NazarBonCuGuM 的个人资料Oo° bOnCuk ~ bOnCuk °oO照片日志列表更多 工具 帮助

日志


вєкℓємєк ..*

Beklemek ..*

 

Bir sırra vakıf olmanın yükü altında ezilmek kadar agırdır.

Bir kez daha bakarsın gidenlere.

Bu son görüsün olur.

 

Sana ait olan ne varsa onlarda kalan,vazgeçersin hepsinden.

 

Yüzünde, o güne kadar ki sana en çok yakısan gülümsemen.

Ellerinde ne veda anındaki heyecan ve hasret, ne de keder.

 

Sen

 img410/4064/41515630tn2.jpg 

 

 

Beklemek..*

Aglamaktan yorulan bir çocugun iç çekisi kadar hüzün vericidir.

Yüregini yaslayacak birini ararsın.

Zaman biraz daha uzar sanki.

Her yeni günü bir öncekiyle aynı yasarsın.

Yüzünde, o güne kadar ki verilen sözlerden sakladıgın bir yorgunluk.

Artık hiç kimseye inanmazsın.

img410/2213/58615317pz4.jpg  

.

Beklemek..* .

Ilk kez uçacak olan kusun kanatları kadar hafiftir.

Asla vazgeçmezsin ve kendine ait bir hikayen olur.

Yagmurları gözlersin, yere düsen yaprakları.

Soguk, habersiz gelen bir misafir gibi telasa verir seni. Ona da alısırsın.

Yüzünde, o güne kadarki yasadıgın hayal kırıklıklarından kalma bir sükunet.

Son kez gözden geçirip yırtarsın adres defterini.

img410/4933/93920227bv9.jpg 

 

Beklemek..*
Begenerek okudugun bir kitabın son sayfasına gelmek kadar heyecan vericidir.
Adını hatırlatmaya yarayacak bir hayatın olur.
Hayallerini sırayla terk eder ve her gece uykuya,

belki güzel bir rüya görmek için yatarsın.
Yüzünde, o güne kadar ki umutlarının son çıglıgı.
Açılan her kapının ardındaki bosluk bıktırır seni.

img515/1063/85958982kz8.jpg

 

Beklemek..*
Ayrılık anında söylenilen sözler kadar akılda kalıcıdır.
Arkanı döner ve içindeki çocuga bir sans daha tanırsın.
Kopan her fırtınada bir ayna kırılır içinde.
Yüzünde, o güne kadar ki mutluluklarından çogalttıgın bir teselli.
Ellerini güçlükle cebine sokarsın.
Sen, fotograf albümünün sayfaları arasında kalan bir hatırasın.

img390/4290/79679317xj1.jpg

 

 Beklemek..*
Yetim çocuklar gibi kimsesiz kalmaktır.

Her gün içini ısıtacak bir yakınlık ararsın.
Agaçtan kopan son yaprak da düser yere.

Gözlerin ufka bakmaktan yorgun, kendi haline aglarsın.
Yüzünde, o güne kadar ki yasadıgın kederlerden bir çizgi.
Adımlarını anlamsızca atarsın.
img410/7579/76325202jc9.jpg

 

Beklemek..*
Belki de dipsiz bir kuyuya tas atmaktır.

 Ne bir ses gelir kulagına, ne de sen bir ses ararsın.
Belki biri daha gelir yanına ve onunla derde yanarsın.
Yüzünde, uzun zamandır bekledigin haberlerin sevinci.

Artık kendine daha yakınsın.
img390/5694/68616120ng0.jpg

 

Beklemek..*
Bir müjdeye yüregini yatırmaktır.

Herkes gelip geçer yanından ama sen kalırsın.
Ardından seni anlatan bir siir yazılır.

Omuzlarındaki yük kalkar, kus gibi dallara konarsın.
Yüzünde, seher vakitlerine asina olmanın ısısı.

Yasadıgın mutlulugu anlatacak bir dost ararsın.

img390/2193/34172340nr9.jpg

 

 

Beklemek..*
Günesin dogusuna sahit olmaktır.

Bir nehir kenarına uzanır ve gökyüzüne bakarsın.
Bulutlar el sallar uzaktan.

Herkesin unuttugunu sadece sen hatırlarsın.
Yüzünde, asırlık çınar agaçlarının gölgesinden kalan bir serinlik.
Artık bütün hatıralarda ismine rastlanır.
img390/818/46770146kl3.jpg

 

 

Beklemek..*
Geç kalınan bir hayata yeniden baslamaktır.
Içindeki bütün pismanlıkları atar, arkadan gelenlere yer açarsın.
Tutar, itiraz kaydı düsersin sonradan yasanacaklara.
Yüzünde, yeniden okunmus bir ayetten isaret.
Anlatılan bütün mazeretlerin kabul edilecek yanları vardır.
Sen

img259/7461/10cv3.jpg

 

 


Güzel geçen bir günün aksamında dostlarınla sohbete dalmaktır.

Akıp geçer zaman ve bunu ancak gece bittiginde anlarsın.

Gitmek, aslında beklenebilecek bir yer aramaktır.

Içindeki kuskular bir bir dagılır.

Yüzünde, kabul olmus duaların bereketi.

 

 

Elbette birazda sabırdır beklemek, O’ndan gelen her seye sabır…
Ve beklemek her seyin sükre durmasıdır sessizce,
Derin sessizlikteki yerini alırsın;

soludugun havaya, içtigin suya, attıgın adıma,

 kederi sevince döndüren dost eline…

 

Herseye sükür Ya Rab !

 

..* Nese Kutlutas ..*

 

Boynumuz kıldan ince bizi terk etmeyen hüznümüze....

.* _____________________________ *.
 
Boynumuz kıldan ince bizi terk etmeyen hüznümüze....
 
Boynumuz kıldan ince bizi terk etmeyen hüznümüze….
 
”hüzünden vazgeçemiyorsan,onu seveceksin” der Yılmaz Erdoğan bir yazısında....


kahrolası bir kelimedir aslında..!
içinde kahrını taşır, kendine bile ağır gelir ki
başkalarına yıkar yükünü...
ya sevemiyorsa insan yine de hüznünü...

o kendisini bu kadar sahiplenmişken ve hatta sevdiklerinde bile adın geçerken,
adının baş harfi hüzün olmuşsa...!
pusuya yatmış sinsi bir düşman gibi, en kahkahalı vakitlerin
en dar anında dil çıkarır sana...
fayda vermez inadına dinlediğin şarkının, rock tadı bile aslında...


hüzün ayrılıklardan bozma bir mirastır insana...

bütün varlığın olur bir anda...

çok gözyaşı bulandığı için, lekeli bir mendilidir yüreğinin....

yağmuru niye bu kadar seversin,

denizden neden alamazsın gözlerini....?


ya gecenin koynuna girrmek için

gündüzleri niye satarsın beleşe....

yalnızlığının yanına bir onu yakıştırırsın, bir o dokunabilir kimsesiz suretine....
o olmasa sen ne yazabilirdin bir beyaz boş kağıda....

sevinçler misafirdir ne zaman terk edecekleri belli olmaz....

bundandır harflerin dans etmeyi sevdiği
ve seviştiği sevinçten bozma hüzünbaz dokunmalar...

VEdE DOKUNDURMALAR bir boş kağıda....
terkedilmekten bu yana terketmeyi beceremiyorsan,
mecburen seveceksin sana üç öğün kahır sunan,
bu iki sesli üç sessiz kelimeyi....
gülsen de ağlasan da, gezsen de oynasan da, bileceksin yüreğinde hep bir leke...!
rakında meze, sohbetlerinde gizli özne.....
Ve bütün günlerin Eylülden dökülme sapır sapır...!!!

Bir yanın hep yetim, boynun bükük...

Boynumuz kıldan ince bizi terk etmeyen hüznümüze....
 
.* _____________________________ *.
 
[ Emel SeN ]

Ruhum, kapalı kapılar ardında kilitli.

Ruhum, kapalı kapılar ardında kilitli.

 

Denize nazır bir yerde bıraktım bedenimi..
Benden ayrıldığında çok uzaklarda olacağını
fısıldıyordu kulağıma..

Korkmadım onsuz olmaktan
 ve belki de
kavuşma ümidiydi benim ki..

Dön deme çabası..

Kırgın değilim
ruhumu bedenimden
ayırmayı başarana..

Üzgün değildim kaldığım uzak diyarlarda..

İnsan bazen vazgeçer sevdiğinden,
ruhuna eşdeğer saydığı da olsa...

Ayrılıklar da ölüm gibi gelmez mi zaten hep..
 

Derin bir acı hissetmez mi insan..

Çözümü zor olan
 sisli sokaklarda çaresizce
 dolaşmaz mı...?

Mecbur hisseder kendini
başını alır gider,
geride sadece loş hüzünler,
 iç sızlatan anılar,
kalır..

Ne yapmalı sorusunu
defalarca kendine sorar,
 o kadar sorar ki
tek başına yalnızlık oyununu oynamak istemez..

Sahneye çıkmak zorundadır ama..

Perde açılır...
Ruh, kapalı kapılar ardında kilitlide olsa,
 biraz aralar kendini..
 
Ama yorgundur, ürkmüştür, kendinden emin değildir.
 
Yalnızlığı
önünde sonunu göremediği bir yol olmuştur..
Karanlık bir sahnede başlar oyun, bu aslında ruhum bedene savaşıdır..
 
Ruh söze başlar:
Yıprandım ey beden..
Sevdim riyakarlık gördüm,
sevdim sevdiğimden emin,
ama ne buldum kırık dökük ruhlar gemisi..
 
 Yıkıntı yürekler,
kayıp düşler,
kendi olmayıp başka maskeleri yüz seçenler..
 
 Buna rağmen sende can bulmalı mıyım?

Ardından Beden söze girer :
 Biz bir insanı insan yapanız.
Bunun farkında mısın?
 
Sen ve Ben birlikte olamazsak,nasıl ayakta durur insanoğlu..

Ruh sinirlenerek:
İnsanoğlunun ayakta durup durmaması
umurum da değil artık..
 
Ne gördüysem gene onlardan gördüm..

Varlığımı bertaraf ettiler..
Kendimi ağlar olarak buldum, gece yarıları sokak aralarında.
 Sabahlara kadar dolaştım rahatlamak adına.
 
Sonra deniz..
Denizle dertleştim biraz..
Hırçın dalgalarında o bile kendine göre haklıydı ben haksızken..
 
Sonra rüzgar..
Bana dokunamazsın derken tam..
 Sana dokunma gayreti içinde değilim diyerek geçti gitti....
 
Ben sensiz bir hiçmişim..
Tüm varlığı idare eden ben.
Koca bir Hiç!
 
Ben olmasam sen yoksun.
Soyut ve her şeyi çeken niye ben..

Beden geri çekilir gibi olur ve :
Evet,...
 haklısın galiba,
bu kadar çabuk pes etmek..
 
ama haklısın ...
Ne zaman sen benden gitsen
 artık tutmayacağım seni!
 
Bu sefer kazandın Ruh..

Bu sefer sen Kazandın!
 
Özgür olmayı hak ediyorsun sen.
 
Benden ayrı olmayı..
Ben insanı yürütürüm..
 
en durup, düşündürür, duygular buhranına sokar çıkarsın.
 
 Bu sefer sen kazandın Ruh..
 
 
 Özgürsün
 
...

*.*.*

.*.

*.*.*

Büyüyorum bu günlerde...
büyüdükçe tanıyorum kendimi,
tanımlamak daha kolay oluyor...

yürüdükçe saatleri,
günleri koşmaya başlıyorum...
oyuncaklarımı,
daha kolay bırakıyorum kollarımdan...

Büyüyorum son günlerde
büyüdükçe anlıyorum kendimi,
anlatmak daha kolay oluyor...
konuştukça dilsiz dünümle,
yarına cümle kurmayı öğreniyorum...
bağışladıkça insanları,
insan olmak daha az acı veriyor,
Büyüyorum...

büyüdükçe silikleşiyor çocuksu bakışlarım...
daha fazla susup,
daha seyrek anlatıyorum kendimi...
unuttukça ağaçların yeşerme mevsimini,
daha çok kışa dönüyorum...
daha az geçiyorum denize yakın yüreklerden,
daha fazla düşünüp,daha az gülümsüyorum...

Büyüyorum son günlerde...
hatalarımı sevmeye başlıyorum...
büyüdükçe ben,
daha az akıyor gözlerin içime...
daha geç saatlere atıyorum izlerini,
sende kaybettiğim bir "ben" i yeniden buluyorum ...

 

Herşeye rağmen, herşeye inat..

 
Herşeye rağmen, herşeye inat...
Hiç umutlarınızın bittiğini sandığınız
"tamam, hiç daha kötüsü olmamıştı"
dediğiniz zamanlarınız oldu mu.
Ya da "bittim, mahvoldum" dediğiniz?

Damağınızda acımsı bir tadın hiç geçmediğini;
yüreğinizdeki o mengenenin de
canınızı sıktıkça sıktığını hiç hissettiniz mi?

Yalnızsınızdır.
Savunmasızsınızdır.
Yorgunsunuzdur.

Anlatamaz, anlayamazsınız da.
Gözünüzde bir damla yaş, her an hazırdır akmaya.
Sebepli yada sebepsiz...

Soğuktur elleriniz, belki ısıtacak bir elin olmamasından.
Çirkinsinizdir kendinizce. Aynalara da küs...

Gözlerinizdeki pırıltılar yok oldu, yok olacak gibidir...
Çaresizsinizdir. Sebep çoktur.

Ya parasızsınızdır, ya terkedilmiş, ya hasta.
Aslında yüzlerce ya da'dır sizi bu hale getiren.
Ne zaman geçecek bilmezsiniz.

"umut garibin ekmeği" umarda umarsınız.
Ya çaba?

Oysa hiç gördünüz mü, kim bilir kaç gün olmuş
dalından koparılmış kasımpatlarını?
Hala dimdik, hala ayakta, hala pırıl pırıl.
Koparılmaya inat solmamaya kararlı.

Oysa; aklımız hep güllerdedir, hep lalelerde...
Solmak, kurumak çok kolay.
Oysa dimdik ayakta durabilmek önemli olan.
Yılmamak zorluklardan...

Hayallerden, umutlardan vazgeçmemek asıl olan.

Ne dersiniz denemeye var mısınız kasımpatı olmayı?
Herşeye rağmen, herşeye inat..

Susmayi ögreniyor Bu Yürek ..

        .     *                                                                                                                                           *      .
   *                                                                                                                                                                     *
                                                                                                              
 
  •*______________________________*
                                                                               
                                                                                                                                    
Yin£ bir g£c£  v£ yin£ baş başayım k£ndiml£,  
                
işt£ yin£  s£ni bulup kayb£ttiğim y£rd£yim. 
             
                                         İnsanın bir ş£yl£r£ karar v£rm£si n£ kadar zor;                              
 
 ya s£ni içim£  gömm£li ya da artık içimd£n söküp atmalıyım.
 
Ama h£r  n£ olursa olsun susmalıyım.
 
                                                                                                                                         *
 
 Hangisi daha zor..
 
hangisi daha acı?
                     
G££kt£n gitm£li miydin,
 
 yoksa kalıp yanımda savaşmalı mı?...
 
Bir yol arıyorum k£ndim£, bulduğum tüm yollarsa sana çıkıyor…

 
 
Kapanmalı artık gözl£rim.  
 
                 Sonsuz bir karanlıkta t£k başıma yürüm£y£ d£vam £tm£liyim...           *
 
  Yürüm£liyim ardıma bil£ bakmadan,
 
yürüm£liyim parçalayarak d£ğ£rl£ri  v£  s£vgileri
 
           *           yok £d£r£k yaşadığım tüm zamanları...

 
 
Nasılda acımasız zaman.
                               
Nasıl da yüc£ltmiştim s£ni gözümd£.
                                                                                                                           *
 Tutup k£ndi £ll£riml£  koymuştum £n yüks£ğ£,
 
sonra k£yifl£  izl£miştim yüc£liğini.
 
Ama yin£  b£n bitirm£liyim.
 
Tutup kollarından indirm£liyim olduğun y£rd£n.
 
       *        Ya da s£ni öl£n£  kadar yaşatmalıyım içimd£..... N£  kadar zor bir karar..
 
Bir yanım: “Bir daha kims£, hiç kims£ onun kadar çok s£vilm£y£c£k”, d£rk£n,
 
bir yanım sakin, s£ssiz...

 
Zaman g£çiyor, acım dinmiyor.
 
                              Kapanmıyor yaralarım..                        *
 
Tük£nirk£n b£n, aklımda bir t£k s£n...
 
Görüyor musun, yin£ konuşuyorum ama s£ssizc£.
 
 Susmayı öğr£niyor yür£ğim..
                        
Ama b£n kararımı v£rdim...
 
S£ninl£  olduğum zamanları düşünm£k bil£  bana mutlulukların £n büyüğünü yaşatıyor..  
  
                                         
                 •*______________________________*
 
 
  *                                                                                                                                                                      *

     .       *                                                                                                                                               *        . 

 



bir gün içimden gittin, anladım. nereye gittiğin değildi önemli olan... kiminle gittiğin, hangi havayı soluduğun, hangi şehrin, hangi sokağında yürüdüğün önemli değildi. sen içimden gitmiştin... ıçimde ne varsa bana ait, seninle gitmişti.

renklerim, ruhumdaki yaz, güneşim gitmişti.


“bana kalan,
beni kalansız bölen bu şehir.
ah! bu şehir, yalan şehir”


demek isterdim; ama yalan olan sendin. benim yarattığım, inanmak için yıllarımı harcadığım kocaman bir yalandın sen. gerçek olduğunu gördüm. sen gittin...

aslında içimden giden sevgili değildi. ben sadece, yalanıma inanmıştım.
o, gerçekti... aşk bitmişti. düşünüyorum da acaba aşk, ruhumuzun derinliklerinde yaratılan koca bir yalan mı?
şiirde, müzikte ya da sözde, nerede aşk varsa orada bir de yalan yok mu? aşk ve yalan, güzel ile çirkin, iyi ile kötü gibi birbirini besleyen, değiştiren ve dönüştüren; biri olmadan diğeri varolamayan ya da anlamsız kalan evrimin temel dinamiklerinden ikisi olabilir mi?
ya da aşk, yalana sesdeş mi?
“seni seviyorum” derken, aslında içimizde yarattığımız en güzel yalana övgüler mi düzüyor, kendimize olan hayranlığımızı mı dile getiriyoruz?

“bir gün içimden gittin, anladım.”


aşk, uydurduğumuz en güzel yalan! ve aşk, yalan varsa aşktı.


ınsanın doğasında var. doğrular ne kadar da az cezbeder bizi. yasaklı ya da yanlış ne varsa, yaptıklarımız hanesine yazmak isteriz. durduralamaz bir dürtüdür bu. yalanı bazen istem dışı kullanırız. söyleyen biz değilizdir ama, söyleten ta kendimizdir.

ıçimizdeki yasaklı kimliktir o:


mülkiyet duygusu ve egosu olağanüstü gelişmiş; ihtiraslı, doyumsuz ve aşka her zaman hazır. pembedir, mavidir ve daha çok kırmızı. cıvıl cıvıldır, yerinde duramaz. yaz gibidir: islak ve sıcak. zaafları vardır, yasak ve güzel olan herşeye. o cennetteki en güzel meyveyi tadan, ilk ihaneti gerçekleştirendir. kısacası o, yaşayan tarafımızdır. en güzel anılarımız, en heyecanlı anlarımızdır...

bir gün içimden gittin, anladım.
nereye ve neden gittiğin değildi önemli olan... kiminle gittiğin, hangi havayı soluduğun, hangi şehrin, hangi sokağında yürüdüğün önemli değildi. sen içimden gitmiştin... ıçimde ne varsa bana ait, seninle gitmişti.

renklerim, ruhumdaki yaz, güneşim gitmişti.......

_________________