NazarBonCuGuM 的个人资料Oo° bOnCuk ~ bOnCuk °oO照片日志列表更多 ![]() | 帮助 |
|
|
*Kirik Bir Veda..**Kirik Bir Veda..*
*Kirik bir veda döküldü gözlerimden ayak uçlarima. Basimi döndüren yüregini yüregime niyet tutarken göz yaslarimi ardindan kaybettim. Hükümsüzdür sadece yüregine.. Kirik bir veda.. * * * *Belki dostane belki de ölümüne sevdali bir masalin kahramaniyim. Topragima kaybettigim yaslarimin ömründeyim. Musallami sorarsalar bilinsin adimi unuttum.. * * * *Mazi gözlerimden bulut misali yagarken; sisli bir sabahin ilk mahmurluguna çaliyor yarinim. Gecenin koynundan düsen bir meçhulüm. Bana bir ad var mi? * * * *Alyazmalim, gönülsazim, yanik türküm..* * * *Yüregime düstügün o sonbahar ikindisinden beri aklim hep hayalinle ayazlarda. "Üsüyor ellerim "dediginde yaninda yoksam bilki ellerim kayip ayazlarimda. * * * *Ilkbahardan kalma en sevdigin papatyalar var sol yanimda. Sesin hala kulaklarimda; "Gelecek baharda sözüm olsun sana papatyalardan taç yapacagim".. * * * *Alyazmalim, gönülsazim, yanik türküm.. Gelmiyor bahar..Baharlar uzak.. Baharimsin ama yoksun.. Papatyalarim soluk.. * * * *Biliyor musun sana susmalarimin adini koyamadim. Yüregime damlayan siziyi duydum ama adini koyamadim. Bana bir ad var mi? * * * *Ne çok birikmisim var gizimde. Sarhos ellerimi daldirdigim umutlarimi tek tek kaldiriyorum ömür defterimden. Kirik bir vedanin ardi sira yanik bir türkü tutturmusum, sol yanimdan sizlayan bir yaranin izine.. * * * *Yazan ben söyleyen yine ben. Duymazsin ki bilesin..* *Bir garip asik dediler yüregimin kör kuyularina* *En kuytularda saklim adini görmediler sevdama* *Mehtapli gecenin en koyu aydinligi dediler* *Çöllerde bulunan serabin kum taneleri dediler* *Kaybolan yildizin çobani dediler* *Bilmediler yüregine yüregimi* *Ömrüne ömrümü bildigimi..* * * *Seni gördüya gözlerim, ah gözlerin ah, benim çeyizim.. Gözlerin derdimin merhemi yüregimin sihirli sözü ela gözlerin.. * * * *Gönülzenginim, ömür nazarim, sevdam..* *Yagmur yagiyor.. zamanin ipine astigim sabahlarimi gecelere salliyorum. Senyine yoksun ve ben senin yoksulunum. Her güne bildigim nefesimi ömrünevermekteyim.. * * * *Ömrüme biçilen yazima raziyim..Gel desem biliyorum ama dilime vurulan kilidin ucu kirik, kelimelerim ömür boyu muhabbet. Gardiyanimin gözleri kör.. * *Bir çiçek olsam hep yaninda kalsam. Bekledigin çiçegin.. Hani her daim söyledigin; "Ben ömrümde hiç çiçek almadim" dedigin, iste o çiçek olsam. Bir gül, bir karanfil, bir menekse..* * * *Yüregime düsen çocuksun, içimde kipir kipir büyüyen.. Bugün acaba hangi yaramazligi anlatacak diye bekledigim içimdeki bensin. * * * *Sevdam, askima nefes bildigim, ömür kusum.. * *Ellerime degen yüregini kiskanirim gözlerinin degdigi nazarlardan. Gamzene vuruldugum tebessümünden gözlerimi, ben seni benden kiskanirim..* * * *Varsin mecnun desinler yüregimin atisina. Ömrüne yagan yarinima bugünsüz desinler. Bilmesinler seni benim ellerimde.. Ben seni sensiz yasiyorum buralarda..* * * *Dostum, ömrüm, karanlik isigim, canim..* *Seni seviyorum ömrüme mühürlüm.. Varsin yanik sevdalara degmesin adimiz benim masalim sensin..* Her güne bir başka uyanıyor acemi yüreğim....Her güne bir başka uyanıyor acemi yüreğim.... Deniz, kokusuna küsmüş sanki. Çünkü suç işlemekten korkuyorum.
Hangi yasal aşk var yeryüzünde bilemiyorum. Kendini yasallaştıramadığı için suç olmuş aşklar düşüyor aklıma... İrkiliyorum. Ardı sıra koşturan günler bir boşluk bende...Böyle yaşamayı sevmiyorum. Türküler dinliyorum gözlerimi boşluğa yatırıp. Ama hiç biri de sensiz geçmiyor: “Tam gemiler kaçtı derken, turnalar uçtu derken, sen çıkıp gelsen.” Adını mavi koydum.. senin duru gülüşüne konsun diye uçurdum., Kaç bahar havalandı şu gönlüm bir bilsen, göçmen kuşları misali. Sığınacak ne bir liman buldu, ne bir dal. Hiç böyle aydınlık bir yürek görmedim; yüzünü hangi yana dönsen güneşe kesiyor. Ne zaman yan yana gelsek gözlerim kamaşıyor , yüreğim yerinden fırlayacak gibi oluyor gözlerinin o hesapsız duru bakışlarından... Yasak olan ne kadar şey varsa hepsi birden yasallaşıveriyor. Ama yine de suç işlemekten korkuyorum. Düşünüyorum, düşünemiyorum. Anlamı olmayan hiç bir şeyin ya da her şeyin ortasındayım işte! Yürüyen insan kalabalıkları saki içimi yırtarak geçiyor. Susuyorum delice ama içimde fırtınalar kopuyor. Beyaz bir güvercin yakaladığımı düşlüyorum... Var say ki öyle! Sana gönderiyorum onu. Kanatlarına hasret yüklüyorum,yüreğine aşk. Gözleri benim için bakacak sana, ona göre bak. Aklıma düşürüyorum ayak izlerini. Sonra oturup onları kumsala kopyalamaya çalışıyorum. Beceremiyorum. Sonra gözlerini, yüzünü. Beceremiyorum işte, beceremiyorum. Çünkü suç işlemekten korkuyorum. Kendini yasallaştıramadığı için suç olmuş aşklar düşüyor aklıma. İrkiliyorum... Dedim ya; söz geçiremediğim deli taylarım var. Sana doğru koşuyorlar... Durduramıyorum! Sabir BeNim YeLKeNLerim ..[[ Hayal kırıklıklarıyla öğreniyor insan sabırlı olmayı, bir de kaybettikçe. Acılarsa sabrın son sınavı. Gün geliyor bütün çektiklerinin ödülü bir an bahşediliyor insana. . . . * Hangi deniz kabuğunu kulağıma götürsem Duyduğum senin sesin. ![]() Her gidişinde seninle beraber giderim, sen bunu bilmezsin. Deniz kenarında beni bir başına zannedersin. Ben okyanuslara açılırım Sabır benim yelkenlerim, bunu hiç bilmezsin...
.. Derinim kendi içimde .. Gözlerime bahar değdi... Üşüyor her bir yanım sevginin ayazında... Yüzüme vurmuyor ılık nefesi baharın...Gül kokular sinmiyor üzerime...Şehrim parlıyor sağına soluna...Ama...Bir ben böyle şaşkınım, iklimini şaşırmış kuşlar gibi...Kendimi bulamıyorum bahara aşık gözlerinin içinde...Tükeniyorum terk ettiğin sevginin ellerinde... Ruhum düşlerine sığındığım gecelerim gibi simsiyah... Oysa gözlerime hayran tüm renkler... Ve yarışıyor her biri bende olabilmek için... Nafile, duyulmuyor sesler... Görünmüyor renkler... İçime sarılıyorum üşüdükçe...Daha bir düşüyorum ellerinden işte...Rengarenk hayatın içinde yakıştıramıyorum hiçbir rengi kendime...Kendime karşı savaşıyorum var olan gücümle...Hiçbirşey duymuyorum artık...Sessizlik ele geçiriyor mağlubiyeti sindiremeyen duygularımı...Sadece yazıyorum, anlatamadıklarımı... Derinim kendi içimde ben... Kayıp bir yüreğin içinde hayallerim... Bulunmak istemiyorum özlemlerin içinde... Uzaklığına vurgunum yalnızlığın... Bir adım atsam sana, yüreğimi sereceğim gözler önüne sanki...Adımlarımı durdurdum...Ve...Bir perde çektim göz kapaklarımdan, yüreğime... Sadece gözlerimde saklı herşeyim... Ve ben, Kendimi bile 'sır'ım bedenimde... Yalan bu a$klar ...
Boş umutlarla kandırılmamış kaç insan vardır Dünya’da?...
Kim bilebilir ki...
Ama bir gerçek ile yüz yüzeyiz.
Zamanımızı çalan düşmanlarımız var.
Beklentilerimiz var.
Hayatlarımızın her deminde, kendimizden kıstığımız muslukları, kandırıldığımız insanların havuzlarına açmaya ne kadar da meraklıyız,öyle değil mi?
Birilerini hayatımızın merkezi yapıp sonra pişman olmak.
Nedendir bu?
O kadar önemli midir bu insanlar bizim için?
Veya biz önemli miyiz onlar için?
Tabii ki değil.
Kendi açımızdan değerlendirelim.
Bu gibi durumlarda siz gereksiz öznesinizdir. Sizi kullananlar, sözler verenler, bekledikleriniz,
sizi ikâme edecek her türlü hoşnutluğu
sizmişsiniz gibi kabul edecektir.
Acıdır tabii ki.
Ve özel oluşunuzun getirdiği hiçbir şey kalmayınca, intihar sebebidir.
Dikey kesilecek bilekler,
tam ayarlanıp asılmış boğaza oturan ipler,
birkaç paket geri dönüşü olmayacak ilaç, veya bir zamanlar bakmaya bile korktuğunuz
ama şimdi atlamayı planladığınız her yükselti
size amaç gibi görünür.
Lakin bu gerçektir, hayatta her şeyin ikamesi vardır. Sizin de.
Bunu anlayabilmek insanı hayata bağlar.
Böyle hallerde insanın içindeki mücadele ruhu ortaya çıkar.
Hayat bir mücadeledir.
Kobay faresi gibi, bir parça peynir ararcasına kendinizi hırpalarsınız,
saatlerce çıkabilmek için türlü cendereleri atlatırsınız, fakat bulduğunuz peynir o kadar küçüktür ki
en fazla tuzlu veya tuzsuz ayrımı
yapmanıza olanak verilir.
Bu işin bir de âşk boyutu var, hem de daha büyük acılar, büyük pişmanlıklar veren, onulmaz yaralar açan.
Oysa âşk güzeldir.
Âşk’a kötü diyenler kötü yapmıştır onu.
İnsanların ellerinin değdiği her bâkir orman örtüsü, girenin çıkanın belli olmadığı tatil köyüne döner zamanla.
Bu da ona benziyor.
Âşk’ın tarifini yapmak elbette zor,
ama kötü olduğunu söylemek,
yalnızca bizim başarısız olduğumuz anlamına gelmektedir,
ellerimizle kirlettiğimiz...
Âşk’ı kötü yapan bir örneğe dönersek eğer: Söz verilmişsinizdir... Şu zamanda, şu saatte şuradayım denilmiştir, seni bekliyorum denilmiştir,
sırtınız okşanmıştır, omzunuza yastık muamelesi yapılıp nice aşk dolu başlar yaslanmıştır. Yanınızdayken her şeyiniz olan bir şey, yanınızdan ayrılıp sözler unutulunca hiçbir şey’dir artık.
Kör kuyuya düşer gibi olursunuz.
Sokağa çıkacak mecâliniz kalmaz.
Kavga çıkarırsınız.
Size sözler verene benzeyen her şeyi unutmaya çabaladıkça,
daha çok karşınıza çıkar,
perişansınızdır.
O ise bunlardan bihaber’dir.
Size verdiği sözleri unutmuş, kuytularda koklatmaktadır tüm üryan fikirlerini.
Bunalıma girersiniz.
Siz onu yalnız bıraktığınızda o asla yalnız kalamamıştır. Bir elmanın yarısı sanar kendini, sürekli bütününü aramaya çalışır.
Bilmiyordur ki aslında elma değildir,
bulması gereken
kendi yarısıdır.
Her işte bir başka şeyin yarısı gibi davranmaktan asla bir bütün olamamıştır kendinde,
hep yarımdır.
Uğruna tükettiği anlık hevesleri,
kilometrelerce uzak olduğu duyguları “sevmek” sanmaktadır
ne yazık ki...
Şimdi ileri sürdüğü her düşünce,
bir gün sonra onun eleştirisidir.
“Ben” olamamıştır.
Sözün özü unutulan siz değilsinizdir. Kendisini unutmuştur.
Bir bilinmez akıntıya kapılmıştır,
an gelir sizin dallarınıza tutunmak ister.
Siz artık o nehirde köprü olmuşsunuzdur dallarınızla, başka dostluklara, âşklara.
O ise kurduğunuz köprünün altından sürüklenip gider.
"Kötü değil belki ama, Yalan bu âşklar." ![]() Her gün bulup bulup seni kaybetmekten sıkıldım.
Dayanmak zor, İçim her akşam aynı acıyor. "HER GÜN" yeni bir gün sandığım zaman, hep aynı hisleri yaşatıyorsun bana. Üstünde o kadar sevimsiz bir tavrı varki, renkleri bile yakışmıyor ruhuna. Ruhun bile eskisi gibi değil sesindeki o farklı soğukluğu duyup üşümemek elde değil.... Son zamanlarda öyle bir evrim geçirdin ki, seni sana benzetemez oldum. Gözlerinin içine baktıkça uzaklaşıyorsun her lafında ise biraz daha da acımasız oluyorsun. Ben bütün sevimliliğimi üstüme giymeye çalıştıkça sen bir zamanlar pamuk ama şimdi taş gibi ellerini üstüme savurup yırtıyorsun bütün hareketlerimi. Sürekli tekrarlıyor zaman kendini. Şimdi seni silmek içinn kötü anılara ihtiyacım var. Umudumu, hayallerimi kendi ellerimle öldürüyorum umudum gözlerime bakıyor üzgün ve çaresiz. Son nefesini veren bir minik kuş gibi ne olur ölmesem diyor.
Gözyaşlarım, kalbim buna isyan ediyor.
Nasıl dayanacağım bütün olanlara. Yine de tükenmiyor hislerim,
susmuyor yüreğim...
vazgeçemiyorum sevgimden..
aşkımdan.. özlemlerimden.
Ben sana tutkundum bakışlarına öfkene ruhuna hep sana tutkundum..izlerdim seni uzaktan uzağa... Damarlarımda dolaşan sevgine beni içten içe bitiren aşkına tutkundum...
Dipsiz karanlik gecelerde sana söylediğim şarkılar sana yazdığım şiirler hep seni anlatan hayaller ve sana çıkan yollar sana bağlanan umutlar. Herşey sen; Düşlerim acılarım sevgim ellerim vücudu hepsi sen Gittiğim yerlerde baktığım gözlerde hep seni görüdüm..
Sen olmuştum ben tamamen... Sana ne anlatayim? içimdeki acıyımı? Kalbimdeki yarayımı? Yokluğunda akıttığım gözyaşlarımı mı? Söyle sana ne anlatayım?
Ama, her gelişimde bir kez daha gönderdiğin oldum... İnanamadığın, üzerinden atlayamadığın korkuların oldum. Ağladığın, bağırdığın ya da sustuğun isyanların oldum. Yüreğinde olmak isterken yüreğine sığınan bir anı oldum... Haketmediklerim, artık yeter!!! herşeyin olmak isterken belki de hiçbir şeyin oldum...
Söylesene ben gerçekten senin neyin oldum? Aşkımı buzdağlarına çarparak gidiyorum gözlerini kalbime gömerek gidiyorum. Masal bitti
Ve artık son adımı atıyorum ilk adıma inat...
Sence neye veda ettin sen .. ?
![]() Kendime kanadım dün bütün gün, içime kanadım, yüreğime, ağrısına teselli buldu soluklanışım, ne bileyim gereksiz bir suskunluk, süzülen garip bir kızıllık, belki de hatırlamak istemeyişimin verdiği umarsızlık, ne dersen de,
acı bir tebessüm sadece...
Yalnız bir gece, hepsi bu.
Korkuyorum artık, eskisi gibi güçlü değilim, eskisi gibi değil çünkü yaşamım. Sırf bu yüzden yalanlar buluyorum dilime, geleceksin mesela, bizi kıskanıp yazılar yazan denize bakıp o gülüşlerine sarılıyorum sonra, herkesin mavi bir düşü vardır diyorsun yeniden, ve ansızın bir telefon geliyor sen pencereden bakarken;
ikinci şarkı senin için diyorum, bak, bu bile yeniden...
Efkarlıyım bu aksam, bir hasretle savaşan. dert mı sardı bu Aksam sanki içtikçe artan. ben bilemiyorum neden bilemiyorum herşey bomboş yalan bir sen çekip gittin, bilsem severmiydim dostum oldu hüsran.. Sence neye veda ettin, söyle hadi. İliklerine kadar doldur beni, sev, yalnızca sev,
hiç uyanmayalım ne olur dedikten sonra
neye veda ettin,
neye ...?
Dokunduğun yüzüm kan revan, söyle, hadi bir avuç toprağımdan al ellerine, kokla, sarıl, öp, ne olursun söyle;
neye veda ettin sen?
Bu gece yalnızım, oysa olmak istediğim yer senin yanın. Odanın bir köşesinde, hani o bulmacalar bulduğum yere kıvrılıp gülen yüzüne bakmak isterdim sabaha kadar. Yanlış anlama kavgam seninle değil, kendimle, hayatımla, umut damarı çatlamış yanımla, ne bileyim, hala sen kokarken tenim, bedenimle.
Öyle ya, çürümüş etim neden hayat koksunki, neden huzurunu döktüğün nefesine bulaşsınki açlığım, neden?
Sessizlikten neredeyse damla damla kopan, defalarca yeniden doğup yeniden büyüyen ben... Zaman akşamı indirirken göğe, karanlığın kemikli suratına çarpar bakışım, ama hızla geçip giden her şeyin içinden bir tek seni görür bu gözler, tam da yalnızlık ortasından çatlamışken, şimdi...
Kelimeleri söker kaldırımlardan, yığar köşebentleri kanatsa da ellerini, evet sen,
aklımda kalacak olan tek roman.
Hem kaç beyitlik şiir anlatabilirki seni yine, yeniden, kaç asırlık çınarın gölgesi vurur senin gibi bedenime,
bak hala çok şeyi öğreniyorum senden,
hayatım boyunca hiç bir kitap, sayfalarını açtıkça başka dünyaların kapılarından heyecan ve umutla sürüklememişti beni,
sende okuduğum her cümle ayrı bir anlam soluyordu gözlerime, tuhaf, çıldırtıcı bir eziklik ve yetersizlik duygusunun uyuşuk hissizliğinde geziniyordum sanki,
şakağıma boşa yaşadığımın namlusunu doğrultup her sayfada bir mermi sıkıyordun geçmişe.
Aşk bu olmalı, kendini yeniden görmek,
yitirdiğin onca zamanın bataklığında boğulduğunu anlamak.
Merdivenin yalnızca inilip çıkılan bir yapı değil, basamaklarına oturulup sohbet edilebilir bir yer olduğunu öğrettin.
Örneğin, batıyla doğunun birleştiği yerleri arıyormuşum meğer,
kuzeyle güneyi gösterdi düşlerin, ne bileyim, yedi milyar rengi vardır doğanın, senden öğrendim ama mavinin anaçlığını, senden ibaretti dört mezhepli tek kitap...
... ahh..yaşamıyorum çıkamam bu karanlıktan Ahhhh deliriyorum ki sebebi yok anlarım aşktan. Bu gece yalnızım, oysa olmak istediğim yer senin yanın. Üşüyorsun belki, belliki alıştın da, ...
yok feryadım şimdi, seni serpecek bir rüzgar yok tanrımın katında, kırk katır yılan otu uç uca iliştirilmiş her adımda yokluğunu kanatmakta, bilmem kaç elmanın kurduydu kursağında kalan,
hadi, silkiniver,
salıver eskilerle sürme çektiğin gözlerine yapışmış görüntüleri, ne olur gitme uzaklarıma,
bulamamak ne dehşet verici bir eylemdir, ki çiftleşeceğim başka bir erdem yok,
işlemediğim cinayetlerin affı çıksın hadi nefesinde,
ama yaşarmadı yastık
ama ağladık
ama çok korktuk
ama bilmediler
ama utanmadılar
sabah ezanıyla yollara açılan kapılar,
kırk suali yoktur kırk yarama cevap,
hadi kaybolma damarlarımdan...
Ben doğduğumda yağmur yağmış, nisan, ..., kırkım çıkmadan kolum çıkmış,
ağustos, derken bir öğle öncesi yine o yağmurlarla gelmiş körlüğüm, şubat, koca bir on yıl çocukluğum, ve ansızın büyüyüp kalmışım,
haziran, ilk aşk,
ocak, ölüme kura çekmişim,
temmuz, uyumuşum,
ekim, dört duvar girmiş koynuma,
eylül, kanım aralamış sağ yanımı,
mayıs, ilk kez düşmüşüm,
mart, ağlamışım,
aralık.
Bir tek kasım kaldı sana, hep hiç kalan kokumda adına yaslanarak yürüyebildiğim yalnızca kasım vardı, onda da sanki sende kaldı bir yarım... Sence neye veda ettin sen? Otuzüç kasımı yüzüme bulaştıran yaralarıma mı, yoksa sana baktığımda gördüğüm gözlerime mi, söyle hadi.
haklısın demek yok artık,
buram buram sen kokarken hala bu hayat,
hiçliğimle seni sevmemden mi utandın yoksa,
plastik kokusunu başucunda besleyen kaderim miydi veda ettiğin,
hadi söyle kimim ben,
yüzümün astarına dikilen karanlıktan başka neyim ben,
binbeşyüz asrın tek tanrısından beklediğim gelmişken söyle şimdi; neye veda ettin sen?
İstediğim tek şey denize bakıp seni görebilmekti, denize dokunup seni hissedebilmekti, tek kalem sendin ülkemi savunan, ve her saç telinde başka bir sebep vardı yaşama dair, adına mavi demiştim, adına sen demiştim ilk kez tanrıya tapar gibi sevebilmenin...
Hepsi senin kokun; temiz ve duru, tıpkı düşlerin gibi, ne bileyim kanım karışmasın istedin belki bu duruluğa, düşlerine sıvasız bir yüzün kokusu bulaşmasın istedin, denizi taşırken içinde, alnımdaki lekeyi orada görmemek istedin belki de...
Kimim ben? bir ben bilemiyorum neden bilemiyorum herşey bomboş yalan... Parçalanmış hayatımdan karanlık sızıyor geleceğime, neyim ben...
Yo,
gülsün yine gözlerin,
söz verdim;
uğradığın her durakta bekleyeceğim seni....
.***. Sen üstüne aLindin... Biliyorum konuşacak birşeyimiz kalmadı, paylaşacak hiç bir şeyimiz yok.
Yine de yüreğimden gücümün yettiği yere kadar sana sesleniyorum,
seninle konuşuyorum... Bugün sana olan kırgınlığımı rafa kaldırdım, ![]() sevgimi aldım avuçlarımın arasına, ona sığınıyorum...
Cümlelerimi kısalttım,
kelimelerim buruk, gülüşlerim istenmeyen dudaklarımda...
Bir ihtimal gelişine sığındığımı farkettiysem de, engel olamadım gurursuz ama umutlu hasretine...
Bugün gönlümü hoş tutmak istiyorum, imkansız olan her rüyaya inanasım geliyor...
Bir çocuk gibi isteklerimi bastıramıyorum... Çalmayan telefonuma elim gidiyor,
sana halen bende olduğunu ısrarla yazmaya çalışıyorum... Bende olan seni, hiç kırmadım, değiştirmedim ve hep korudum desem de, sendeki benin nasıl olduğunu, gülüp gülmediğini anlamsız bir sıkıntıyla merak ediyorum...
İçimdeki güzelliğine inanıp inanmamanı artık umursamıyorum! Üşüyorum, bu üşüme yalnızlığımdan geliyor ve sarıyor her tarafımı...
Tutunabileceğim hiçbir güzellik yok, hatırlamaktan usanmayacağım anılarım dışında... Isınabilmek için onlara sarılıyorum... Anlamsız ve cevapsız sorular sinsice sırıtıyor,
ben görmemeye çalışıyorum... Düşler
uzak
gibi görünüyordu ama yakındı...
Belki de görmeyi istemek gerekiyordu... Gözlerini aç desem kapatacaksın ama kapatma gözlerini! Kendime bir demet papatya aldım ama bakmadım falıma...
Gözlerimi gelişlere verdim, gözlerimdeki hüzün bile seni özlemis itiraf etti sonunda...
Düşüncelerim gururlu, hayallerim ve sevdam değil... Gelseydin, kendimi unutup sana koşacaktım, susturacaktım içimdeki isyanı, kavgaların ortasında bir güneş gibi doğup ısıtacaktım yüreğini, sevinçten ağlayacaktım bu defa, mutluyken hemen sarhoş olmuşum gibi, dokunacaktım, sarılacaktım. Ama gelmedin, gelemezdin belki de gelmeye de hiç niyetin yoktu aslında... Kendimi kandırdığımı anladığımda ağlıyordum... Eskiden kimi şarkıların ne kadar anlamlı olduğunu düşünürken, şimdi ayrılığın ardından çalınan her şarkı umutsuzluğumu ve sevgimi anlatıyormuş gibi geliyor... Sevdiğim ne çok şarkı varmış, bunu senin gidişin gösterdi bana... Her şarkıda sen varsın, her yerde, her gördüğüm insanda, denizde, gecede, uykumda... Nasıl beceriyorsun her yerde olabilmeyi... Bu bir marifetse eğer, neden benim yanımda degilsin ki!... Gözyaşlarım asilliğini yitiriyor ve yenik düşüyorum sevdana... Gittin! Belki de hiç gelmemiştin ben, geldiğini sandım... Ayak uyduramadım yorgunluğuna... Dudaklarına düşlerindeki öpüşü konduramadım... Kimi zaman bir çocuk oldum gülüşlerinde şımaran, kimi zaman bir erkek dokunuşlarında kendini bulan... Ama! En çok da imkânsızın oldum... Her gelişimde bir kez daha gönderdiğin oldum... İnanamadığın, Yenemediğin, üzerinden atlayamadığın korkuların oldum... Ağladığın, bağırdığın ya da sustuğun isyanın oldum, sessizce boşalan gözyaşların, birikmişliğin oldum... Yüreğindeki erkek ben olmak isterken yüreğine sığınan ve tozlanacak olan bir anı oldum... Haketmediklerin, artık yeter dediklerin ve herşeyin olmak isterken belki de hiçbir şeyin oldum... Söylesene ben gerçekten senin neyin oldum Sesin hep uzakları çağırıyordu, ben üstüme alındım, sana geldim... Bilseydim, bana ait olmayan bir seslenişi sahiplenir miydim... Şimdi bir mevsimlik aşk kaldı avuçlarımda sadece bir mevsim yaşanan ama bir ömür gibi gelen aşk... Kalbime henüz söyleyemedim gittiğini, öğrenirse onun da acı çekmesinden korkuyorum... Seni halen benimle biliyor ve seviyor ama ben kalbime ilk defa yalan söylüyorum... Gittin! Sevdamın yokluğuna alışabilirim belki ama sesinin uzak yolların sonunda olması acıtıyor içimi... Suskunluğun en büyük silahındı, suskunluğunla vurdun beni asıl acı olan, canımı acıtan unutulmak... Söylesene unutulmak kime yakışıyor Unutan sen olsan da sana bile yakışmıyor ... Merak etme, üstüne giydirmedim bu duyguyu, unutulmayan olmak sende daha güzel duruyor... Görüyorsun işte, aşk'a ve sana ihanet etmiyorum benim kırgınlığım aşk'a... Sen üstüne alındın... Seν∂αℓαR Mι KιSαℓ∂ι...?
.. Bir Leyla Düslemesi ..
Bir Leyla düşlemesidir aşk.
Yanmaktır bir gülün kırmızısında, türküler yakmaktır sevgiliye. Gün batımlarında tutulan sevdaları gün doğumlarında aramanın adıdır aşk. Seherlerde bülbülün yanık nağmelerinde gül hasreti çekmektir; güle rengini veren, yüreğini veren bülbül olmaktır aşk. Ve biz şimdi büyüsü kaybolmuş zamanlarda aşkın peşine düştük. Pazar pazar gezinen Zeliha olduk aşkımıza bir Yusuf bulmak için. Yusuf, esrarını gizleyen ebedi iffetti. Mecnun'a özendik sevdamızı bir Leyla'ya yüklemek için. Leyla bir ışıktı, ab-ı hayattı aşkı filizlendiren. Ferhat olup Şirin'ler hatırına gönül kazmasını yamaç yüreklere vurmak istedik. Şirin, gönül aynasında aşkı büyüten bir suretti. Bitmeyen özlemler büyütüyoruz bağrımızda. Leyla'ya, Şirin'e, Aslı'ya adadığımız yüreklerimiz vardır. Suretten öte aradığımız bir yâr vardır. Yârin adıyla yan yana bilinsin istediğimiz adlarımız vardır. "Aşk" ile "ilgi duyma"nın karıştırıldığı bir dönemde yaşıyoruz. Artık güllerimiz Leyla kokmuyor, sevda kokmuyor. Aşkın ilk basamağına dahi çıkamadık. Tutkulara takılıp kaldık. Dergâha gelen delikanlıya şeyhin "Sen git, âşık ol da gel, aşkı bil de gel!" dediği kadar dahi olsa , yüreklerimize işleyemedik aşk nakışını. Gönül toprağına atamadık aşk tohumunu. Nadasa bırakılmış yüreklerimize bir Leyla tohumu düşmedi. Biz ölümsüz ve günahsız aşklara değil, günübirlik sevdalara takılıp kaldık. Cismaniyetin ağında ateş böceklerini yıldız sayanlar gibi, tutkuları aşk sandık. Talihsiz yanılgılarla yanlış ateşlerde yandı ruhumuz. Sonu "kaf"la biten, "aşk"ta kalb vardır. Kaf, kalbidir aşkın. Aşkın kalbini çıkarıp aldığınızda geriye "aş" (k) kalır, ceset kalır, madde kalır. Mecnun'un aşkına özenip de yürüdüğümüz yollar, çöl değil. Oysa aşk, çölde haz verir insana. Kalb, çöl yanmışlığında kanıyorsa aşk vardır. Aşk, yanmışlıkla daha bir lezzet verir aşığa. Susuzluktan çatlayan dudaklardan dökülen Leyla adı, cânân adı, can verir ölür ruhlara. Çölde ceylanların sürmeli gözlerinde Leyla'yı görenler, aşka uyanır seherlerde. Ve aşkın büyüsü örülür seherlerde. Toprak öperken alınlarımızdan, aslında Leyla'dır buseler konduran. Bizim seherlerimizde ceylanlar yok artık. Biz seherlerimizi uykulara feda ettik, göremiyoruz Leyla bakışlı ceylanları. Üstümüze güneşler doğar oldu. Geceler boyu yıldızlarla söyleşip de onlara elveda diyemedik gün doğumlarında. Biz, ceylanların gözlerini öpemedik, bu gözler Leyla'nın gözlerine benziyor diye. Uykulara feda ettiğimiz seherlere ağlayamadık. Leylasızlığa akmadı göz yaşlarımız. Biz sevemedik yaratılanı Yaratan'dan ötürü. Yunus mektebinde diz çöküp okuyamadık aşk kitabını. Oysa, varlığın özünde sevda hamuru vardı. O hamuru besleyen aşkın pişmanlık gözyaşı vardı. Adem ile Havva'dan dökülen. Şimdi ezeli pişmanlıklara değil, günübirlik sancılara akar oldu gözyaşlarımız. En sevgiliye iltifatlar vardı sevgililer sevgilisinden, "Ben sana âşık olmuşam ey şerif!" hitabının tatlı sıcaklığı vardı. "Levlake..." hitabıyla başlayan bin bir renkte iltifatlar vardı. Âşık ile mâşûkun ezelde yazılı, göklerde yan yana asılı adı vardı. Aşk medeniyetinin sevda pazarında, gönlümüzü bir Leyla'ya, son Leyla'ya, en Leyla'ya sunmanın hesabındayız. Yere göğe sığmayan Sevgililer Sevgilisini gönül Kâbe'sinde misafir etmenin telaşındayız. Misafirlikler bir olmak içindir, tek olmak içindir. Tıpkı kapısına gelen âşıkına seslenen sevgilinin tek olma hayali gibi. "Kimsin?" diye seslenir kapısını çalana. Aşka tutulan âşık "benim" der. Ve tekrar seslenir sevgili. "Burada iki kişiye yer yok. Gönlüm teki arzular." Tekrar kapının tokmağına dokunan ve ısrarından vazgeçmeyen âşık, benlik libasından sıyrılır. "Sen'im" der. Vahdete adım atar, bırakır ikiliği, küfrü bırakır, çokluğu bırakır. Sevdiğinde fânî olur. Aşkın bekâsını bulur. Ebedî aşkı arzulayanlar, sevdiğinde fânî olup ölümsüzlüğe kucak açanlardır. Ve sevenlerin dilinde sevilenlerin adı bayraklaşır. Dillerde hep Leyla kitabı okunur. Kulağa gelen her nağmede Leyla, esen her rüzgârda Leyla... Buram buram hep Leyla... Kuşların ötüşünde, güllerin kan kırmızı kıvrımlarında, göğün mavisinde, ağacın yeşilinde hep Leyla vardır. Yağmur damlaları vuslata koşar, düşer toprağa. Toprak, Leyla'sıdır yağmurun; toprağın Leyla'sı yağmur... Mecnun'a adını sorarlar, Leyla der. Geldiği yeri sorarlar, gideceği yeri sorarlar yine Leyla, hep Leyla der. Hep aşk... Gönlünü Leyla'ya kaptırmışların şafaklarında, güneşin ışıldayan çehresinde gamzeli tebessümler saklıdır. Dağların doruklarında hiç kaybolmayan beyazlıklar, Leyla'nın yüreğe serinlikler bahşeden sevdasıdır. Aşk, kar beyazı vefalar saklar bağrında. Yüreğine yasak koyanlar, vefalara bezenmiş aşklarında ölümsüzlüğün kapılarını aralar. Gecenin mavi karanlığında yıldızlardan taç yapan âşıklar. Leyla durağında sevda yağmurlarıyla ıslanırlar. "Cennet gözlüm" dediğimiz ve yarım kalmış yanımızı tamamlayan sevgiliyi alıp da yanımıza... "Sen ey cenneti müjdeleyen Sevgili, Sevgilim!" deyip düşüp de peşine, tutunup da eteğine aradık mı hiç gecenin ve gündüzün Leylasını? Sevdanın ve Leyla'nın aşkına kaç gün doğumlarını sancıyla yaşadık? Gün batımlarında kaybettiğimiz Leyla'yı bir gülün kırmızısında bir bülbülün feryadında aradık mı hiç? Leyla'dan başkasını görmez oldu mu gözlerimiz? Yanıklığıyla ve ceylanlarıyla kendisini aşka çağıran çöldedir Mecnun. Dolaşır bir baştan bir başa. Yüreğinden aşka ırmaklar akar çöl kumlarında. Gönlünü avutur. Dolaştığı günlerden bir gün... Fark edemez namaz kılan bir dervişin önünden geçtiğini. Leyla'dan başkasını görmeye yasaklı gözleriyle göremez, namaz kılan dervişi. Namaz biter. Kırk yıllık bekleyiş yükünü bilen derviş kızar Mecnun'a. Özür kuşanmış kelimelerin ardından, paslı vicdanlara bir hançer gibi, saplanan sözler dökülür Leyla kitabı okuyan dudaklardan. "Kusura bakma derviş baba, ben Leyla'nın aşkından seni göremedim. Ya sen, huzurunda bulunduğun Mevla'nın aşkından beni nasıl gördün?" Aşk yanılgısıyla avunan yürekler sıtmaya tutulur. Yeni bir sevdanın, ezelî ve ebedî Leyla'nın eşiğinde aşka uyanır canlar, Leyla'ya uyanır. Vuslat kokan düşler Leyla'ya uzanır. alint ‹(`· Sagℓaм ∂υя yüяєGiм ·´)›
Sus yüreğim. Feryat etme... Çığırtkanlara yaraşır bu yaptığın, bir de küçük kız çocuklarına. Oysa sen büyüdün, çığırtkan da olmadın hiçbir zaman. Bir açık kapı olsaydı, güneşi de baharı da getirebilir miydin? Anlar mıydın dilimden, konuşmadan susar mıydık öylece...? Yoksa yeni bir alfabe mi yazardın her harfi bir çiçekten. Bilir miydin neden bu kadar korktuğumu...? İçimdeki korkunç yalnızlığı, katran karası geceyi, düş düş sonu gelmeyen uçurumu... Okur muydun gözlerimdeki hüznü, kendime bile kapattığım kapıları açabilir miydin...?!? Geldiğimiz gibi gideceğiz bu bahçeden. Gitmeye de biliriz. Gitmeyi de biliriz. Sağlam dur yüreğim...Ne içindeki çığlığı büyüt dalga dalga, ne de yalnızlığı... Kalbimin sükun bulduğu yer dizinin dibi olur muydu? Sıcacık baktığında aradığım cevapları bulur muydum? İçim erir miydi gülümsediğinde, şimdiki gibi? Utanır mıydım yaptıklarımdan, yoksa mesut bahtiyar ölür müydüm son nefesimde? Mızıkçılık mı yapmış olur onlar, yenilmeyi seçmekle. Saklambaç oynarken sıkılıp kendini sobeleten çocuklar gibi...
özür diLerim.... * . g ü ℓ ü M ѕ є . *![]() Duyunca sana olan sevdamı
Doldu gözleri bulutların Sessizce akıttılar göz yaşlarını Bütün rüzgara küskün bulutlar Sanki; yaşadılar sana olan aşkımı Gülün, açmamış tomurcuk yaprakları Damla damla eriyen kar taneleri Ağladılar, doğan güneş ve ayda o gün
Bu şehir sana karanlık gelsede, sokaklar korkutucu olsa da
Zaten ben senin bir gülüşüne deli oldum..bari devam et... GÜLÜMSE
+ + + +
b. ... BeNi uNuTMa ... * *
* * * Bir gün gelirde unuturmus insan..en sevdigi hatiralari bile
* * * Bari sen her gece yorgun sesiyle,saat 12yi vurdugu zaman...beni unutma
* hayal içinde perisan yürürüm.... ![]() * Sende karanligin sustugu yerde,beni... beni unutma
*
* O saatlerde serpilir gülüsün bir avuç su gibi içime ey yar...!
* * seninde basinda o çilgin rüzgar deli deli esiverirse bir gün;
* * beni unutma... * * Ben ayagimda çarik,elimde agsa senin için su yollara düsmüsüm,
* * * senelerce sonra sana dönüsüm bir mahser gününede
* rastlasa,beni unutma...
* * * Hala duruyorsa yesil elbisen,onu bir gün yalniz benim için giy. * * * Saksindaki pembe karanfilde çigi ve bahçende yorgun bir kus görürsen,
* * * * beni unutma... * Büyük acilarla tutustugum gün,çok uzaklarda olsanda yine gel.. * *_Bu ölürcesine sevdigine gel...Ne olur Tanriya kavustugum gün,beni unutma...
* BeNi uNuTMa... * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * Kim biLcek ki...__________________________________________________________________________________________Bunu kimse bilemez
_____________________________________________________________________________________________ . ( * ) . ![]() Bir sayı daha düşüyor sıfırlanmış ömrüme. Bir yıl daha büyüyorum kendime…
Uçurumlara sürgün ediyorum düşsel kırıklarımı. Varlığımın üstünden bir yıl daha geçiriyor zaman. Yokluğuma bir adım daha yaklaşıyorum.Kendimden kilometrelerce uzağım. Kendime tam zıt yönde yabancı… Acı bir mutsuzluğun ortasından ellerim. Kurtaramıyorum… Ki kurtarmaya kalksam tüm acı mutsuzluklarda bulunur parmak izlerim. Yeni düşler büyütüyorum. Düşlerimi katledenlere inat… Masallarda büyüttüğüm düşlerime küçük gelenlere inat. Şimdi tüm masallardan kaçıyorum, aslımı oynamak için. Mutlu sonla bitmeyecek hikâyemi masalsı düşlerden gerçeğin içine hapsediyorum. Yine varlığım büyüdükçe yokluğumun sığınağına ilerliyorum. Yeni bir gün doğuyor penceremden içeriye. Bense hep beklenenlerin gelmeyeceği öğretisi ile acı damlatıyorum içime. Önceme ve sonrama ağıtlar yakıyorum harf diliyle… Yalnızlığımın çözülmesi zor denklemleri içinde boğuluyorum. Hayatımda, hep çok şey sandığım insanların “hiçbir şey” oluşunun yükünü taşıyorum. Yine doğuyorum… Ve yine sen olmuyorsun… “İyi ki doğdun”lara sığınmıyorum. İyi ki sini keşfedemedim henüz ömrün… Bir yıl daha büyüyorum. Bir yıl daha küçülüyor içimdeki neşe. Bir yıl daha satır arasına sıkıştırıyorum hayallerimi. Binlerce salisenin üstünden geçiyorum. Gidiyor giden, göz yumuyorum. Zincire bağlı özgürlüklerin yamacındayım. Bir ayağım kaysa düşeceğim mahkûm cesetler üstüne. Tutan olmayacak bedenimi. Yine doğduğum gün öldüm bileceğim. Yanlış hayatlardan doğru bir son yazacağım günlüğüme. Günümü pembe düşlerle boyayacağım. Kara kâbuslar üstümden geçecek biliyorum. Kara mürekkepler yüzüme sıçrayacak, tüm mutlulukları kara görmem için. Kurtarın asimile olacak dünyamı! Yine yabancı dünyaların içinde bulunuyor yerim. Yine yalnızım, yine… Yüzün sisler içinde kalıp kayıpları oynuyor benim sahnemde. Sana düşen bir söz yok, susman için girdin dünyama. Terk etmek için çaldın kapımı. Yabancımsın… En tanıdığım olman gerekirken; en tanımadığımsın… Bu gün doğum günüm. Söylesene aklının bir yerlerinde var mıyım? Hayatına almadığın yabancı bir yüzü hatırlar mısın? Koyu bir unutkanlığın ellerini tutuyorum. Seni unutmanın eşiğindeyim. Bir yıl daha geçiriyor zaman üstümden ve bir kez daha düşüyorsun gözümden… Bir yıl daha üşüyorum yapayalnız… Bir kez daha doğduğumun ölüm yamaçlarında farkına varıyorum. Bu gün doğmuşum meğer diyorum… Bu gün doğmuşum meğer… Nice yıllara hüznüm… Bende olduğun müddetçe usanmadan büyüteceğim seni…
_ ayRiLigiN iLaNi _
.. uNe LarMe ..UNE LARME Soudain elle surgit venue des profondeurs, |
|
|