mâşûkun ezelde yazılı, göklerde yan yana asılı adı vardı.

A
şk medeniyetinin sevda pazarında, gönlümüzü bir Leyla'ya, son Leyla'ya, en Leyla'ya sunmanın hesabındayız.
Yere g
öğe sığmayan Sevgililer Sevgilisini gönül Kâbe'sinde misafir etmenin telaşındayız.
Misafirlikler bir olmak içindir, tek olmak içind
ir.

pkı kapısına gelen âşıkına seslenen sevgilinin tek olma hayali gibi.


"Kimsin?" diye seslenir kapısını çalana. Aşka tutulan âşık "benim" der. Ve tekrar seslenir sevgil
i.
"Bur
ada iki kişiye yer
yok.
nlüm teki arzular
."
Tekrar
kapının tokmağına dokunan ve ısrarından vazgeçmeyen âşık, benlik libasından yrılır. "Sen'im" der. Vahdete adım atar, bırakır ikiliği, küfrü bırakır, çokluğu bırakır.

Sevdi
ğinde fânî olu
r.
Aşkın bekâsını bu
lur.

Eb
edî aşkı arzulayanlar, sevdiğinde fânî olup ölümsüzğe kucak açanlardır.

Ve
sevenlerin dilinde sevilenlerin adı bayraklaşır. Dillerde hep Leyla kitabı okunur. Kulağa gelen her nağmede Leyla, esen her rüzgârda Leyla... Buram buram hep Leyla... Kuşların ötüşünde, güllerin kan kırmızı kıvrımlarında, göğün mavisinde, ağacın yeşilinde hep Leyla vardır.

Yağmur
damlaları vuslata koşar, düşer top
rağa.
Toprak, Leyla'sıdır yağmurun; toprağın Leyla'sı yağmur.
..

Mecnun'a adını sorarlar, Leyla der. Geldiği yeri sorarlar, gideceği yeri sorarlar yine Leyla, hep Leyla
der.
Hep aşk...

Gönl
ünü Leyla'ya kaptırmışların şafaklarında, güneşin ışıldayan çehresinde gamzeli tebessümler saklır.
Dağ
ların doruklarında hiç kaybolmayan beyazlıklar, Leyla'nın yüreğe serinlikler bahşeden sevdasıdır.

k, kar beyazı vefalar saklar bağrında.


Yüreğin
e yasak koyanlar, vefalara bezenm aşklarında ölümsüzlüğün kapılarını aralar.
Gecenin
mavi karanlığında yıldızlardan taç yapan âşıklar.
L
eyla durağında sevda yağmurlarıyla ıslanırla
r.

"Cen
net gözlüm" dedimiz ve yarım kalmış yanızı tamamlayan sevgiliyi alıp da yanımıza...


"
Sen ey cenneti müjdeleyen Sevgili, Sevgilim!" deyip düşüp de peşine, tutunup da eteğine aradık mı hiç gecenin ve gündüzün Leylasını?

S
evdanın ve Leyla'nın aşkına kaç gün doğumlarını sancıyla yaşa
dık?
Gün
batımlarında kaybettiğimiz Leyla'yı bir gülün kırmısında bir bülbülün feryadında aradık mı hi
ç?
Leyla
'dan başkasını görmez oldu mu gözle
rimiz?

Yanıklığıyla ve ceylanlarıyla kendisini aşka çağıran çöldedir Mecnun.

Dolaşır
bir baştan bir başa.
Yüre
ğinden aşka ırmaklar akar çöl kumla
rında.
Gönlünü avutur
.

D
olaştığı günlerden bir gün... Fark edemez namaz kılan bir dervişin önünden geçtini. Leyla'dan başkasını görmeye yasaklı gözleriyle göremez, namaz kılan dervişi. Namaz biter. Kırk yıllık bekleyiş yükünü bilen derviş kızar Mecnun'a. Özür kuşanmış kelimelerin arndan, paslı vicdanlara bir hançer gibi, saplanan sözler dökülür Leyla kitabı okuyan dudaklardan. "Kusura bakma derviş baba, ben Leyla'nınkından seni göreme
dim.
Ya sen, huzurunda bulunduğun Mevla'nın aşkından beni nasıl gördün?"


Aşk
yanılgısıyla avunan yürekler sıtmaya tutulur.
Y
eni bir sevdanın, ezelî ve ebedî Leyla'nın eşiğinde aşka uyanır canlar, Leyla'ya u
yanır.
V
uslat kokan düşler Leyla'ya uzanır.


alint
i 
 

‹(`· Sagℓaм ∂υя yüяєGiм ·´)›

 

                                          

Sus yüreğim. Feryat etme...

Çığırtkanlara yaraşır bu yaptığın, bir de küçük kız çocuklarına. Oysa sen büyüdün, çığırtkan da olmadın hiçbir zaman.

Sen bilir miydin sormadığım soruların cevaplarını..?

 Bir açık kapı olsaydı, güneşi de baharı da getirebilir miydin? Anlar mıydın dilimden, konuşmadan susar mıydık öylece...? Yoksa yeni bir alfabe mi yazardın her harfi bir çiçekten. Bilir miydin neden bu kadar korktuğumu...? İçimdeki korkunç yalnızlığı, katran karası geceyi, düş düş sonu gelmeyen uçurumu...

Okur muydun gözlerimdeki hüznü, kendime bile kapattığım kapıları açabilir miydin...?!?

Sağlam dur yüreğim... Etrafa saçma kıvılcımları...

 Geldiğimiz gibi gideceğiz bu bahçeden. Gitmeye de biliriz. Gitmeyi de biliriz.

Sağlam dur yüreğim...Ne içindeki çığlığı büyüt dalga dalga, ne de yalnızlığı...

Bu sırrı açsaydık birbirimize. Gözlerimiz her karşılaştığında söylediklerimizi sözlere dökseydik...

Kalbimin sükun bulduğu yer dizinin dibi olur muydu? Sıcacık baktığında aradığım cevapları bulur muydum? İçim erir miydi gülümsediğinde, şimdiki gibi? Utanır mıydım yaptıklarımdan, yoksa mesut bahtiyar ölür müydüm son nefesimde?

Kendine sarıl kalbim. Sıkı tut kendini. Üzerine sıçratma kuruntuları. Zaten giderek büyüyor gece...

Söylesene bu bir masal mı? Sorular üzerine kurulabilir mi hayatlar? Başlamadan biten masallar vardır hani, kahramanları ta en başından pes eden...

 Mızıkçılık mı yapmış olur onlar, yenilmeyi seçmekle. Saklambaç oynarken sıkılıp kendini sobeleten çocuklar gibi...

Kaç bahar olur bir ömürde kalbim? Her tohum başka bir çiçek midir, yoksa yeniden açan aynı çiçek mi? Sorma artık yüreğim. Sus yüreğim, feryat etme...

 

özür diLerim....

* . g ü ℓ ü M ѕ є . *


 
 
 
 
 
     Duyunca sana olan sevdamı
Doldu gözleri bulutların
Sessizce akıttılar göz yaşlarını
Bütün rüzgara küskün bulutlar


Sanki; yaşadılar sana olan aşkımı
Gülün, açmamış tomurcuk yaprakları
Damla damla eriyen kar taneleri
Ağladılar, doğan güneş ve ayda o gün

 



Sevgi şarkıları söyleyen şimşeklerdi
Aşka; umutla koşuşan yıldızlardı
Buğulu gözlerimden damlayan yaşı
Ağlayarak sessizce sildiler gözlerinden



Nur dolu ışık saçan karanlıkları
Hatıralarında yaşattılar o an
Şakaklarından akan son göz yaşlarını
Siliyordu yağmur, güneş ve ay birden

 

 

 

Bu şehir sana karanlık gelsede, sokaklar korkutucu olsa da
Sen korkma, sen üzülme ve sen asla ağlama....
Acılar ummanlar misali yer etsede körpecik yüreğine
Sen yıkılma,sen vazgeçme,sen herşeye rağmen GÜLÜMSE

 

                                                                                          


Ben hep iki kişilik ağlıyorum zaten bir sana bir sevdama
Ben hep uzak karanlıkların arkasından sana gülümsüyorum
Sende bana aydınlık şehirlerden,güneşten önce... GÜLÜMSE

Zaten ben senin bir gülüşüne deli oldum..bari devam et... GÜLÜMSE

 

 


+
   +
       +
         +
            +

              +
           +
        +
     +
  +                    +
 +               +      +
+               +           +
 +              +           +
   +               +     +
      +   +
                          +
                               +
                                    + 
                                      +

                                   +
                                +

                           +
                       +
                   +

               +

           +

 

... BeNi uNuTMa ...

  *    *
*         *       *   Bir gün gelirde unuturmus insan..en sevdigi hatiralari bile

 

*           *        *    Bari sen her gece yorgun sesiyle,saat 12yi vurdugu zaman...beni unutma

     *           *  *   çünkü ben her gece,o saatlerde seni yasar ve seni düsünürüm

         *   hayal içinde perisan yürürüm....
 
           *   Sende karanligin sustugu yerde,beni... beni unutma                   
 
            *    
          *    O saatlerde serpilir gülüsün bir avuç su gibi içime ey yar...!
 
       *    *   seninde basinda o çilgin rüzgar deli deli  esiverirse bir gün;

  *                 * beni unutma...
 
 *              *   Ben ayagimda çarik,elimde agsa senin için su yollara düsmüsüm,
 
*            *              *  senelerce sonra sana dönüsüm bir mahser gününede
 
                            *   rastlasa,beni unutma...

 *              *             *   Hala duruyorsa yesil elbisen,onu bir gün yalniz benim için giy.
 
  *                   *    *  Saksindaki pembe karanfilde çigi ve bahçende yorgun bir kus görürsen,
 
      *    beni unutma... 
             
                            *  Büyük acilarla tutustugum gün,çok uzaklarda olsanda yine gel..

                               *
                                  *_Bu ölürcesine sevdigine gel...Ne olur Tanriya kavustugum gün,beni unutma...
 

                                     *  BeNi uNuTMa...                                                                                                         *
                                *                                                                                                                  *
                             *                  *       *                                                                        *    *        * 
                          *                 *                *                          *                *   *   
                         *                *                        *                                     *                  *            *
                    *        *        *                                              *              *                        *             * 
                 *         *   *                                                    *                         *                      * 
                           *                                                                                                              * 
                     *    *                                                                                                                       *
 

Kim biLcek ki...

__________________________________________________________________________________________

Bunu kimse bilemez



bunu kimse bilemez..
hatrımızda güneşin, rüzgarın resmini taşıdık,
kendi ellerimizle çizdiğimiz..
oysa,
güneşten görünmezdi güneş..
bakmazdık da..
duymamak oldu artık tüm sessizler,sessizlikler..
ikimiz de yalnızız..
bunu kimse bilemez..
gerçi,
anlamadık,büyürken küçüldüğünü hayatın..
sevdadır işte..sığar sandık..
küçük izler kaldı yanımızda,
mevsimlik çığlıklar,
kıyıda köşede..
mektepsiz ağızlar,isyanlar..
yalnızız ama artık..
bunu kimse bilemez..
yolları yazmış onca
yıl,
girdaba benziyor..
şimdi silinmez oldu o hicran zamanlar..
gece öyle ki,
siyah görünmüyor siyahça..
bakmazdık da..
ama bunu kimse bilemez..
şimdi ikimiz de yalnızız..
kör karanlıklarda..
birlikte ve hırsla kuşattık şehri..
bilemedik, sığarız sandık..
kim kışkırttı bizi yalnızlığa..
işte şimdi kıyıdayız
ki;
bunu kimse bilemez..
hep bileceğiz bizi..
bunu kimse bilemez..
ikimiz de yalnızız oysa,
ellerim kalem mi bilirdi,
ellerinden..
kim götürdü gözlerini buralardan..
böyle boş mu bakardım,
boş mu bakardın..
bıkmazdık da..
ama bunu kimse bilemez..
ey sessizlik !.. rengini,ismini,cismini al..
eski'yi çal radyoda..
dönmesin hiçbir plak,bizim yerimize..
oysa,yalnızız artık şimdi..
susma biz gibi..
kimse bilemez bunu yoksa...

 

_____________________________________________________________________________________________

. ( * ) .


                                               



 
 
Bir sayı daha düşüyor sıfırlanmış ömrüme. Bir yıl daha büyüyorum kendime…
Uçurumlara sürgün ediyorum düşsel kırıklarımı.
Varlığımın üstünden bir yıl daha geçiriyor zaman.
Yokluğuma bir adım daha yaklaşıyorum.Kendimden kilometrelerce uzağım.
Kendime tam zıt yönde yabancı… Acı bir mutsuzluğun ortasından ellerim.
Kurtaramıyorum…
Ki kurtarmaya kalksam tüm acı mutsuzluklarda bulunur parmak izlerim.

Yeni düşler büyütüyorum. Düşlerimi katledenlere inat…
Masallarda büyüttüğüm düşlerime küçük gelenlere inat.
Şimdi tüm masallardan kaçıyorum, aslımı oynamak için.
Mutlu sonla bitmeyecek hikâyemi masalsı düşlerden gerçeğin içine hapsediyorum.
Yine varlığım büyüdükçe yokluğumun sığınağına ilerliyorum.
Yeni bir gün doğuyor penceremden içeriye.
Bense hep beklenenlerin gelmeyeceği öğretisi ile acı damlatıyorum içime.
Önceme ve sonrama ağıtlar yakıyorum harf diliyle…

Yalnızlığımın çözülmesi zor denklemleri içinde boğuluyorum.
Hayatımda, hep çok şey sandığım insanların “hiçbir şey” oluşunun yükünü taşıyorum.

Yine doğuyorum… Ve yine sen olmuyorsun…

“İyi ki doğdun”lara sığınmıyorum.
İyi ki sini keşfedemedim henüz ömrün…
Bir yıl daha büyüyorum. Bir yıl daha küçülüyor içimdeki neşe.
Bir yıl daha satır arasına sıkıştırıyorum hayallerimi.

Binlerce salisenin üstünden geçiyorum.
Gidiyor giden, göz yumuyorum.
Zincire bağlı özgürlüklerin yamacındayım.
Bir ayağım kaysa düşeceğim mahkûm cesetler üstüne.
Tutan olmayacak bedenimi. Yine doğduğum gün öldüm bileceğim.
Yanlış hayatlardan doğru bir son yazacağım günlüğüme.
Günümü pembe düşlerle boyayacağım.
Kara kâbuslar üstümden geçecek biliyorum.
Kara mürekkepler yüzüme sıçrayacak, tüm mutlulukları kara görmem için.

Kurtarın asimile olacak dünyamı!

Yine yabancı dünyaların içinde bulunuyor yerim.
Yine yalnızım,
yine…
Yüzün sisler içinde kalıp kayıpları oynuyor benim sahnemde. Sana düşen bir söz yok, susman için girdin dünyama. Terk etmek için çaldın kapımı.
Yabancımsın… En tanıdığım olman gerekirken; en tanımadığımsın…
Bu gün doğum günüm. Söylesene aklının bir yerlerinde var mıyım?
Hayatına almadığın yabancı bir yüzü hatırlar mısın?
Koyu bir unutkanlığın ellerini tutuyorum.
Seni unutmanın eşiğindeyim.
Bir yıl daha geçiriyor zaman üstümden ve bir kez daha düşüyorsun gözümden…

Bir yıl daha üşüyorum yapayalnız… Bir kez daha doğduğumun ölüm yamaçlarında farkına varıyorum. Bu gün doğmuşum meğer diyorum… Bu gün doğmuşum meğer… Nice yıllara hüznüm… Bende olduğun müddetçe usanmadan büyüteceğim seni…



_ ayRiLigiN iLaNi _

 

AyRiLiGiN_iLaNi...

 

 

Aşkın içine bir kez girdi mi kuşku,
Teslim alır bedenleri de.
Sütten çıkmış ak kaşık değildim
Ama yalanı sokmadım iki kişilik dünyamıza.
O dünya ki bazen minicik bir odada
Bazen kentin ortasında şekillendi.
Nasıl da güzeldi...
Zaten varsın diye her şey güzeldi ama
Sen buna inanmadın. Ah bu sorular...
Yaşamak varken sevdayı delice,
Niye boğarız sorularla?
Nasıl ikna edebilirdim seni?
Ben, aşk dedikçe sen, dur dedin.
Ben, seninleyim dedikçe
Sen, hayır dedin.
Zaten az konuşan sen
Olumsuz ne kadar sözcük varsa
Bulup çıkardın ortaya.
Bense hiç bir şey diyemedim...
Biliyor musun bir tanem!
Gidişim yürekten değil, zorunluluktan.
Sanma ki, bu toy sevdayı başka kimliklere taşırım.
Sanma ki, benden sakladığın gülüşleri
yalancı yüzlerde ararım.
Seni de götürürüm yüreğimde.
Her zaman yokluğunu taşırım...
Bulup, bulup kaybettim seni bebeğim.
Ne yazık ki, tozduman edemedim kuşkularını.
Ne yazık ki, kalamadın bana.
Öpücüğümün kokusu kalacak kapının eşiğinde.
Kokladıkça; bizi bir yanlışa mahkum ettiğini anlayacaksın...!!!


Gidiyor musun diye sorma bana.
Gönderen sensin.
Ne terk etmeyi istedim seni,
Ne de daha yaşamadığımız bu aşkı toprağa gömmeyi.
Senin kadar öfkeliyim ben de.
Senin kadar endişeli...

 

.. uNe LarMe ..

UNE LARME

Soudain elle surgit venue des profondeurs,
sa valeur est inestimable tant elle est vraie.
Plus riche qu'un trésor, elle perle au gré du moment,
scintillante de vérité et pourtant si indéchiffrable
qu'aucun n'eut pensé de la comprendre.
Merveille qu'elle est, elle s'écoule vivement
pour laisser fuir l'autre qui la suit.
Rempli de joie ou de mélancolie,
seul l'être qui la laisse filer peut la comprendre
car elle crie dans le silence.

Où il y a une larme,
il y a un coeur...

 

 

TutabiLseYdiM    gözyaşlarımı ellerimle...

Tane tane gösterebilseydim sana ...

 Gözyaşlarımın ümitsizliğini, çaresizliğini;

Üstündekileri sana okutabilseydim ...

Damla damla ayrı ayrı yazdıklarını;

 

Birleşince ne şekle geldiklerini;


Duyumsatabilseydim...

 

Kokularını yayabilseydim etrafına...

 

Algılayabilseydin

kokularını;

 

Duyurabilseydim haykırışlarını ...

Uğruna geldikleri nedeni anlatabilseydim...!