NazarBonCuGuM 的个人资料Oo° bOnCuk ~ bOnCuk °oO照片日志列表更多 ![]() | 帮助 |
вєкℓємєк ..*Beklemek ..*
Bir sırra vakıf olmanın yükü altında ezilmek kadar agırdır. Bir kez daha bakarsın gidenlere. Bu son görüsün olur.
Sana ait olan ne varsa onlarda kalan,vazgeçersin hepsinden.
Yüzünde, o güne kadar ki sana en çok yakısan gülümsemen. Ellerinde ne veda anındaki heyecan ve hasret, ne de keder.
Sen
Beklemek..* Aglamaktan yorulan bir çocugun iç çekisi kadar hüzün vericidir. Yüregini yaslayacak birini ararsın. Zaman biraz daha uzar sanki. Her yeni günü bir öncekiyle aynı yasarsın. Yüzünde, o güne kadar ki verilen sözlerden sakladıgın bir yorgunluk. Artık hiç kimseye inanmazsın. .
Beklemek..* .
Ilk kez uçacak olan kusun kanatları kadar hafiftir.
Asla vazgeçmezsin ve kendine ait bir hikayen olur.
Yagmurları gözlersin, yere düsen yaprakları.
Soguk, habersiz gelen bir misafir gibi telasa verir seni. Ona da alısırsın.
Yüzünde, o güne kadarki yasadıgın hayal kırıklıklarından kalma bir sükunet.
Son kez gözden geçirip yırtarsın adres defterini.
Beklemek..* belki güzel bir rüya görmek için yatarsın.
Beklemek..*
Beklemek..* Her gün içini ısıtacak bir yakınlık ararsın. Gözlerin ufka bakmaktan yorgun, kendi haline aglarsın.
Beklemek..* Ne bir ses gelir kulagına, ne de sen bir ses ararsın.
Beklemek..* Herkes gelip geçer yanından ama sen kalırsın. Omuzlarındaki yük kalkar, kus gibi dallara konarsın. Yasadıgın mutlulugu anlatacak bir dost ararsın.
Beklemek..* Bir nehir kenarına uzanır ve gökyüzüne bakarsın. Herkesin unuttugunu sadece sen hatırlarsın.
Beklemek..*
Akıp geçer zaman ve bunu ancak gece bittiginde anlarsın. Gitmek, aslında beklenebilecek bir yer aramaktır. Içindeki kuskular bir bir dagılır. Yüzünde, kabul olmus duaların bereketi.
Elbette birazda sabırdır beklemek, O’ndan gelen her seye sabır… soludugun havaya, içtigin suya, attıgın adıma,
kederi sevince döndüren dost eline…
Herseye sükür Ya Rab !
..* Nese Kutlutas ..*
.. Sıkı Tut Yüreğini .... Sıkı Tut Yüregini ..
![]() Elbet beden düsecek topraga tıpkı bir yaprak gibi. Bir kıvılcım gibi söner bedenler.Elbet bedenler toprak olur. Ya düsen yürekse ve ruhumuzsa ne olur? Yasamın pırıltılarında esir ettigimiz sımsıkı tutamadıgımız yüregim ne olur, ah yürekler ne olur? Tutabilmek hayatı ve tutunabilmek biryerlere, birseylerin ucunda olsa... Sımsıkı tut yüregini ki tutundum diyebildigin birseyin olsun. Her insanın en çok asina oldugu kadar bir o kadar uzak oldugu menzil degilmidir yüregimiz ? Ne kadar ara verirse versin insan, birseye ara vermemeli yüregine onu hep sıkıca tutmalı.. Ve tutunacak bir yer bir liman aradıgında içinde bulmalı onu, costurmalı degil mi çaglayanları..? Açtırmalı tüm lalelezarları yüreginde.
Sıkı tut yüregini hem de sımkısı kaçmasın .
Niye sıkılıyoruz ki ? besle büyüt en lahuti manalarla. Yorgunluk ,dermansızlık belirir çok zaman. Düsünemez insan, farkedemez neyi kaybettigini ve kaybederken neleri yitirdigini... Ruhu sıkı tutmalı ki, düsmesin! Mühim olan o çünkü... Ve bir papatyanın düsen yaprakları sana ; düstüm,düsmedim der gibi : Ben seni tutuyorum düsmeyesin diye, sönmez ümitler dolduruyorum içine... Pörsümez sevinçler, dipdiri hayallerle... Sıkıca tutarım düsürmem seni bir daha söz... Biliyorsun ben sensiz asla yapamam. . Sımsıkı tut yüresini ki; düsmesin ! Ve sımsıkı sar ki onu ; fazla üsümesin … *
. .. Turgay Seren ...*Kirik Bir Veda..**Kirik Bir Veda..*
*Kirik bir veda döküldü gözlerimden ayak uçlarima. Basimi döndüren yüregini yüregime niyet tutarken göz yaslarimi ardindan kaybettim. Hükümsüzdür sadece yüregine.. Kirik bir veda.. * * * *Belki dostane belki de ölümüne sevdali bir masalin kahramaniyim. Topragima kaybettigim yaslarimin ömründeyim. Musallami sorarsalar bilinsin adimi unuttum.. * * * *Mazi gözlerimden bulut misali yagarken; sisli bir sabahin ilk mahmurluguna çaliyor yarinim. Gecenin koynundan düsen bir meçhulüm. Bana bir ad var mi? * * * *Alyazmalim, gönülsazim, yanik türküm..* * * *Yüregime düstügün o sonbahar ikindisinden beri aklim hep hayalinle ayazlarda. "Üsüyor ellerim "dediginde yaninda yoksam bilki ellerim kayip ayazlarimda. * * * *Ilkbahardan kalma en sevdigin papatyalar var sol yanimda. Sesin hala kulaklarimda; "Gelecek baharda sözüm olsun sana papatyalardan taç yapacagim".. * * * *Alyazmalim, gönülsazim, yanik türküm.. Gelmiyor bahar..Baharlar uzak.. Baharimsin ama yoksun.. Papatyalarim soluk.. * * * *Biliyor musun sana susmalarimin adini koyamadim. Yüregime damlayan siziyi duydum ama adini koyamadim. Bana bir ad var mi? * * * *Ne çok birikmisim var gizimde. Sarhos ellerimi daldirdigim umutlarimi tek tek kaldiriyorum ömür defterimden. Kirik bir vedanin ardi sira yanik bir türkü tutturmusum, sol yanimdan sizlayan bir yaranin izine.. * * * *Yazan ben söyleyen yine ben. Duymazsin ki bilesin..* *Bir garip asik dediler yüregimin kör kuyularina* *En kuytularda saklim adini görmediler sevdama* *Mehtapli gecenin en koyu aydinligi dediler* *Çöllerde bulunan serabin kum taneleri dediler* *Kaybolan yildizin çobani dediler* *Bilmediler yüregine yüregimi* *Ömrüne ömrümü bildigimi..* * * *Seni gördüya gözlerim, ah gözlerin ah, benim çeyizim.. Gözlerin derdimin merhemi yüregimin sihirli sözü ela gözlerin.. * * * *Gönülzenginim, ömür nazarim, sevdam..* *Yagmur yagiyor.. zamanin ipine astigim sabahlarimi gecelere salliyorum. Senyine yoksun ve ben senin yoksulunum. Her güne bildigim nefesimi ömrünevermekteyim.. * * * *Ömrüme biçilen yazima raziyim..Gel desem biliyorum ama dilime vurulan kilidin ucu kirik, kelimelerim ömür boyu muhabbet. Gardiyanimin gözleri kör.. * *Bir çiçek olsam hep yaninda kalsam. Bekledigin çiçegin.. Hani her daim söyledigin; "Ben ömrümde hiç çiçek almadim" dedigin, iste o çiçek olsam. Bir gül, bir karanfil, bir menekse..* * * *Yüregime düsen çocuksun, içimde kipir kipir büyüyen.. Bugün acaba hangi yaramazligi anlatacak diye bekledigim içimdeki bensin. * * * *Sevdam, askima nefes bildigim, ömür kusum.. * *Ellerime degen yüregini kiskanirim gözlerinin degdigi nazarlardan. Gamzene vuruldugum tebessümünden gözlerimi, ben seni benden kiskanirim..* * * *Varsin mecnun desinler yüregimin atisina. Ömrüne yagan yarinima bugünsüz desinler. Bilmesinler seni benim ellerimde.. Ben seni sensiz yasiyorum buralarda..* * * *Dostum, ömrüm, karanlik isigim, canim..* *Seni seviyorum ömrüme mühürlüm.. Varsin yanik sevdalara degmesin adimiz benim masalim sensin..* کığmaz sanırız ya kaç sevdalar yüreğimize, کığmaz olur mu o yürek genişse..?! .//. Karariniz ne olursa olsun ...*. Sığmaz sanırız ya kaç sevdalar yüreğimize, sığmaz olur mu o yürek genişse... Hoşgörü var ise bir yürekte, elbette ki beyinde de çünkü onlar birlikle işlediğinde ancak huzur ve mutluluk verir bedenlere, ve de sağduyu var ise, ve de yargılamama becerisi, elbette... Kin besledikçe giden sevgiliye ya da eşe, ya da evlada... Beddua ettikçe arkalarından... Paylaşamamışsak ne duyduğumuzu, düşündüğümüzü ve onları saklamışsak içimizde yumak yumak... Sevimli yumaklar canavar çarklarına dönüşüverirler aslında, az sonra... O canavarlar da “ham” yaparlar aslında!... Göremeyiz... Bilemeyiz ilk başlarda... Canavarlar sardıkça yüreğimizi ve beynimizi, kalın kabuklar sarar sevginin ve hoşgörünün etrafını... Ahh... O kabuklar... Yeniyken henüz atması ne kolay... Kalınlaştıkça... Hem yüreğimizi sıkar, hem de öyle bir sertleşirler ki, sevgiyi bile göremez olur insan!... Oysa o sevgi, alttan alttan o kabuğu tırmalar... Onulmaz bir yaradır, ne kabuk düşer, ne yara söner... Hesaplaşmak gerek, önce kendimizle... Belki de en zor yanı bu!... Bunu aştıktan sonrası, karşı tarafın tavrına bağlı... Ya kolay ya da zor, ama... Lütfen söyleyin, derdiniz kiminle ise, o kişiye aktarmadan, yani hesaplaşmadan, isterseniz bin kişiyle konuşun, ilgili kişiye duygu ve düşüncelerinizi aktarmadan var mı insana rahat? Ahhh... Son günlerde yanlış anlaşılmaya başladım, biraz daha açmak isterim şimdi bu durumu... “Gözün çıksın emi” demek değil hesaplaşma dediğim! Ama... “Sana güvenmiştim”, “Sevdiğini sanmıştım”, “Neden yalan söyledin ki?” diyebilmek gerekir... Ama... Soruların cevabını da dinleyebilmek gerekir... Şimdi... Tüm hesaplaşmalar yapıldıysa saygının yitmediği bir platformda, kişinin özgüveni nereye kadar zedelenir? Bir ay... İki ay... Beş ay diyelim, hadi... O da olmazsa olmazlardan zaten... Makina değiliz ya Allah aşkına!... O yürek yeniden yapılanmaz mı arkadaşlar? Eee, böyle bir yürek, yelken açmaz ise başka sulara, kim kimden feyz alacak? Bir kişinin tekelinde kalabilir mi böyle bir yürek, eğer ki tercih edilmiş kişi değerini bilmiyor ise... Giden gider, kalan yürekte ise, daha ne boş yerler vardır, yürekliyse eğer....*. Kararınız ne olursa olsun acı çekeceğinizi bildiğiniz durumlarda, bir karara varmak çok güçtür. Özellikle sevgi ilişkilerini bitirirken, ayrılıkların da başlangıcında. Bir şey olur, bir şey yaşanır ya da olması gereken gerçekleşmez. İşte o zaman içinden bir parça kopar insanın. "Bu bana göre değil, hak etmiyorum ben bunları" diye düşünür. .. Aşk varsa, sevgi oluşmaya başlamışsa, başını hızla bir yere vurduğunda hissettiği acıdan daha keskin bir acı kaplar ruhunu .. İsyan etmek, bağırmak, çağırmak, "kendine gel, yaptığını fark et" demek ister. İlk sarsıntı bazen bir kucaklaşmayla, bazen bir özür ya da özrü sembolize eden bir davranışla, daha kötüsü bazen hiç konuşulmadan geçer gider. Ama ardı arkası kesilmiyorsa incinmelerin ya da farklılıklardaki yansımaların, yürekteki acı büyür iyice. Ve başlar çatışma. Yürek, ilkel toplumlardaki tamtamların çığlığıyla sarsılırken, akıl yüreği sakinleştirmeye, çözüm üretmeye çabalar. Paramparça hisseder kendini insan. Benliğe, doğrulara, sağlıklı birlikteliğe duyulan özlemle, sevgiliye duyulan özlem arasında takılı kalır. İlkel çalgıların ve çığlığın ritmi artarsa eğer, yani var olanlara yenileri eklenirse, akıl daha çok frene basar. Bu kez "kendine gel !" denen, kendisidir. Çünkü aynada görülen, göz kapakları düşmüş, dudakları sarkmış yüz, artık mutlu degildir. Yapılacak tek bir şey vardır. "Ya olduğu gibi kabul et ve acı çekme ya da çık git." Bilir bilmesine bunu yürek de, gitmeyi istemez. Bedenini uzaklaştırmayı değil, onu göğsüne sokmayı ister. Sarılmak, daha çok bir olmak. Hele bir de paylaşılan zaman ve yaşam parçaları çoksa, umutlar ve hedefler beraber konduysa, emek harcandıysa var olmak için, daha da güçleşir gitmek. Tüm bunlar yaşanırken benlikte ve ruhta, artık bir arada oluşun da tadı kalmaz. Çünkü, ne, bir olunabilir bu sorularla, ne de gidilebilir bu özlemle. Tamtamın sopası, her soluğa denk düşer böylesi zamanlarda... "Seni Seviyorum" o ilkel sestir aslında. Sevgi yener mi aklı? Bazen. Ama hep o incinmeye, yeniden hayal kırıklığına uğramaya hazır oluş halde sürer ilişki. Kişi, bilir bir gün bağların kopacağını. Sadece süreyi uzatmaya, kopuşu geciktirmeye yarıyordur davranışları. Bazen de akıl galip çıkar, yüreği de yanına çekerek. "Tamam" diye düşünür insan. "Onu çok seviyorum. Bedeninin sıcaklığını, sarılmasını özlüyorum. Ama kumaşın dokuması farklı işte. Tutmuyor birbirini. Farklılıklar, olanlar ya da olmayanlar bu kadar sarsıyorsa beni; kendimi, 'ben'ime olan saygımı korumak için bitirmeliyim ilişkimizi." Ve geriye dönüp yaşananlara bakar. "Denemediğim yol kalmış mı? Yeterince süre vermiş miyim sorunların çözümü için? Çaba göstermiş miyim gerçekten?" diye sorar. Her şey denenmişse bile, son bir sanş vermeden ilişkiye, çıkıp gidemez. "Şu olaya, bu zamana kadar yaşarım, yaşatmaya çalışırım sevgimi. Tekrar oturur konuşur, anlatmaya, anlamaya çabalar,olamazlığına emin olmadan koparmam içimdeki duyguyu"diye düşünür. Ve yaşar. Eğer sevgi gerçekse, kişilikler sağlıklıysa, farklılıklar aşılamaz boyutta değilse, çözülür sorunlar. Ama aksi durumda, tek yol kalır hayatta. Gidiş. Hem de gelişi olmayan bir gidiş.. Denenmiş elbisenin provasının olmayacağını bilerek, geride hiçbir şüphe, akılda hiçbir keşke, yürekte hiçbir ümit bırakmadan, çıkıp gidilir. Acı çekilmez mi? Hem de nasıl çekilir. Yine de bilir ki insan, beraber olduğu sürece hep acı çekecek., acı çekme ihtimaline karşı hep tetikte duracak, mutluluk,huzur üretemeyecek. Bu yüzden haykırır yüreğinin olanca gücüyle: "Hadi şimdi vurun bakalım tamtamlar. Şimdi daha hızlı, daha güçlü çığlıklar atın. Başka ses duyamaz hale getirin beni. Ama ben gidiyorum. Çünkü bir süre sonra susacağınızı biliyorum. Alın bir vuruş da benden. Biten ilişkiye, gönderilen sevgiliye, içimdeki acıya! Yine de gidiyorum." Her güne bir başka uyanıyor acemi yüreğim....Her güne bir başka uyanıyor acemi yüreğim.... Deniz, kokusuna küsmüş sanki. Çünkü suç işlemekten korkuyorum.
Hangi yasal aşk var yeryüzünde bilemiyorum. Kendini yasallaştıramadığı için suç olmuş aşklar düşüyor aklıma... İrkiliyorum. Ardı sıra koşturan günler bir boşluk bende...Böyle yaşamayı sevmiyorum. Türküler dinliyorum gözlerimi boşluğa yatırıp. Ama hiç biri de sensiz geçmiyor: “Tam gemiler kaçtı derken, turnalar uçtu derken, sen çıkıp gelsen.” Adını mavi koydum.. senin duru gülüşüne konsun diye uçurdum., Kaç bahar havalandı şu gönlüm bir bilsen, göçmen kuşları misali. Sığınacak ne bir liman buldu, ne bir dal. Hiç böyle aydınlık bir yürek görmedim; yüzünü hangi yana dönsen güneşe kesiyor. Ne zaman yan yana gelsek gözlerim kamaşıyor , yüreğim yerinden fırlayacak gibi oluyor gözlerinin o hesapsız duru bakışlarından... Yasak olan ne kadar şey varsa hepsi birden yasallaşıveriyor. Ama yine de suç işlemekten korkuyorum. Düşünüyorum, düşünemiyorum. Anlamı olmayan hiç bir şeyin ya da her şeyin ortasındayım işte! Yürüyen insan kalabalıkları saki içimi yırtarak geçiyor. Susuyorum delice ama içimde fırtınalar kopuyor. Beyaz bir güvercin yakaladığımı düşlüyorum... Var say ki öyle! Sana gönderiyorum onu. Kanatlarına hasret yüklüyorum,yüreğine aşk. Gözleri benim için bakacak sana, ona göre bak. Aklıma düşürüyorum ayak izlerini. Sonra oturup onları kumsala kopyalamaya çalışıyorum. Beceremiyorum. Sonra gözlerini, yüzünü. Beceremiyorum işte, beceremiyorum. Çünkü suç işlemekten korkuyorum. Kendini yasallaştıramadığı için suç olmuş aşklar düşüyor aklıma. İrkiliyorum... Dedim ya; söz geçiremediğim deli taylarım var. Sana doğru koşuyorlar... Durduramıyorum! Boynumuz kıldan ince bizi terk etmeyen hüznümüze.....* _____________________________ *.
Boynumuz kıldan ince bizi terk etmeyen hüznümüze....
![]() ”hüzünden vazgeçemiyorsan,onu seveceksin” der Yılmaz Erdoğan bir yazısında....
kahrolası bir kelimedir aslında..! içinde kahrını taşır, kendine bile ağır gelir ki başkalarına yıkar yükünü... ya sevemiyorsa insan yine de hüznünü... o kendisini bu kadar sahiplenmişken ve hatta sevdiklerinde bile adın geçerken, adının baş harfi hüzün olmuşsa...! pusuya yatmış sinsi bir düşman gibi, en kahkahalı vakitlerin en dar anında dil çıkarır sana... fayda vermez inadına dinlediğin şarkının, rock tadı bile aslında... hüzün ayrılıklardan bozma bir mirastır insana... bütün varlığın olur bir anda... çok gözyaşı bulandığı için, lekeli bir mendilidir yüreğinin.... yağmuru niye bu kadar seversin, denizden neden alamazsın gözlerini....? ya gecenin koynuna girrmek için gündüzleri niye satarsın beleşe.... yalnızlığının yanına bir onu yakıştırırsın, bir o dokunabilir kimsesiz suretine.... o olmasa sen ne yazabilirdin bir beyaz boş kağıda.... sevinçler misafirdir ne zaman terk edecekleri belli olmaz.... bundandır harflerin dans etmeyi sevdiği ve seviştiği sevinçten bozma hüzünbaz dokunmalar... VEdE DOKUNDURMALAR bir boş kağıda.... terkedilmekten bu yana terketmeyi beceremiyorsan, mecburen seveceksin sana üç öğün kahır sunan, bu iki sesli üç sessiz kelimeyi.... gülsen de ağlasan da, gezsen de oynasan da, bileceksin yüreğinde hep bir leke...! rakında meze, sohbetlerinde gizli özne..... Ve bütün günlerin Eylülden dökülme sapır sapır...!!! Bir yanın hep yetim, boynun bükük... Boynumuz kıldan ince bizi terk etmeyen hüznümüze.... .* _____________________________ *.
[ Emel SeN ] Sabir BeNim YeLKeNLerim ..[[ Hayal kırıklıklarıyla öğreniyor insan sabırlı olmayı, bir de kaybettikçe. Acılarsa sabrın son sınavı. Gün geliyor bütün çektiklerinin ödülü bir an bahşediliyor insana. . . . * Hangi deniz kabuğunu kulağıma götürsem Duyduğum senin sesin. ![]() Her gidişinde seninle beraber giderim, sen bunu bilmezsin. Deniz kenarında beni bir başına zannedersin. Ben okyanuslara açılırım Sabır benim yelkenlerim, bunu hiç bilmezsin...
.. Derinim kendi içimde .. Gözlerime bahar değdi... Üşüyor her bir yanım sevginin ayazında... Yüzüme vurmuyor ılık nefesi baharın...Gül kokular sinmiyor üzerime...Şehrim parlıyor sağına soluna...Ama...Bir ben böyle şaşkınım, iklimini şaşırmış kuşlar gibi...Kendimi bulamıyorum bahara aşık gözlerinin içinde...Tükeniyorum terk ettiğin sevginin ellerinde... Ruhum düşlerine sığındığım gecelerim gibi simsiyah... Oysa gözlerime hayran tüm renkler... Ve yarışıyor her biri bende olabilmek için... Nafile, duyulmuyor sesler... Görünmüyor renkler... İçime sarılıyorum üşüdükçe...Daha bir düşüyorum ellerinden işte...Rengarenk hayatın içinde yakıştıramıyorum hiçbir rengi kendime...Kendime karşı savaşıyorum var olan gücümle...Hiçbirşey duymuyorum artık...Sessizlik ele geçiriyor mağlubiyeti sindiremeyen duygularımı...Sadece yazıyorum, anlatamadıklarımı... Derinim kendi içimde ben... Kayıp bir yüreğin içinde hayallerim... Bulunmak istemiyorum özlemlerin içinde... Uzaklığına vurgunum yalnızlığın... Bir adım atsam sana, yüreğimi sereceğim gözler önüne sanki...Adımlarımı durdurdum...Ve...Bir perde çektim göz kapaklarımdan, yüreğime... Sadece gözlerimde saklı herşeyim... Ve ben, Kendimi bile 'sır'ım bedenimde... Şimdi bir sevda oldu yalnızlığım![]() Mavi, uzun, sonsuz bir gecede Geniş zamanlarda kayboldu rüyalarım Gölgesi kaldı içimde yıldızların Şimdi bir özlem oldu sessizliğim
Islak, karanlık, yalnız bir hayalde Damlıyor gözlerim mavi yüreğime Acısı kaldı içimde dağların Şimdi bir yokluk oldu uzaklığın
Hüzünlü, ucu yanık türkülerde Arıyor gözlerim yitirilmiş yılları Sızısı kaldı içimde sessiz türkülerin Şimdi bir sevda oldu yalnızlığım ... Ne Güne$Ler ßAttı sEnsiz.. ![]() Yalnızlığına ağlayan denizlerde ne güneşler battı sensiz.
Uzak bir yerlerde beni düşündüğünü bilerek o batan güneşlerde hüznümle seviştim. Bir güneş yalnızlığı Denizlerin gözyaşlarında.. Dün karıncaları seyrettim hepsi bir koşuşturmaca yuvalarına kırıntılarını taşıyordu. Aşklarım geldi aklıma, aşklarımdan arta kalan gözyaşı kırıntılarım geldi. Ne tuaf ben o gözyaşı kırıntılarımı hep bir çiçeğe taşırdım karıncalar gibi, o çiçekte benim yuvamdı, o çiçeği gözyaşlarımla büyüttüm gün gelecek sana kavuşurum umuduyla.. Ve o çiçeği ellerine bırakırım umuduyla.. Deniz suyu sürdüm Karınca yuvası yüreğime Sonra bir karınca ilişti gözüme bir taşın başında güneşe bakıyordu. O ince gözleriyle, ekmek ufladım önüne almadı. Eğildim gözlerine baktım bakmadı. Yalnız kalmak istiyordu... Sonra bir karınca ısırdı beni ''o kör seni görmez '' dedi. Bir kez daha canım yandı, kör bir karıncanın yalnızlığında... Kör bir karınca aşkımız Yalnızlığında, görmediği güneşlere bakan Denizden çıkan balığın şiir ölmekmiş, bırak denizlerde yaşasın şiirlerimiz ne onlar bizi görsün ne biz onları biraz daha acısını yaşayalım.. Denizlerde ölüm varmış Ay ışığı neylesin denize aşıksa Hadi ne olur bekletme beni, gözlerimde yine güneşler batıyor. Sigaramda bitmek üzere. Denizden çıkmanı bekliyorum. İstanbul intihar etmeden gel
Gözlerimizde güneşten kalma hüzünle...
O mavi yolculuğa çıkalım.. .๏ ﮎєвєρℓєяi ναя мυтℓυ güℓüѕℓєяiη .๏.๏ ﮎєвєρℓєяi ναя мυтℓυ güℓüѕℓєяiη .๏
Yaşamın ağır izleri yansıyordu bakakaldığım aynaya...
Korkuyordum, bilinmezliklerimden yada bilipte kabul edemediklerimden ... Hep ileri bakmalıydım. Çünkü her geriye döndüğümde, arkamda kalanların, sadece attığım adımların artık kaybolmaya yüz tutan izleri oluyordu.... Bazılarına saatler geçmezken bana nede çabuk geçiyordu zaman... Nedensiz, sorgusuz, sualsiz ... Büyüyordum... Kimi zaman hüzünlerin içinde kaybolup sürekli duvarlara çarpıyor . Nereden geldiğini dahi anlamadığım mutsuzlukların, mutlulukla arasında köprü kurmaya çalışıyordum... A Kimi zamanda sebepsiz mutluluklara kapılıp oradan oraya koşturuyor,
kendimi şanslı ilan ediveriyordum ... Hayatın bana torpil yaptığını ve sanki o anki mutluluğumun ebediyen süreceğini düşünüyordum ahmakça... Aldanmışlığımı anlamam uzun sürmüyor “sana şaka yaptım” dercesine karşımda gülüyordu hayat... İnancımı yitirmeye başladığım zamansa, tekrar tebessüm edeceğim, mutlu olacağım o kadar çok sebep çıkarıyordu ki karşıma, artık yaşamın bir yap-bozdan farklı olmadığını düşünmeme sebep oluyordu yaşadıklarım... Hüzünler, mutluluklar,
gözyaşları,
h beklentiler,
elde edişler, yitirişler...
Evet bunlardı yaşamımı oluşturan parçalar
ve ben artık bu parçalardan tek birinin bile eksik olduğunda bir işe yaramayacağını biliyordum yaşamakta olduğum hayatın.... Ve o aynaya tekrar baktığımda aslında oraya yansıyanın ben değil, sadece korkularım olduğunu öğrenmiştim artık... Kendimi görmek istediğim zaman artık aynaya değil sadece kafamı çevirip arkama bakmam gerektiğini anlamıştım... Tıpkı, hiç umudumun kalmadığını düşündüğüm bir zamanda, “umudun” aslında "kendim" olduğunu anladığım gibi... Anlamsız değil, aldığın tek nefes bile,
ne attığın adım, ne yaşadığın hikaye...
En ıssız zamanlarında
çaba göster ve bekle... Duymasın varsın kimse sen türkülerini söyle... Yarın; belki herşey olacağına varacak kimbilir,belki de istediğin gibi olacak... Umut; beyaz,gelin gibi bir kısrak... Kurtulsa zincirinden rüzgarla,zamanla yarışacak... … Mavi kanatli böCek ..Sessiz ol!
Nefesin bile duyulmasın bu gece kızıllığın içinde. Sessiz ol sevgili! Nefes almayı bile bırak olmazsa, Sadece bekle! Ve hiç ses çıkarma bu gece. Sessiz ol ki dinleyebileyim uzaklardan gelen fısıltıları, sus ki yakalayayım hayatı. Senin bıraktığın yerden, yeniden başlayabileyim doluca. Yada sana; evet, evet sana duyurabileyim yüreğimin fısıltılarını ilk defa. Boş ver anlattıklarımı… Unut hepsini hatta, gel seninle, sessizliği yaşalım ilk kez birlikte. Sus, nedeni ne olursa olsun bir kez sustur kelimelerini…
Güneş firar etmek üzere gecenin koynundan, mavi kanatlı bir böcek havalanıyor dalların arasından.
Şimdi gecenin son yıldızı da kayıyor dağların arasına…
Mum ışığının altında daha bir belirgin kırgınlığım.
Çok eski zamanlardan kalma bir hayalet gibi dolaşmaktayım şimdi güneş çıkana kadar sevgili, bütün yeryüzü her gece benim memleketim çünkü...
Bak görüyor musun mavi kanatlı böcek hala devam ediyor yola.
Çaresiz titremelerde yüreği. Tutunacak bir dalı kalmamış onca ağacın arasında. Tıpkı benim gibi… Tıpkı senin çekip gittiğin gün gibi.
Bir kedi bağırmakta ışıksız yolda.
Başka bir yerde arabanın farları kapanmakta hüzünle. Öksüz bir ses yankılanırken , ben sessiz bir sensizlik içinde cevap vermekteyim uzaklardan gelen fısıltılara. Seçilmiş sessizlik nedir bilir misin sevgili? Ve seçilememiş sensizlik nasıl kesişir yüreğimin kızılımsı koridorlarında. Ve gölgeler nasıl kaplar dört bir yanını bedenimin sebepsiz…
Sensizliğe hüküm giydiğinde ruhum;
Ellerimle parçaladığım dilimi klozet sularına attım büyük bir hışımla ve kırdım kalemimi… Tercihli katliam yaptı kelimelerime ellerim. Bak… Hala uçmakta o mavi kanatlı böcek ! Soğuk odanın penceresine konmaya çalışıyor usulca. Tutunacak dal bulamayışının ardından sığınıyor senin soğuk kollarına. Görüyor musun titremekte, hemen pencerenin dibinde? Peh! Kime söylüyorum ki ben… Göremezsin sen… Asla göremezsin kanatlarından çıkan ışıkları böceğin… Ve asla göremezsin yüreğimde kanat çırpan kelimeleri!
İşte bu nedenle sus diyorum sana…
Sus ki göremediğin gölgelerin seslerini duyabilesin uzaklardan…
Görebilmen için kıpır kıpır olmalı yüreğin.
Hani elimi tutamadığını söylediğin an gibi yada gözlerime baktığında içinin eridiği gün gibi sevgili. Beni ilk öptüğün zaman, yerinden çıkacakmış gibi olan kalbin gibi kıpır kıpır olmalı için. Olmalı ki görmelisin mavi kanatlarıyla ışık saçan böceği.
Tıpkı, evet tıpkı şu gün gibi; her şeyi unuttum da sana dair;
Her kanat çırpmaya başladığında o böcek yüreğimin kızıl koridorlarında….
Senin sesini, senin nefesini kestim,
Duy diye kanatlarımın sesini…
Sana sığınırken görmeni umursamadım duymanı diledim defalarca,.
İçimdeki umudu görmesen de duy diye susturdum her gece nefesini. Şimdi son kez diyorum sana… Sus ve bir kez olsun kulak ver uzaklardan gelen fısıltılara…
Duy yüreğimden kopan kanat seslerini sevgili…
Duy ki seninle can bulsun yeniden, yüreğimin kızılımsı yollarında boğulmasın mavi kanatlı böceğim! Bir kez olsun titremesin senin serinliğinde umarsızca… Duy ki görmesini de öğren usulca…
Mum ışığının altında daha bir belirgin kırgınlığım. Çok eski zamanlardan kalma bir hayalet gibi dolaşmaktayım şimdi güneş çıkana kadar sevgili, bütün yeryüzü her gece benim memleketim çünkü... Ve memleketimin en sevdiğim yeri, senin yüreğin…. Pencerende nefesim, mavi kanatları buz tutmakta şimdi yüreğimin. Hadi odandaki mum ışığını söndür ve al beni içeri. Kırgınlıklarımı saklamaya hazırım ben yine, yeniden ve belki de defalarca daha… Yeter ki odandaki mumu ışığını söndür usulca ve sessiz ol… Nefesin bile duyulmasın gecenin karanlığında…
İçimde bir yere dokundun izi kaldı. Ne o ize sarılabiliyorum ne de onu yok sayabiliyorum şimdi. Seni özledim sevgili, izin kanamakta yine gecenin karanlığında… Neredesin yar, yaralarım yanmakta! Yalan bu a$klar ...
Boş umutlarla kandırılmamış kaç insan vardır Dünya’da?...
Kim bilebilir ki...
Ama bir gerçek ile yüz yüzeyiz.
Zamanımızı çalan düşmanlarımız var.
Beklentilerimiz var.
Hayatlarımızın her deminde, kendimizden kıstığımız muslukları, kandırıldığımız insanların havuzlarına açmaya ne kadar da meraklıyız,öyle değil mi?
Birilerini hayatımızın merkezi yapıp sonra pişman olmak.
Nedendir bu?
O kadar önemli midir bu insanlar bizim için?
Veya biz önemli miyiz onlar için?
Tabii ki değil.
Kendi açımızdan değerlendirelim.
Bu gibi durumlarda siz gereksiz öznesinizdir. Sizi kullananlar, sözler verenler, bekledikleriniz,
sizi ikâme edecek her türlü hoşnutluğu
sizmişsiniz gibi kabul edecektir.
Acıdır tabii ki.
Ve özel oluşunuzun getirdiği hiçbir şey kalmayınca, intihar sebebidir.
Dikey kesilecek bilekler,
tam ayarlanıp asılmış boğaza oturan ipler,
birkaç paket geri dönüşü olmayacak ilaç, veya bir zamanlar bakmaya bile korktuğunuz
ama şimdi atlamayı planladığınız her yükselti
size amaç gibi görünür.
Lakin bu gerçektir, hayatta her şeyin ikamesi vardır. Sizin de.
Bunu anlayabilmek insanı hayata bağlar.
Böyle hallerde insanın içindeki mücadele ruhu ortaya çıkar.
Hayat bir mücadeledir.
Kobay faresi gibi, bir parça peynir ararcasına kendinizi hırpalarsınız,
saatlerce çıkabilmek için türlü cendereleri atlatırsınız, fakat bulduğunuz peynir o kadar küçüktür ki
en fazla tuzlu veya tuzsuz ayrımı
yapmanıza olanak verilir.
Bu işin bir de âşk boyutu var, hem de daha büyük acılar, büyük pişmanlıklar veren, onulmaz yaralar açan.
Oysa âşk güzeldir.
Âşk’a kötü diyenler kötü yapmıştır onu.
İnsanların ellerinin değdiği her bâkir orman örtüsü, girenin çıkanın belli olmadığı tatil köyüne döner zamanla.
Bu da ona benziyor.
Âşk’ın tarifini yapmak elbette zor,
ama kötü olduğunu söylemek,
yalnızca bizim başarısız olduğumuz anlamına gelmektedir,
ellerimizle kirlettiğimiz...
Âşk’ı kötü yapan bir örneğe dönersek eğer: Söz verilmişsinizdir... Şu zamanda, şu saatte şuradayım denilmiştir, seni bekliyorum denilmiştir,
sırtınız okşanmıştır, omzunuza yastık muamelesi yapılıp nice aşk dolu başlar yaslanmıştır. Yanınızdayken her şeyiniz olan bir şey, yanınızdan ayrılıp sözler unutulunca hiçbir şey’dir artık.
Kör kuyuya düşer gibi olursunuz.
Sokağa çıkacak mecâliniz kalmaz.
Kavga çıkarırsınız.
Size sözler verene benzeyen her şeyi unutmaya çabaladıkça,
daha çok karşınıza çıkar,
perişansınızdır.
O ise bunlardan bihaber’dir.
Size verdiği sözleri unutmuş, kuytularda koklatmaktadır tüm üryan fikirlerini.
Bunalıma girersiniz.
Siz onu yalnız bıraktığınızda o asla yalnız kalamamıştır. Bir elmanın yarısı sanar kendini, sürekli bütününü aramaya çalışır.
Bilmiyordur ki aslında elma değildir,
bulması gereken
kendi yarısıdır.
Her işte bir başka şeyin yarısı gibi davranmaktan asla bir bütün olamamıştır kendinde,
hep yarımdır.
Uğruna tükettiği anlık hevesleri,
kilometrelerce uzak olduğu duyguları “sevmek” sanmaktadır
ne yazık ki...
Şimdi ileri sürdüğü her düşünce,
bir gün sonra onun eleştirisidir.
“Ben” olamamıştır.
Sözün özü unutulan siz değilsinizdir. Kendisini unutmuştur.
Bir bilinmez akıntıya kapılmıştır,
an gelir sizin dallarınıza tutunmak ister.
Siz artık o nehirde köprü olmuşsunuzdur dallarınızla, başka dostluklara, âşklara.
O ise kurduğunuz köprünün altından sürüklenip gider.
"Kötü değil belki ama, Yalan bu âşklar." ![]() Her gün bulup bulup seni kaybetmekten sıkıldım.
Dayanmak zor, İçim her akşam aynı acıyor. "HER GÜN" yeni bir gün sandığım zaman, hep aynı hisleri yaşatıyorsun bana. Üstünde o kadar sevimsiz bir tavrı varki, renkleri bile yakışmıyor ruhuna. Ruhun bile eskisi gibi değil sesindeki o farklı soğukluğu duyup üşümemek elde değil.... Son zamanlarda öyle bir evrim geçirdin ki, seni sana benzetemez oldum. Gözlerinin içine baktıkça uzaklaşıyorsun her lafında ise biraz daha da acımasız oluyorsun. Ben bütün sevimliliğimi üstüme giymeye çalıştıkça sen bir zamanlar pamuk ama şimdi taş gibi ellerini üstüme savurup yırtıyorsun bütün hareketlerimi. Sürekli tekrarlıyor zaman kendini. Şimdi seni silmek içinn kötü anılara ihtiyacım var. Umudumu, hayallerimi kendi ellerimle öldürüyorum umudum gözlerime bakıyor üzgün ve çaresiz. Son nefesini veren bir minik kuş gibi ne olur ölmesem diyor.
Gözyaşlarım, kalbim buna isyan ediyor.
Nasıl dayanacağım bütün olanlara. Yine de tükenmiyor hislerim,
susmuyor yüreğim...
vazgeçemiyorum sevgimden..
aşkımdan.. özlemlerimden.
Ben sana tutkundum bakışlarına öfkene ruhuna hep sana tutkundum..izlerdim seni uzaktan uzağa... Damarlarımda dolaşan sevgine beni içten içe bitiren aşkına tutkundum...
Dipsiz karanlik gecelerde sana söylediğim şarkılar sana yazdığım şiirler hep seni anlatan hayaller ve sana çıkan yollar sana bağlanan umutlar. Herşey sen; Düşlerim acılarım sevgim ellerim vücudu hepsi sen Gittiğim yerlerde baktığım gözlerde hep seni görüdüm..
Sen olmuştum ben tamamen... Sana ne anlatayim? içimdeki acıyımı? Kalbimdeki yarayımı? Yokluğunda akıttığım gözyaşlarımı mı? Söyle sana ne anlatayım?
Ama, her gelişimde bir kez daha gönderdiğin oldum... İnanamadığın, üzerinden atlayamadığın korkuların oldum. Ağladığın, bağırdığın ya da sustuğun isyanların oldum. Yüreğinde olmak isterken yüreğine sığınan bir anı oldum... Haketmediklerim, artık yeter!!! herşeyin olmak isterken belki de hiçbir şeyin oldum...
Söylesene ben gerçekten senin neyin oldum? Aşkımı buzdağlarına çarparak gidiyorum gözlerini kalbime gömerek gidiyorum. Masal bitti
Ve artık son adımı atıyorum ilk adıma inat...
Sence neye veda ettin sen .. ?
![]() Kendime kanadım dün bütün gün, içime kanadım, yüreğime, ağrısına teselli buldu soluklanışım, ne bileyim gereksiz bir suskunluk, süzülen garip bir kızıllık, belki de hatırlamak istemeyişimin verdiği umarsızlık, ne dersen de,
acı bir tebessüm sadece...
Yalnız bir gece, hepsi bu.
Korkuyorum artık, eskisi gibi güçlü değilim, eskisi gibi değil çünkü yaşamım. Sırf bu yüzden yalanlar buluyorum dilime, geleceksin mesela, bizi kıskanıp yazılar yazan denize bakıp o gülüşlerine sarılıyorum sonra, herkesin mavi bir düşü vardır diyorsun yeniden, ve ansızın bir telefon geliyor sen pencereden bakarken;
ikinci şarkı senin için diyorum, bak, bu bile yeniden...
Efkarlıyım bu aksam, bir hasretle savaşan. dert mı sardı bu Aksam sanki içtikçe artan. ben bilemiyorum neden bilemiyorum herşey bomboş yalan bir sen çekip gittin, bilsem severmiydim dostum oldu hüsran.. Sence neye veda ettin, söyle hadi. İliklerine kadar doldur beni, sev, yalnızca sev,
hiç uyanmayalım ne olur dedikten sonra
neye veda ettin,
neye ...?
Dokunduğun yüzüm kan revan, söyle, hadi bir avuç toprağımdan al ellerine, kokla, sarıl, öp, ne olursun söyle;
neye veda ettin sen?
Bu gece yalnızım, oysa olmak istediğim yer senin yanın. Odanın bir köşesinde, hani o bulmacalar bulduğum yere kıvrılıp gülen yüzüne bakmak isterdim sabaha kadar. Yanlış anlama kavgam seninle değil, kendimle, hayatımla, umut damarı çatlamış yanımla, ne bileyim, hala sen kokarken tenim, bedenimle.
Öyle ya, çürümüş etim neden hayat koksunki, neden huzurunu döktüğün nefesine bulaşsınki açlığım, neden?
Sessizlikten neredeyse damla damla kopan, defalarca yeniden doğup yeniden büyüyen ben... Zaman akşamı indirirken göğe, karanlığın kemikli suratına çarpar bakışım, ama hızla geçip giden her şeyin içinden bir tek seni görür bu gözler, tam da yalnızlık ortasından çatlamışken, şimdi...
Kelimeleri söker kaldırımlardan, yığar köşebentleri kanatsa da ellerini, evet sen,
aklımda kalacak olan tek roman.
Hem kaç beyitlik şiir anlatabilirki seni yine, yeniden, kaç asırlık çınarın gölgesi vurur senin gibi bedenime,
bak hala çok şeyi öğreniyorum senden,
hayatım boyunca hiç bir kitap, sayfalarını açtıkça başka dünyaların kapılarından heyecan ve umutla sürüklememişti beni,
sende okuduğum her cümle ayrı bir anlam soluyordu gözlerime, tuhaf, çıldırtıcı bir eziklik ve yetersizlik duygusunun uyuşuk hissizliğinde geziniyordum sanki,
şakağıma boşa yaşadığımın namlusunu doğrultup her sayfada bir mermi sıkıyordun geçmişe.
Aşk bu olmalı, kendini yeniden görmek,
yitirdiğin onca zamanın bataklığında boğulduğunu anlamak.
Merdivenin yalnızca inilip çıkılan bir yapı değil, basamaklarına oturulup sohbet edilebilir bir yer olduğunu öğrettin.
Örneğin, batıyla doğunun birleştiği yerleri arıyormuşum meğer,
kuzeyle güneyi gösterdi düşlerin, ne bileyim, yedi milyar rengi vardır doğanın, senden öğrendim ama mavinin anaçlığını, senden ibaretti dört mezhepli tek kitap...
... ahh..yaşamıyorum çıkamam bu karanlıktan Ahhhh deliriyorum ki sebebi yok anlarım aşktan. Bu gece yalnızım, oysa olmak istediğim yer senin yanın. Üşüyorsun belki, belliki alıştın da, ...
yok feryadım şimdi, seni serpecek bir rüzgar yok tanrımın katında, kırk katır yılan otu uç uca iliştirilmiş her adımda yokluğunu kanatmakta, bilmem kaç elmanın kurduydu kursağında kalan,
hadi, silkiniver,
salıver eskilerle sürme çektiğin gözlerine yapışmış görüntüleri, ne olur gitme uzaklarıma,
bulamamak ne dehşet verici bir eylemdir, ki çiftleşeceğim başka bir erdem yok,
işlemediğim cinayetlerin affı çıksın hadi nefesinde,
ama yaşarmadı yastık
ama ağladık
ama çok korktuk
ama bilmediler
ama utanmadılar
sabah ezanıyla yollara açılan kapılar,
kırk suali yoktur kırk yarama cevap,
hadi kaybolma damarlarımdan...
Ben doğduğumda yağmur yağmış, nisan, ..., kırkım çıkmadan kolum çıkmış,
ağustos, derken bir öğle öncesi yine o yağmurlarla gelmiş körlüğüm, şubat, koca bir on yıl çocukluğum, ve ansızın büyüyüp kalmışım,
haziran, ilk aşk,
ocak, ölüme kura çekmişim,
temmuz, uyumuşum,
ekim, dört duvar girmiş koynuma,
eylül, kanım aralamış sağ yanımı,
mayıs, ilk kez düşmüşüm,
mart, ağlamışım,
aralık.
Bir tek kasım kaldı sana, hep hiç kalan kokumda adına yaslanarak yürüyebildiğim yalnızca kasım vardı, onda da sanki sende kaldı bir yarım... Sence neye veda ettin sen? Otuzüç kasımı yüzüme bulaştıran yaralarıma mı, yoksa sana baktığımda gördüğüm gözlerime mi, söyle hadi.
haklısın demek yok artık,
buram buram sen kokarken hala bu hayat,
hiçliğimle seni sevmemden mi utandın yoksa,
plastik kokusunu başucunda besleyen kaderim miydi veda ettiğin,
hadi söyle kimim ben,
yüzümün astarına dikilen karanlıktan başka neyim ben,
binbeşyüz asrın tek tanrısından beklediğim gelmişken söyle şimdi; neye veda ettin sen?
İstediğim tek şey denize bakıp seni görebilmekti, denize dokunup seni hissedebilmekti, tek kalem sendin ülkemi savunan, ve her saç telinde başka bir sebep vardı yaşama dair, adına mavi demiştim, adına sen demiştim ilk kez tanrıya tapar gibi sevebilmenin...
Hepsi senin kokun; temiz ve duru, tıpkı düşlerin gibi, ne bileyim kanım karışmasın istedin belki bu duruluğa, düşlerine sıvasız bir yüzün kokusu bulaşmasın istedin, denizi taşırken içinde, alnımdaki lekeyi orada görmemek istedin belki de...
Kimim ben? bir ben bilemiyorum neden bilemiyorum herşey bomboş yalan... Parçalanmış hayatımdan karanlık sızıyor geleceğime, neyim ben...
Yo,
gülsün yine gözlerin,
söz verdim;
uğradığın her durakta bekleyeceğim seni....
.***. Sen hep mavi kal yüregim ..*..
` *. Masallar Hep Mavi'dir ..*..
![]() Bir gün sen geçmiş zamandın Bense yanımda anlamlarım... Gezinirken uzaklarda, akşamlarım Her şey geçer demiştin... Geçmeyen şeyler var şarkılarımda... Günlerce bekledim üzerimde bıraktığın etki geçsin diye... Olmazdı, olmadı da zaten... Ben aşktan korkardım... Korkulan başa gelirmiş, korktum ve geldi başıma... Seni o ilk gördüğüm anda hissettiğim şeyle başa çıkamadım... Geçsin diye bekledim. Geçmezdi bilirdim, geçmedi de zaten... Aklımda kalan bir anlık bir bakıştı sadece... Ve ben, bir sonraki bakışın için hayaller kurarken yakaladım kendimi günlerce... Günlerce gözlerimi kapadığımda o bakış geldi gözlerimin önüne... Yok saymak istedim olmadı, yapamadım... Geçmeyen şeyler vardı... Sen vardın... Artık masmavi bir masal vardı... Bir durak var yüreğimde. Beklerken hep geciktiğim... Sürüklerken beni sana mevsimlerim Her kaçış kendini yakalar Kaçamadığım şeyler var şarkılarımda; Kaçtıkça senden, sana yakalandım. Aşktın sen. Kaçtıkça aşktan, mavisi yüreğime bulaştı... Olmazdı artık, yapamazdım... Olmadı, yapamadım, kaçamadım... Bu masalı yazmalıydım... Mutlu aşklar da yazılmalıydı. Başladım yazmaya... “Her aşk bir mavi masal, anlatılmayan” Demiş şarkıda.. Şimdi mavi bir masalı yaşıyorken seninle... Tek bir cümle dökülüyor dudaklarımdan... “İyi ki sen mavisin. İyi ki bu bir masal” Ne olur izin verme, bitmesin bu mavi masal... ~ Mavi Umut ~
Bir Uçurumun Sonsuzluğunda...SuSMaK!!!
![]() Bazen sadece susmak ister insan... İçindekileri sadece susarak anlatabilir! Suskunluklara saklar acılarını, üzüntülerini, gözyaşlarını...
Böyle anlatmak ister her şeyi, yapamaz! Anlamaz kimse, kimseye anlatamaz!
Sevgi kelimelerinin anlatamadıklarını,
gizler gözbebeklerine, birileri baksın,
görsün ister.
Birileri görsün de fark etsin onu diye!
Yine olmaz!
Gülümserken bile üzüntü vardır dudaklarında... Hep ağlamaya yakındır içi!
"Hani dokunsalar ağlayacak" olmak vardır ya öyle işte...
Ama ağlamamak için tutar kendini...
Kalbinin derinliklerindekiler ona kalsın ister... Hep gülümser o yüzden!
Kimse anlamasın,
içinin kan ağladığını diye!
Ama ne yapsa suç olur yine de... Sussa suç olur suskunlukları,
konuşsa suç olur anlattıkları!
Hep birilerini rahatsız eder bir şekilde yaptıkları...
Kimseyi incitmemek için uğraşırken,
etrafında kırık dökük bir sürü kişi olduğunu fark eder,
en mutsuz anında...
Dünyaya küfreder olmaz, kendine kızar olmaz! Bir türlü başaramaz dengeyi kurmayı. Ne siyahla beyazı ayırt edebilir...
Ne de yap-bozun parçalarını tamamlayabilir hayatında!
Her şey eksik kalır, her şey yarım...
Ne rengi vardır yaşadıklarının, ne de tadı! Böyle ruhsuz, böyle boş, böyle kahrolası bir dünyada yaşayacağına....
Bırakıverir kendini bir uçurumun sonsuzluğuna...!!!!
Evet gökkuşağı düşündüm;bugün maviyim ve ilelebet mavi kalmak istiyorum. Mutluluğun simgesi değil midir mavi? Yoksa ßanamı öyle geliyor... Ama mutluluğu verdiği için olsa gerek ßenim maviye olan sempatim. Yada gökyüzünden esinlenerek sevdalandım maviye... Ve şimdi Mavi yüreğimi ßuldum ßen; benim tek aşkım.. Sevdaların en güzelini kendimde gördüm seni tanıdıktan sonra... Mavi ßi su damlası serptin sanki yüreğimin tam orta yerine.. Gülüşünle,sevincinle,sevdanla,saflığınla kal ßitanem!!! Mavim ßenim ßiriciğim. Gözlere inat artıyor mutluluğumuz gün geçtikçe. Önüne geçmek isteyen yoktur ßence . Kim ister ki ayrı kalmamızı,Mavi kaL Yüreqim. ßir daha.. ßir daha... ve ßirdahaa!!! DÜŞLER ALEMİ sevdamı tattırdın ßana. Mavimi. Sokağımın üzerinden eksik olmasın mavi gülücüklü insanlarım dostlarım. Ve gökkuşağı gidiyorsun. Güneş açıyor. Mavimsi hayalleri yarıda ßırakıp gidecek misin? Yoksa giderken gökyüzünü mü ßırakacaksın açık,sade ve çırılçıplak.... Mavi kaL Yüregim... Mavisin Değil mi ... ? ben kabul ettim.. sen gittin...
hiç hatırlamayayım..
saçlarının dakikalarca parmaklarımın arasındaki
dans edişleri aklıma gelsin..
yada ne bileyim
uyandığında
gözlerinin "biraz daha uyku"
diye yalvarışlarını hatırlayayım..
dişlerimin omuzlarındaki izini ,
dudaklarının parmaklarımla buluştuğunda
bana verdiği hissi hatırlayayım..
"vazgeçemiyorum" diyişlerin olmasın rüyanın hatırladığım kısımları arasında..
ki
vazgeçebileceğine
hazırlayayım kendimi..
sonra, bir anda kaybolup gittiğini ekleyeyim rüyamın son kısmına..
kaybolduğunu ve seni aylarca aramama rağmen
bulamayışımı
kabulleneyeyim...
hazırlıksız yakalandım bu gidisine , kusura bakma bu yüzden sana hoşçakal diyemedim..
aslında hiçbir şey diyemedim, gözlerimi çok sevdiğim saçlarına diktim.
gözlerinden kaçtım;
bana anlatmasınlar diye..
sadece sesin kulaklarıma gidisinin resmini çizdi.. ben sessiz kaldım.
yağmur yağmadan gök gürlerdi ,
"birazdan yağacağım ey insanlık"
diye bizi uyarırdı belki..
sen gürlemedin,
haber vermedin gideceğini..
geldin , gidiyorum dedin
gittin..!
dur desem de gidecektin..
sustum, dur demedim..
diyemedim aslında
ve sen gittin..!
evet git..!
git ki ben uyanayım aylarca suren uykumdan.. Fırtınalarda yolunu kaybeden gemi misali Bakmaya kıyamazken gözlerine Son bahar yaprakları dökülürken içimden Dağ çiçeğim yaban gülüm asi sevdam. Sen benim yanı başımdaki uzağım Sisli bir gecede ses olup da gel Bir gün gelirde tutarsam ellerini Ruhum, kapalı kapılar ardında kilitli.Ruhum, kapalı kapılar ardında kilitli.
Denize nazır bir yerde bıraktım bedenimi.. Benden ayrıldığında çok uzaklarda olacağını fısıldıyordu kulağıma..
Korkmadım onsuz olmaktan ve belki de
kavuşma ümidiydi benim ki..
Dön deme çabası.. Kırgın değilim ruhumu bedenimden
ayırmayı başarana..
Üzgün değildim kaldığım uzak diyarlarda.. İnsan bazen vazgeçer sevdiğinden, ruhuna eşdeğer saydığı da olsa...
Ayrılıklar da ölüm gibi gelmez mi zaten hep.. Derin bir acı hissetmez mi insan.. Çözümü zor olan sisli sokaklarda çaresizce
dolaşmaz mı...?
Mecbur hisseder kendini başını alır gider,
geride sadece loş hüzünler,
iç sızlatan anılar,
kalır..
Ne yapmalı sorusunu defalarca kendine sorar,
o kadar sorar ki
tek başına yalnızlık oyununu oynamak istemez..
Sahneye çıkmak zorundadır ama.. Perde açılır... Ruh, kapalı kapılar ardında kilitlide olsa,
biraz aralar kendini..
Ama yorgundur, ürkmüştür, kendinden emin değildir.
Yalnızlığı
önünde sonunu göremediği bir yol olmuştur..
Karanlık bir sahnede başlar oyun, bu aslında ruhum bedene savaşıdır..
Ruh söze başlar:
Yıprandım ey beden..
Sevdim riyakarlık gördüm,
sevdim sevdiğimden emin,
ama ne buldum kırık dökük ruhlar gemisi..
Yıkıntı yürekler,
kayıp düşler,
kendi olmayıp başka maskeleri yüz seçenler..
Buna rağmen sende can bulmalı mıyım?
Ardından Beden söze girer : Biz bir insanı insan yapanız.
Bunun farkında mısın?
Sen ve Ben birlikte olamazsak,nasıl ayakta durur insanoğlu..
Ruh sinirlenerek: İnsanoğlunun ayakta durup durmaması
umurum da değil artık..
Ne gördüysem gene onlardan gördüm..
Varlığımı bertaraf ettiler.. Kendimi ağlar olarak buldum, gece yarıları sokak aralarında.
Sabahlara kadar dolaştım rahatlamak adına.
Sonra deniz..
Denizle dertleştim biraz..
Hırçın dalgalarında o bile kendine göre haklıydı ben haksızken..
Sonra rüzgar..
Bana dokunamazsın derken tam..
Sana dokunma gayreti içinde değilim diyerek geçti gitti....
Ben sensiz bir hiçmişim..
Tüm varlığı idare eden ben.
Koca bir Hiç!
Ben olmasam sen yoksun.
Soyut ve her şeyi çeken niye ben..
Beden geri çekilir gibi olur ve : Evet,...
haklısın galiba,
bu kadar çabuk pes etmek..
ama haklısın ...
Ne zaman sen benden gitsen
artık tutmayacağım seni!
Bu sefer kazandın Ruh..
Bu sefer sen Kazandın! Özgür olmayı hak ediyorsun sen.
Benden ayrı olmayı..
Ben insanı yürütürüm..
en durup, düşündürür, duygular buhranına sokar çıkarsın.
Bu sefer sen kazandın Ruh..
Özgürsün
...
*.*.* .*.
*.*.* Büyüyorum bu günlerde...
büyüdükçe tanıyorum kendimi, tanımlamak daha kolay oluyor... yürüdükçe saatleri, günleri koşmaya başlıyorum... oyuncaklarımı, daha kolay bırakıyorum kollarımdan... Büyüyorum son günlerde büyüdükçe anlıyorum kendimi, anlatmak daha kolay oluyor... konuştukça dilsiz dünümle, yarına cümle kurmayı öğreniyorum... bağışladıkça insanları, insan olmak daha az acı veriyor, Büyüyorum... büyüdükçe silikleşiyor çocuksu bakışlarım... daha fazla susup, daha seyrek anlatıyorum kendimi... unuttukça ağaçların yeşerme mevsimini, daha çok kışa dönüyorum... daha az geçiyorum denize yakın yüreklerden, daha fazla düşünüp,daha az gülümsüyorum... Büyüyorum son günlerde... hatalarımı sevmeye başlıyorum... büyüdükçe ben, daha az akıyor gözlerin içime... daha geç saatlere atıyorum izlerini, sende kaybettiğim bir "ben" i yeniden buluyorum ... Herşeye rağmen, herşeye inat..Hiç umutlarınızın bittiğini sandığınız "tamam, hiç daha kötüsü olmamıştı" dediğiniz zamanlarınız oldu mu. Ya da "bittim, mahvoldum" dediğiniz? Damağınızda acımsı bir tadın hiç geçmediğini; yüreğinizdeki o mengenenin de canınızı sıktıkça sıktığını hiç hissettiniz mi? Yalnızsınızdır. Savunmasızsınızdır. Yorgunsunuzdur. Anlatamaz, anlayamazsınız da. Gözünüzde bir damla yaş, her an hazırdır akmaya. Sebepli yada sebepsiz... Soğuktur elleriniz, belki ısıtacak bir elin olmamasından. Çirkinsinizdir kendinizce. Aynalara da küs... Gözlerinizdeki pırıltılar yok oldu, yok olacak gibidir... Çaresizsinizdir. Sebep çoktur. Ya parasızsınızdır, ya terkedilmiş, ya hasta. Aslında yüzlerce ya da'dır sizi bu hale getiren. Ne zaman geçecek bilmezsiniz. "umut garibin ekmeği" umarda umarsınız. Ya çaba? Oysa hiç gördünüz mü, kim bilir kaç gün olmuş dalından koparılmış kasımpatlarını? Hala dimdik, hala ayakta, hala pırıl pırıl. Koparılmaya inat solmamaya kararlı. Oysa; aklımız hep güllerdedir, hep lalelerde... Solmak, kurumak çok kolay. Oysa dimdik ayakta durabilmek önemli olan. Yılmamak zorluklardan... Hayallerden, umutlardan vazgeçmemek asıl olan. Ne dersiniz denemeye var mısınız kasımpatı olmayı? Herşeye rağmen, herşeye inat.. kizil bir güldür hayat .[*]. Kızıl Bir Güldür Hayat .[*].
●▪● ●▪●
Taptaze
umut çiçekleri ek gönül bahçene, gerisi gelir elbet bir gün... ●▪●
Yenik düşmez karanlığa aydınlık, yumma güneşe gözlerini, acıları gizler karanlık... Bir merdiven daya gökyüzüne, yıldız topla... Saçlarını tara pırıl pırıl güneşin... Sitem etme düşlerine yağan kara, damla damla erir elbet bir gün... ●▪●
Susturma yüreğini,
kalkar her boran, her sis her şey unutulur... En umutsuz bir anda yağan yağmur, toprakta capcanlı bir umut olur... Bir bahar dalının coşkusunu tomur tomur sana da verir elbet bir gün... ●▪●
Gözyaşıyla dolup taşmaz deniz, meraklanma... Uçurtmasını yitiren çocuğun gözyaşları kurur, üzüntüsü durur... Ararsan; ipinden kurtulmuş serseri bir uçurtmanın özgürlük sevinci seni de bulur, bulur elbet bir gün... ●▪●
Yaprak ödünçtür dallarda,
önemli olan; umuttan yoksun kalıp gözlerde ışığı söndürmemek, direnci yitirmemek... Dikenli de olsa kızıl bir güldür hayat, soldurmadan yaşamak / yaşatmak gerek... Yeşile düşman bir bahçıvana kendini sevdirmez çiçek, yaprak yaprak ölür elbet bir gün... ●▪● Yık barikatları,
erit prangaları halka halka, zaman defterini kapat... Dört mevsimi var, her daim kış olmaz hayat... Kızıl gülden derin bir soluk al tekrar merhaba de yaşama... Acıdan ıstıraptan arıtılmış, damla damla sevgiden damıtılmış, yepyeni bir dünya yarat... ●▪●
İnsan;
yere çakılı yalnız bir ağaç değildir, tek başına rüzgârı bekleyen... Yeni yüzler dene, asla vazgeçme sevmekten... Sünger çek maziye, yak ne varsa kötü gönlünün ocağında... Geç karşısına, sevgi kahvesini, dostluk kahvesini yudumla umudun şefkatli kucağında... ●▪●
Bırak, saçlarını okşasın rüzgar, apak kar yağsın karanlıklarına... Her şafakta, doğan güneşi karşıla, batarken kızıllığını şarap şişelerine doldur, yıllansın... Unut sonbaharı, başka baharlar ara, çisil çisil hep yağmur yağsın hayat harmanına, ağaçlar tomurcuklansın... Aç yüreğinin kapılarını, sen uçur bir kuş da, özgürce kanat çırpmanın tadına varsın... ●▪●
Bahardaki uyanışı, gök kuşağındaki gülüşü, zarafetini gülün, muhteşem hazzını bir bebeğin omzundaki gamzeden öpüşün... Lapa lapa yağan karın sesini, köpük köpük aşkı, soluk soluğa, çimler üstündeki sevişmeleri düşün... ●▪●
Yaşamak: zor da olsa ne güzel... öyle mi ya ölüm, ya ölüm ...
.
.[ TahSin ÖzMeN ].
yüreğin yanıp tutuşurken bir avuç sabahla yıkamak gerekirmiş o'nsuz yarınları...
güç katan, hayat veren, canım derken sevdama, el olup gitmek kadar yalanmış, yalanmış aşk.. yalnızlık daha güçlü kılıyor küçük dünyamda beni. renkli bir yaşamsa güzel görünen, kendi güvenimin kokusu gerçek hayat. gerek acı, gerek mutluluk, hepsi kendi bahçemde ektiğim tohumlarda sundu bana büyük yüreğimi. şans verirken canımı acıttığını, yüzüme gülerken sevdamı kanattığını bilemeyecek kadar kapamışım gözlerimi... masallardaki gibi yaşadığımı düşünürken pembe köpükten dünyam damlayarak düştü avucuma dün gece... hep elimi uzatışlarım geliyor aklıma şimdi... kendi hayallerime sarılışlarım, umutları bir bir dizişim yıldızlara yastığımla kavuştuğumda. ben o'nun omuzundayken bile yalnızlığımlaymışım ... eylül gözler yok artık hazan mevsimimde... hayatımın oyununu, hayatımın blöfüyle oynadım ve hayatımla ödüyorum bedelini... ne için ? hataları üstlenip kendime haklı çıkardım canım dediğimi .. vazgeçmemek, kaybetmemek adına.. oysa 'o'nu kaybetmekle kazandim yaşami!! hoşçakal haketmeyenim... ardında neleri sakladığını bilemediğim... gülüşünle hep mutlu kal.....
Siz hiç a$ik olmadiniz ..
![]() Teni yanık duygularımın, kör falcısıyım ben ..: Her mutlu birlikteliğin o hazin sOnundan haber veren sakat bir küre yerleşik yüreğimde ..: Çırılçıplak sOyamıyOrum beni aşka ..: Ya bu da hataysa diyen düşüncelerim beynimi gagalıyOr ..: Yalınaşk yürüyemiyOrum, dikenler batışıyOr kalbime ..: Şimdiye dek aşkın uzaktan tanığı Oldum hep ..: Onu bu düşmanca duygularım yüzünden saf dışı bıraktım ..: Ne kadar haklıyım, sOrmayın içim acıyOr eştikçe ..: Esmeyin üzerime daha fazla , elimde değil bu önyargılarım beynimin içinde zOnkluyOr ..: Gidip aşkın en ücra kıyısında güneşlenesim var ..: Ama yOk işte, adımlarım kayıp ..: Güvenimi teslim edebileceğim nitelikteki sen de ..: Telkin etmeyin beni, beklemeye mecalim yOk ..: Tanımlasanıza ilk aşkınızı bana ..: GÖreceli Olduğu sÖylenir hep ama bakıyOrum da herkes aynı şekilde dibine vuruyOr aşkın ..: Hadi yanlışlarımın altını çizin ve kendimi bulayım harita sandıklarınızda ..: Naftalin kOkusunu duymak istemiyOrum bu sefer ..: Sahi siz kendi yaralarınızı sarabildiniz mi ve ne kadar sOyabildiniz kendinizi aşka ..: Hangi in'de saklanıyOr dillerinize destan ettiğiniz ve bittiğinde de süründürdüğünüz aşklarınız ..: Aşka methiyeleri kazıyan kalemleriniz duygularınızı yalanlıyOr fark edebiliyOrum evet ..: Siz aslında hiç ama hiç aşık Olmadınız ..: ( Tesadüf bu ya, Ben de )
* . [ s€çm€L€r ] . *![]() Ben acı çekerken. banane mevsimlerin değişmesinden. Ben içten içe solarken. Çiçekler açarmış banane. Aşk, şiirlerime sadece bahane!!! Kelimeler manasızlaşmış ilk harfinden son harfine.... Seni unutmak için kin tutuyorum içimdeki şaire... Kendi sevdamı mahkum ettim müebbete sanane. Bıraktım artık yazmıyorum mısralarım sürgünde kime ne... ![]() Hiç kalbin ağrıdı mı sebepsizce,
Hiç için titredi mi sıcak yaz geceleri, Dolunaya baktığında hissettin mi hiç Yapayalnız derin bir karanlıkta olduğunu, Ve acı bir şekilde farkına vardın mı, Kalabalık içinde sessizce dolaştığını... Düşündüğün şeyi bilmeden uzaklara takılır gözlerin; Ellerin bilmediğin elleri tutar sanki, Tuttuğun el sana huzur verir de; Sen o huzurla bir türlü rahatlayamazsın... Boğazında kelimeler düğümlenir, yutkunursun; Bakışların buğulanır, gözlerini kısarsın, Tek damla düşmesin diye çabalarsın.. Bilirsin ilk düşen damla habercisidir; sağanakların... Bilirsin sağanakların ardından körelir; duyguların... Bilirsin ki içindeki yangınlar büyür sağanaklarda... Sen bilirsin ama kalbin bilmez bunları... Yaşadıkça yaşar sevdalar kalbinde, Büyüdükçe büyür kalbin, her sevdayı saklar içinde, Gün gelir sığmaz olur kalbin göğsüne, Taşıyamaz olur bedenini, a rtık yorulur... Duyguların ağır gelir; ezilirsin ... Bir gün açıklanmamış duygularınla köşende, Teslim olursun ölüme, Sessizce... Yitirdiğim bir şey var sende arıyorum Yüreğim bir madenci feneri, yol uçurum Yaklaşma diyorsa umudum Bir daha kimseden sormayacağım seni... SÖZ OLSUN Akrep tutmuş gibi kirpiklerinin ucundan Beni görünce üşüyorsan Uğramam bir daha kamçılasa da kanım Sana kör bakacağım, görmeyeceğim seni... SÖZ OLSUN ! Dağlardan uçan kuşlarla Tüm sırrı soyulmuş nemli düşlerle Öfke çiçekleri getiren kışlarla Korkma yokuşlarda yormayacağım seni... SÖZ OLSUN ! Kurtlar gibi ulusa da gönlüm ardından Sormayacağım izini, yüzünü yollardan Tüfeğimin namlusunun ucuna konan Keklik olsan da vurmayacağım seni... SÖZ OLSUN ! Elinde dönüştür bu ağıtı serenatlara Düş atları uçursa da bizi bulutlara İki kılıç gibi dövüşürken akla-kara Adak olsan kurban vermeyeceğim seni SÖZ OLSUN ! Rüzgarlara bıraktım kendimi,baş edemeyince bu hayatla .
gecelere biriktim,efkarım gündüzlerden taşına.
pişmanlıklarıma ağladım,hatalar denizi kabardıkça.
dostlarımı bir bir tanıdım,düşmanlarım çoğaldıkça. oluruna bıraktım her şeyi,isteklerim olmayınca .
yağmurlara teslim ettim yüreğimi,heveslerime ulaşamayınca .
gölgeme sordum kendimi,başka yüzlerde bana rastlamayınca .
hatalarıma ağladım,pişmanlıklar yalnızlıkla buluşunca
ve sonunda umutlarım bir başka bahara, mutluluklarım bir başka gecenin sabahına kaldı .. teselli olur diye hatıraları aldım yanıma .
oysaki hatıralarımda hep gözyaşları hep pişmanlıklar vardı.
ağlamaları yasak ettim kendime,gözyaşları kurumayınca .
beklemeleri yasak ettim kendime ,beklentiler son bulmayınca. ..
hayatın acı gerçeklerini tanıdım,hayallerim yıkıldıkça.
pişmanlıklarıma,hatalarıma ağladım geceler uzadıkça.
bu düşüncelerin bir sonu yok biliyorum.
bu yolların bir dönüşü yok. pişmanlıklar boşa,ağlamalar boşa biliyorum. her şeyin ilacı zamansa,beklemekse şayet
ben bir kez daha mutluluğun zamanını bekliyorum ... ` . .´ .* hani bir ân gelir... ve söylenmez sözler söylenir olur!
..... hani bir ân gelir... mutluluk pembe bir ipek mendil gibi savrulur loş odada! ..... hani bir ân gelir... bir ân gelir... hani bir göz bir göze gelir. hani, öyle bir ân gelir ki; en “gelinmez” yollarla en “varılmaz” yolların, senle ben arasındaki yarda boyun büktüğünü görürsün... bu yar; iki yâr arasıdır! .. her yar iki yâr arasıdır! .. ve üstelik; yaralar yara benzer, her yar yaraya benzer! yar başında duruşum; yâre nâraya benzer! ... halbuki gök yerin... halbuki gök yarın... halbuki gök yârin içindedir bu mesafelerde! .. ..... veya gök, mavi bir hançer gibi dalıvermiştir de toprağın içine; şimdi toprak, kendi içindeki kocca bir yarayı yâr bilmiş... kendini parçalayan kooskoca bir yar başına türbedar olmuştur! ! ! halbuki hep... hep iki yârdır; bir yar başında duran... ..... her yar, yâri gördüğüm rüyadır! .. yolun biri gözlerinden başlaar senden içeri gider; diğeri gözlerimden, benden içeri... bir yar oluşur her yârin arasında kalan boşlukta! .. ben, yarın bir duvarı olup sana bakarım bu yandan... sen yarın bir duvarı olur, o yandan bana bakarsın! .. ve en derinimden gelip en derinine gidebilecek olan yol ile, en derininden çıkıp en derinime inebilecek olan gökkuşağı “bakışlarımızda” kopar! .. biz, sarılmadıkça... ..... yarlar kaldıkça yârlar arasında! .. hani bir ân gelir... ve söylenmez sözler söylenir olur! ..... hani bir ân gelir... mutluluk pembe bir ipek mendil gibi savrulur loş odada! ..... hani bir ân gelir... bir ân gelir... hani bir göz bir göze gelir... hani bir ân gelir... bir ân... bakışlar düğümlenir; bütün yarlar silinir, sıra söylenmezlere gelir... ● .. ● Hαуαт Hєρ Bιя Yσℓ¢υℓυк мυ؟нαуαт нєρ вiя уσℓ¢υℓυк мυ ؟
111111111100330011111111111111111100333333300111111111111111100330011111111111
₪[ Nuri CaN ]₪
-.................*
● .♥. ●
.♥. нiç υℓαѕαмαуα¢αgιмι вiℓ∂igiм нαℓ∂є .♥. .♥. ѕєνiуσяυм ѕєηi ... .♥. ● .♥. вiℓiуσяѕυη ∂єgiℓмi ? .♥. ● .♥. gє¢єηiη кαяαηℓιgι ηє кα∂αя gєя¢єкѕє .♥. .♥. ѕєη σ кα∂αя уαℓαηѕιη.. .♥. ● .♥. тιρкι σ ѕiуαнℓιgι уσк єтмєк i¢iη .♥. ● .♥. уαкιℓмιѕ ℓαмвαℓαя giвi. .♥. .♥. вєη∂є αη¢αк ѕєηѕizℓigiмi .♥. ● .♥. ѕαнтєℓiкℓєяℓє ѕιναуαвiℓiяiм.. .♥. ●
... ѕєη нi¢ σℓмαуα¢αкѕιηкi ?!!? .♥.
● .♥. ● Susmayi ögreniyor Bu Yürek .. . * * .
* *
•*______________________________*•
Yin£ bir g£c£ v£ yin£ baş başayım k£ndiml£,
işt£ yin£ s£ni bulup kayb£ttiğim y£rd£yim.
İnsanın bir ş£yl£r£ karar v£rm£si n£ kadar zor; ya s£ni içim£ gömm£li ya da artık içimd£n söküp atmalıyım.
Ama h£r n£ olursa olsun susmalıyım.
*
Hangisi daha zor..
hangisi daha acı?
G£rç£kt£n gitm£li miydin,
yoksa kalıp yanımda savaşmalı mı?...
Bir yol arıyorum k£ndim£, bulduğum tüm yollarsa sana çıkıyor…
Kapanmalı artık gözl£rim.
Sonsuz bir karanlıkta t£k başıma yürüm£y£ d£vam £tm£liyim... *
Yürüm£liyim ardıma bil£ bakmadan,
yürüm£liyim parçalayarak d£ğ£rl£ri v£ s£vgileri
* yok £d£r£k yaşadığım tüm zamanları...
Nasılda acımasız zaman.
Nasıl da yüc£ltmiştim s£ni gözümd£.
*
Tutup k£ndi £ll£riml£ koymuştum £n yüks£ğ£,
sonra k£yifl£ izl£miştim yüc£liğini.
Ama yin£ b£n bitirm£liyim.
Tutup kollarından indirm£liyim olduğun y£rd£n.
* Ya da s£ni öl£n£ kadar yaşatmalıyım içimd£..... N£ kadar zor bir karar..
Bir yanım: “Bir daha kims£, hiç kims£ onun kadar çok s£vilm£y£c£k”, d£rk£n,
bir yanım sakin, s£ssiz...
Zaman g£çiyor, acım dinmiyor.
Kapanmıyor yaralarım.. *
Tük£nirk£n b£n, aklımda bir t£k s£n...
Görüyor musun, yin£ konuşuyorum ama s£ssizc£.
Susmayı öğr£niyor yür£ğim..
Ama b£n kararımı v£rdim...
S£ninl£ olduğum zamanları düşünm£k bil£ bana mutlulukların £n büyüğünü yaşatıyor..
•*______________________________*•
* *
. * * .
bir gün içimden gittin, anladım. nereye gittiğin değildi önemli olan... kiminle gittiğin, hangi havayı soluduğun, hangi şehrin, hangi sokağında yürüdüğün önemli değildi. sen içimden gitmiştin... ıçimde ne varsa bana ait, seninle gitmişti.
Sen üstüne aLindin... Biliyorum konuşacak birşeyimiz kalmadı, paylaşacak hiç bir şeyimiz yok.
Yine de yüreğimden gücümün yettiği yere kadar sana sesleniyorum,
seninle konuşuyorum... Bugün sana olan kırgınlığımı rafa kaldırdım, ![]() sevgimi aldım avuçlarımın arasına, ona sığınıyorum...
Cümlelerimi kısalttım,
kelimelerim buruk, gülüşlerim istenmeyen dudaklarımda...
Bir ihtimal gelişine sığındığımı farkettiysem de, engel olamadım gurursuz ama umutlu hasretine...
Bugün gönlümü hoş tutmak istiyorum, imkansız olan her rüyaya inanasım geliyor...
Bir çocuk gibi isteklerimi bastıramıyorum... Çalmayan telefonuma elim gidiyor,
sana halen bende olduğunu ısrarla yazmaya çalışıyorum... Bende olan seni, hiç kırmadım, değiştirmedim ve hep korudum desem de, sendeki benin nasıl olduğunu, gülüp gülmediğini anlamsız bir sıkıntıyla merak ediyorum...
İçimdeki güzelliğine inanıp inanmamanı artık umursamıyorum! Üşüyorum, bu üşüme yalnızlığımdan geliyor ve sarıyor her tarafımı...
Tutunabileceğim hiçbir güzellik yok, hatırlamaktan usanmayacağım anılarım dışında... Isınabilmek için onlara sarılıyorum... Anlamsız ve cevapsız sorular sinsice sırıtıyor,
ben görmemeye çalışıyorum... Düşler
uzak
gibi görünüyordu ama yakındı...
Belki de görmeyi istemek gerekiyordu... Gözlerini aç desem kapatacaksın ama kapatma gözlerini! Kendime bir demet papatya aldım ama bakmadım falıma...
Gözlerimi gelişlere verdim, gözlerimdeki hüzün bile seni özlemis itiraf etti sonunda...
Düşüncelerim gururlu, hayallerim ve sevdam değil... Gelseydin, kendimi unutup sana koşacaktım, susturacaktım içimdeki isyanı, kavgaların ortasında bir güneş gibi doğup ısıtacaktım yüreğini, sevinçten ağlayacaktım bu defa, mutluyken hemen sarhoş olmuşum gibi, dokunacaktım, sarılacaktım. Ama gelmedin, gelemezdin belki de gelmeye de hiç niyetin yoktu aslında... Kendimi kandırdığımı anladığımda ağlıyordum... Eskiden kimi şarkıların ne kadar anlamlı olduğunu düşünürken, şimdi ayrılığın ardından çalınan her şarkı umutsuzluğumu ve sevgimi anlatıyormuş gibi geliyor... Sevdiğim ne çok şarkı varmış, bunu senin gidişin gösterdi bana... Her şarkıda sen varsın, her yerde, her gördüğüm insanda, denizde, gecede, uykumda... Nasıl beceriyorsun her yerde olabilmeyi... Bu bir marifetse eğer, neden benim yanımda degilsin ki!... Gözyaşlarım asilliğini yitiriyor ve yenik düşüyorum sevdana... Gittin! Belki de hiç gelmemiştin ben, geldiğini sandım... Ayak uyduramadım yorgunluğuna... Dudaklarına düşlerindeki öpüşü konduramadım... Kimi zaman bir çocuk oldum gülüşlerinde şımaran, kimi zaman bir erkek dokunuşlarında kendini bulan... Ama! En çok da imkânsızın oldum... Her gelişimde bir kez daha gönderdiğin oldum... İnanamadığın, Yenemediğin, üzerinden atlayamadığın korkuların oldum... Ağladığın, bağırdığın ya da sustuğun isyanın oldum, sessizce boşalan gözyaşların, birikmişliğin oldum... Yüreğindeki erkek ben olmak isterken yüreğine sığınan ve tozlanacak olan bir anı oldum... Haketmediklerin, artık yeter dediklerin ve herşeyin olmak isterken belki de hiçbir şeyin oldum... Söylesene ben gerçekten senin neyin oldum Sesin hep uzakları çağırıyordu, ben üstüme alındım, sana geldim... Bilseydim, bana ait olmayan bir seslenişi sahiplenir miydim... Şimdi bir mevsimlik aşk kaldı avuçlarımda sadece bir mevsim yaşanan ama bir ömür gibi gelen aşk... Kalbime henüz söyleyemedim gittiğini, öğrenirse onun da acı çekmesinden korkuyorum... Seni halen benimle biliyor ve seviyor ama ben kalbime ilk defa yalan söylüyorum... Gittin! Sevdamın yokluğuna alışabilirim belki ama sesinin uzak yolların sonunda olması acıtıyor içimi... Suskunluğun en büyük silahındı, suskunluğunla vurdun beni asıl acı olan, canımı acıtan unutulmak... Söylesene unutulmak kime yakışıyor Unutan sen olsan da sana bile yakışmıyor ... Merak etme, üstüne giydirmedim bu duyguyu, unutulmayan olmak sende daha güzel duruyor... Görüyorsun işte, aşk'a ve sana ihanet etmiyorum benim kırgınlığım aşk'a... Sen üstüne alındın... Seν∂αℓαR Mι KιSαℓ∂ι...?
.. Bir Leyla Düslemesi ..
Bir Leyla düşlemesidir aşk.
Yanmaktır bir gülün kırmızısında, türküler yakmaktır sevgiliye. Gün batımlarında tutulan sevdaları gün doğumlarında aramanın adıdır aşk. Seherlerde bülbülün yanık nağmelerinde gül hasreti çekmektir; güle rengini veren, yüreğini veren bülbül olmaktır aşk. Ve biz şimdi büyüsü kaybolmuş zamanlarda aşkın peşine düştük. Pazar pazar gezinen Zeliha olduk aşkımıza bir Yusuf bulmak için. Yusuf, esrarını gizleyen ebedi iffetti. Mecnun'a özendik sevdamızı bir Leyla'ya yüklemek için. Leyla bir ışıktı, ab-ı hayattı aşkı filizlendiren. Ferhat olup Şirin'ler hatırına gönül kazmasını yamaç yüreklere vurmak istedik. Şirin, gönül aynasında aşkı büyüten bir suretti. Bitmeyen özlemler büyütüyoruz bağrımızda. Leyla'ya, Şirin'e, Aslı'ya adadığımız yüreklerimiz vardır. Suretten öte aradığımız bir yâr vardır. Yârin adıyla yan yana bilinsin istediğimiz adlarımız vardır. "Aşk" ile "ilgi duyma"nın karıştırıldığı bir dönemde yaşıyoruz. Artık güllerimiz Leyla kokmuyor, sevda kokmuyor. Aşkın ilk basamağına dahi çıkamadık. Tutkulara takılıp kaldık. Dergâha gelen delikanlıya şeyhin "Sen git, âşık ol da gel, aşkı bil de gel!" dediği kadar dahi olsa , yüreklerimize işleyemedik aşk nakışını. Gönül toprağına atamadık aşk tohumunu. Nadasa bırakılmış yüreklerimize bir Leyla tohumu düşmedi. Biz ölümsüz ve günahsız aşklara değil, günübirlik sevdalara takılıp kaldık. Cismaniyetin ağında ateş böceklerini yıldız sayanlar gibi, tutkuları aşk sandık. Talihsiz yanılgılarla yanlış ateşlerde yandı ruhumuz. Sonu "kaf"la biten, "aşk"ta kalb vardır. Kaf, kalbidir aşkın. Aşkın kalbini çıkarıp aldığınızda geriye "aş" (k) kalır, ceset kalır, madde kalır. Mecnun'un aşkına özenip de yürüdüğümüz yollar, çöl değil. Oysa aşk, çölde haz verir insana. Kalb, çöl yanmışlığında kanıyorsa aşk vardır. Aşk, yanmışlıkla daha bir lezzet verir aşığa. Susuzluktan çatlayan dudaklardan dökülen Leyla adı, cânân adı, can verir ölür ruhlara. Çölde ceylanların sürmeli gözlerinde Leyla'yı görenler, aşka uyanır seherlerde. Ve aşkın büyüsü örülür seherlerde. Toprak öperken alınlarımızdan, aslında Leyla'dır buseler konduran. Bizim seherlerimizde ceylanlar yok artık. Biz seherlerimizi uykulara feda ettik, göremiyoruz Leyla bakışlı ceylanları. Üstümüze güneşler doğar oldu. Geceler boyu yıldızlarla söyleşip de onlara elveda diyemedik gün doğumlarında. Biz, ceylanların gözlerini öpemedik, bu gözler Leyla'nın gözlerine benziyor diye. Uykulara feda ettiğimiz seherlere ağlayamadık. Leylasızlığa akmadı göz yaşlarımız. Biz sevemedik yaratılanı Yaratan'dan ötürü. Yunus mektebinde diz çöküp okuyamadık aşk kitabını. Oysa, varlığın özünde sevda hamuru vardı. O hamuru besleyen aşkın pişmanlık gözyaşı vardı. Adem ile Havva'dan dökülen. Şimdi ezeli pişmanlıklara değil, günübirlik sancılara akar oldu gözyaşlarımız. En sevgiliye iltifatlar vardı sevgililer sevgilisinden, "Ben sana âşık olmuşam ey şerif!" hitabının tatlı sıcaklığı vardı. "Levlake..." hitabıyla başlayan bin bir renkte iltifatlar vardı. Âşık ile mâşûkun ezelde yazılı, göklerde yan yana asılı adı vardı. Aşk medeniyetinin sevda pazarında, gönlümüzü bir Leyla'ya, son Leyla'ya, en Leyla'ya sunmanın hesabındayız. Yere göğe sığmayan Sevgililer Sevgilisini gönül Kâbe'sinde misafir etmenin telaşındayız. Misafirlikler bir olmak içindir, tek olmak içindir. Tıpkı kapısına gelen âşıkına seslenen sevgilinin tek olma hayali gibi. "Kimsin?" diye seslenir kapısını çalana. Aşka tutulan âşık "benim" der. Ve tekrar seslenir sevgili. "Burada iki kişiye yer yok. Gönlüm teki arzular." Tekrar kapının tokmağına dokunan ve ısrarından vazgeçmeyen âşık, benlik libasından sıyrılır. "Sen'im" der. Vahdete adım atar, bırakır ikiliği, küfrü bırakır, çokluğu bırakır. Sevdiğinde fânî olur. Aşkın bekâsını bulur. Ebedî aşkı arzulayanlar, sevdiğinde fânî olup ölümsüzlüğe kucak açanlardır. Ve sevenlerin dilinde sevilenlerin adı bayraklaşır. Dillerde hep Leyla kitabı okunur. Kulağa gelen her nağmede Leyla, esen her rüzgârda Leyla... Buram buram hep Leyla... Kuşların ötüşünde, güllerin kan kırmızı kıvrımlarında, göğün mavisinde, ağacın yeşilinde hep Leyla vardır. Yağmur damlaları vuslata koşar, düşer toprağa. Toprak, Leyla'sıdır yağmurun; toprağın Leyla'sı yağmur... Mecnun'a adını sorarlar, Leyla der. Geldiği yeri sorarlar, gideceği yeri sorarlar yine Leyla, hep Leyla der. Hep aşk... Gönlünü Leyla'ya kaptırmışların şafaklarında, güneşin ışıldayan çehresinde gamzeli tebessümler saklıdır. Dağların doruklarında hiç kaybolmayan beyazlıklar, Leyla'nın yüreğe serinlikler bahşeden sevdasıdır. Aşk, kar beyazı vefalar saklar bağrında. Yüreğine yasak koyanlar, vefalara bezenmiş aşklarında ölümsüzlüğün kapılarını aralar. Gecenin mavi karanlığında yıldızlardan taç yapan âşıklar. Leyla durağında sevda yağmurlarıyla ıslanırlar. "Cennet gözlüm" dediğimiz ve yarım kalmış yanımızı tamamlayan sevgiliyi alıp da yanımıza... "Sen ey cenneti müjdeleyen Sevgili, Sevgilim!" deyip düşüp de peşine, tutunup da eteğine aradık mı hiç gecenin ve gündüzün Leylasını? Sevdanın ve Leyla'nın aşkına kaç gün doğumlarını sancıyla yaşadık? Gün batımlarında kaybettiğimiz Leyla'yı bir gülün kırmızısında bir bülbülün feryadında aradık mı hiç? Leyla'dan başkasını görmez oldu mu gözlerimiz? Yanıklığıyla ve ceylanlarıyla kendisini aşka çağıran çöldedir Mecnun. Dolaşır bir baştan bir başa. Yüreğinden aşka ırmaklar akar çöl kumlarında. Gönlünü avutur. Dolaştığı günlerden bir gün... Fark edemez namaz kılan bir dervişin önünden geçtiğini. Leyla'dan başkasını görmeye yasaklı gözleriyle göremez, namaz kılan dervişi. Namaz biter. Kırk yıllık bekleyiş yükünü bilen derviş kızar Mecnun'a. Özür kuşanmış kelimelerin ardından, paslı vicdanlara bir hançer gibi, saplanan sözler dökülür Leyla kitabı okuyan dudaklardan. "Kusura bakma derviş baba, ben Leyla'nın aşkından seni göremedim. Ya sen, huzurunda bulunduğun Mevla'nın aşkından beni nasıl gördün?" Aşk yanılgısıyla avunan yürekler sıtmaya tutulur. Yeni bir sevdanın, ezelî ve ebedî Leyla'nın eşiğinde aşka uyanır canlar, Leyla'ya uyanır. Vuslat kokan düşler Leyla'ya uzanır. alint |
|||||
|
|