NazarBonCuGuM 的个人资料Oo° bOnCuk ~ bOnCuk °oO照片日志列表更多 工具 帮助

日志


вєкℓємєк ..*

Beklemek ..*

 

Bir sırra vakıf olmanın yükü altında ezilmek kadar agırdır.

Bir kez daha bakarsın gidenlere.

Bu son görüsün olur.

 

Sana ait olan ne varsa onlarda kalan,vazgeçersin hepsinden.

 

Yüzünde, o güne kadar ki sana en çok yakısan gülümsemen.

Ellerinde ne veda anındaki heyecan ve hasret, ne de keder.

 

Sen

 img410/4064/41515630tn2.jpg 

 

 

Beklemek..*

Aglamaktan yorulan bir çocugun iç çekisi kadar hüzün vericidir.

Yüregini yaslayacak birini ararsın.

Zaman biraz daha uzar sanki.

Her yeni günü bir öncekiyle aynı yasarsın.

Yüzünde, o güne kadar ki verilen sözlerden sakladıgın bir yorgunluk.

Artık hiç kimseye inanmazsın.

img410/2213/58615317pz4.jpg  

.

Beklemek..* .

Ilk kez uçacak olan kusun kanatları kadar hafiftir.

Asla vazgeçmezsin ve kendine ait bir hikayen olur.

Yagmurları gözlersin, yere düsen yaprakları.

Soguk, habersiz gelen bir misafir gibi telasa verir seni. Ona da alısırsın.

Yüzünde, o güne kadarki yasadıgın hayal kırıklıklarından kalma bir sükunet.

Son kez gözden geçirip yırtarsın adres defterini.

img410/4933/93920227bv9.jpg 

 

Beklemek..*
Begenerek okudugun bir kitabın son sayfasına gelmek kadar heyecan vericidir.
Adını hatırlatmaya yarayacak bir hayatın olur.
Hayallerini sırayla terk eder ve her gece uykuya,

belki güzel bir rüya görmek için yatarsın.
Yüzünde, o güne kadar ki umutlarının son çıglıgı.
Açılan her kapının ardındaki bosluk bıktırır seni.

img515/1063/85958982kz8.jpg

 

Beklemek..*
Ayrılık anında söylenilen sözler kadar akılda kalıcıdır.
Arkanı döner ve içindeki çocuga bir sans daha tanırsın.
Kopan her fırtınada bir ayna kırılır içinde.
Yüzünde, o güne kadar ki mutluluklarından çogalttıgın bir teselli.
Ellerini güçlükle cebine sokarsın.
Sen, fotograf albümünün sayfaları arasında kalan bir hatırasın.

img390/4290/79679317xj1.jpg

 

 Beklemek..*
Yetim çocuklar gibi kimsesiz kalmaktır.

Her gün içini ısıtacak bir yakınlık ararsın.
Agaçtan kopan son yaprak da düser yere.

Gözlerin ufka bakmaktan yorgun, kendi haline aglarsın.
Yüzünde, o güne kadar ki yasadıgın kederlerden bir çizgi.
Adımlarını anlamsızca atarsın.
img410/7579/76325202jc9.jpg

 

Beklemek..*
Belki de dipsiz bir kuyuya tas atmaktır.

 Ne bir ses gelir kulagına, ne de sen bir ses ararsın.
Belki biri daha gelir yanına ve onunla derde yanarsın.
Yüzünde, uzun zamandır bekledigin haberlerin sevinci.

Artık kendine daha yakınsın.
img390/5694/68616120ng0.jpg

 

Beklemek..*
Bir müjdeye yüregini yatırmaktır.

Herkes gelip geçer yanından ama sen kalırsın.
Ardından seni anlatan bir siir yazılır.

Omuzlarındaki yük kalkar, kus gibi dallara konarsın.
Yüzünde, seher vakitlerine asina olmanın ısısı.

Yasadıgın mutlulugu anlatacak bir dost ararsın.

img390/2193/34172340nr9.jpg

 

 

Beklemek..*
Günesin dogusuna sahit olmaktır.

Bir nehir kenarına uzanır ve gökyüzüne bakarsın.
Bulutlar el sallar uzaktan.

Herkesin unuttugunu sadece sen hatırlarsın.
Yüzünde, asırlık çınar agaçlarının gölgesinden kalan bir serinlik.
Artık bütün hatıralarda ismine rastlanır.
img390/818/46770146kl3.jpg

 

 

Beklemek..*
Geç kalınan bir hayata yeniden baslamaktır.
Içindeki bütün pismanlıkları atar, arkadan gelenlere yer açarsın.
Tutar, itiraz kaydı düsersin sonradan yasanacaklara.
Yüzünde, yeniden okunmus bir ayetten isaret.
Anlatılan bütün mazeretlerin kabul edilecek yanları vardır.
Sen

img259/7461/10cv3.jpg

 

 


Güzel geçen bir günün aksamında dostlarınla sohbete dalmaktır.

Akıp geçer zaman ve bunu ancak gece bittiginde anlarsın.

Gitmek, aslında beklenebilecek bir yer aramaktır.

Içindeki kuskular bir bir dagılır.

Yüzünde, kabul olmus duaların bereketi.

 

 

Elbette birazda sabırdır beklemek, O’ndan gelen her seye sabır…
Ve beklemek her seyin sükre durmasıdır sessizce,
Derin sessizlikteki yerini alırsın;

soludugun havaya, içtigin suya, attıgın adıma,

 kederi sevince döndüren dost eline…

 

Herseye sükür Ya Rab !

 

..* Nese Kutlutas ..*

 

.. Sıkı Tut Yüreğini ..

 
.. Sıkı Tut Yüregini ..

.. Sıkı Tut Yüreğini ..

Düsmek; bazen bir daha kalkamamaktır.

Bazende, daha iyi kalkmak toparlanmak, eskisinden daha diri olmamaktır ruh için.
Elbet beden düsecek topraga tıpkı bir yaprak gibi.

Bir kıvılcım gibi söner bedenler.Elbet bedenler toprak olur.

Ya düsen yürekse ve ruhumuzsa ne olur?

Yasamın pırıltılarında esir ettigimiz sımsıkı tutamadıgımız yüregim ne olur,
ah yürekler ne olur?

Tutabilmek hayatı ve tutunabilmek biryerlere,
birseylerin ucunda olsa...
Sımsıkı tut yüregini ki tutundum diyebildigin birseyin olsun.
Her insanın en çok asina oldugu kadar bir o kadar uzak oldugu menzil degilmidir yüregimiz ?

Ne kadar ara verirse versin insan, birseye ara vermemeli yüregine onu hep sıkıca tutmalı..
Ve tutunacak bir yer bir liman aradıgında
içinde bulmalı onu,
cos
turmalı degil mi çaglayanları..?

 

Açtırmalı tüm lalelezarları yüreginde.

Sıkı tut yüregini hem de sımkısı kaçmasın .

 

Niye sıkılıyoruz ki ?
Neden hezeyanlar neden yüregimizde med-cezirler ?
Galiba tutamıyoruz/tutunamıyoruz,
hiç bitmiyor yürek fırtınasıda ondan
.

Ne ümitler saklıyorum içimde ve de son nefese kadar saklayacagım ben.

Ümit o ki;
hiçbir çile ve zorluk ruhu yıpratmasın,
yolundan alıkoymasın.

Bedenimiz elbet eskir, pörsür.
ya ümitlerimiz hayallerimiz
ve tabi ki sıkı sıkı sardıgımız, sarıldıgımız
yüregimiz?


.. Sıkı Tut Yüregini
;
Çık onunla çimenler üzerine.
Katıl sende hayallerindeki mavi turlara
Savas Don-Kisotlar gibi yeldegirmenleriyle
Dal seyrine sevgilinin gözlerinde maviyle tüllenen enginlere...
Kos iste yüreginle tut ellerinden,
yürüt onu çocuklar gibi...

Seherlerle uyan,
yalvar Allah''a en güzel esmalarla ve içten dualarla.
ilahi mesajlarla açılsın kalp barajların.

Potansiyele dönüssün içindeki tutkuların, arzuların...

Dostlarla ol,dost ol herkese ve herseye.

Sevgiliyle ve en sevgiliyle muhabbetler et.
Yüreginin çare-i yeganesine hem dem ol.
Mideni dü
ş

ündügün kadar onu da düsün,
besle büyüt en lahuti manalarla.

Yorgunluk ,dermansızlık belirir çok zaman.
Düsünemez insan,
farkedemez neyi kaybettigini
ve kaybederken neleri yitirdigini...

Ruhu sıkı tutmalı ki, düsmesin!

Mühim olan o çünkü...

Ve bir papatyanın düsen yaprakları sana ;
düstüm,düsmedim der gibi :
Ben seni tutuyorum düsmeyesin diye,
sönmez ümitler dolduruyorum içine...

Pörsümez sevinçler,
dipdiri hayallerle...


Nede olsa benim yüregimsin yine de söküp atamam seni!
Sıkıca tutarım düsürmem seni bir daha söz...
Biliyorsun ben sensiz asla yapamam.
.
Sımsıkı tut yüresini ki; düsmesin !

Ve sımsıkı sar ki onu ; fazla üsümesin … *

 

. 

.. Turgay Seren ...

*Kirik Bir Veda..*

*Kirik Bir Veda..*

*Kirik Bir Veda..*



*Kirik bir veda döküldü gözlerimden ayak uçlarima.
 Basimi döndüren yüregini yüregime niyet tutarken
göz yaslarimi ardindan kaybettim.
 Hükümsüzdür sadece
yüregine..
Kirik bir veda.. *

* *

*Belki dostane belki de ölümüne sevdali bir masalin kahramaniyim.
Topragima kaybettigim yaslarimin ömründeyim.
Musallami sorarsalar bilinsin
adimi unuttum.. *

* *


*Mazi gözlerimden bulut misali yagarken;
sisli bir sabahin ilk mahmurluguna çaliyor yarinim.
Gecenin koynundan düsen bir meçhulüm.

Bana bir ad var mi? *

* *


*Alyazmalim, gönülsazim, yanik türküm..*

* *

*Yüregime düstügün o sonbahar ikindisinden beri
aklim hep hayalinle ayazlarda.
"Üsüyor ellerim "dediginde yaninda yoksam bilki ellerim kayip
ayazlarimda. *

* *

*Ilkbahardan kalma en sevdigin papatyalar var sol yanimda.
Sesin hala kulaklarimda; "Gelecek baharda sözüm olsun sana papatyalardan taç
yapacagim".. *

* *

*Alyazmalim, gönülsazim, yanik türküm..

Gelmiyor bahar..Baharlar uzak..
Baharimsin ama yoksun..
Papatyalarim soluk.. *

* *


*Biliyor musun sana susmalarimin adini koyamadim.
Yüregime damlayan siziyi duydum
ama adini koyamadim.

Bana bir ad var mi? *

* *

*Ne çok birikmisim var gizimde.
Sarhos ellerimi daldirdigim umutlarimi tek tek kaldiriyorum ömür defterimden.
Kirik bir vedanin ardi sira yanik bir türkü tutturmusum,
sol yanimdan sizlayan bir yaranin izine.. *

* *


*Yazan ben söyleyen yine ben.
Duymazsin ki bilesin..*

*Bir garip asik dediler yüregimin kör kuyularina*

*En kuytularda saklim adini görmediler sevdama*

*Mehtapli gecenin en koyu aydinligi dediler*

*Çöllerde bulunan serabin kum taneleri dediler*

*Kaybolan yildizin çobani dediler*

*Bilmediler yüregine yüregimi*

*Ömrüne ömrümü bildigimi..*


* *


*Seni gördüya gözlerim, ah gözlerin ah, benim çeyizim..
Gözlerin derdimin merhemi yüregimin sihirli sözü ela gözlerin.. *

* *

*Gönülzenginim, ömür nazarim, sevdam..*

*Yagmur yagiyor.. zamanin ipine astigim sabahlarimi gecelere salliyorum.
Senyine yoksun ve ben senin yoksulunum.
Her güne bildigim nefesimi ömrünevermekteyim.. *

* *


*Ömrüme biçilen yazima raziyim..Gel desem biliyorum ama dilime vurulan
kilidin ucu kirik, kelimelerim ömür boyu muhabbet. Gardiyanimin gözleri
kör.. *

*Bir çiçek olsam hep yaninda kalsam. Bekledigin çiçegin.. Hani her
daim söyledigin;
"Ben ömrümde hiç çiçek almadim" dedigin, iste o çiçek olsam. Bir gül, bir
karanfil, bir menekse..*

* *

*Yüregime düsen çocuksun, içimde kipir kipir büyüyen.. Bugün acaba hangi
yaramazligi anlatacak diye bekledigim içimdeki bensin. *

* *

*Sevdam, askima nefes bildigim, ömür kusum.. *

*Ellerime degen yüregini kiskanirim gözlerinin degdigi nazarlardan.
Gamzene vuruldugum
tebessümünden gözlerimi,
ben seni benden kiskanirim..*

* *

*Varsin mecnun desinler yüregimin atisina.
Ömrüne yagan yarinima
bugünsüz desinler.
Bilmesinler seni benim ellerimde..
Ben seni sensiz yasiyorum buralarda..*

* *

*Dostum, ömrüm, karanlik isigim, canim..*

*Seni seviyorum ömrüme mühürlüm..

Varsin yanik sevdalara degmesin adimiz
benim masalim sensin..*


کığmaz sanırız ya kaç sevdalar yüreğimize, کığmaz olur mu o yürek genişse..?! .//. Karariniz ne olursa olsun ..

.*.

Sığmaz sanırız ya kaç sevdalar yüreğimize, sığmaz olur mu o yürek genişse...

Hoşgörü var ise bir yürekte, elbette ki beyinde de çünkü onlar birlikle işlediğinde ancak huzur ve mutluluk verir bedenlere, ve de sağduyu var ise, ve de yargılamama becerisi, elbette...

Kin besledikçe giden sevgiliye ya da eşe, ya da evlada... Beddua ettikçe arkalarından... Paylaşamamışsak ne duyduğumuzu, düşündüğümüzü ve onları saklamışsak içimizde yumak yumak...

Sevimli yumaklar canavar çarklarına dönüşüverirler aslında, az sonra...

O canavarlar da “ham” yaparlar aslında!...

Göremeyiz...

Bilemeyiz ilk başlarda...

Canavarlar sardıkça yüreğimizi ve beynimizi, kalın kabuklar sarar sevginin ve hoşgörünün etrafını...

Ahh... O kabuklar... Yeniyken henüz atması ne kolay... Kalınlaştıkça...

Hem yüreğimizi sıkar, hem de öyle bir sertleşirler ki, sevgiyi bile göremez olur insan!...

Oysa o sevgi, alttan alttan o kabuğu tırmalar...

Onulmaz bir yaradır, ne kabuk düşer, ne yara söner...

Hesaplaşmak gerek, önce kendimizle... Belki de en zor yanı bu!...

Bunu aştıktan sonrası, karşı tarafın tavrına bağlı... Ya kolay ya da zor, ama...

Lütfen söyleyin, derdiniz kiminle ise, o kişiye aktarmadan, yani hesaplaşmadan, isterseniz bin kişiyle konuşun, ilgili kişiye duygu ve düşüncelerinizi aktarmadan var mı insana rahat?

Ahhh... Son günlerde yanlış anlaşılmaya başladım, biraz daha açmak isterim şimdi bu durumu...

“Gözün çıksın emi” demek değil hesaplaşma dediğim!

Ama... “Sana güvenmiştim”, “Sevdiğini sanmıştım”, “Neden yalan söyledin ki?” diyebilmek gerekir...

Ama... Soruların cevabını da dinleyebilmek gerekir...

Şimdi... Tüm hesaplaşmalar yapıldıysa saygının yitmediği bir platformda, kişinin özgüveni nereye kadar zedelenir?

Bir ay... İki ay... Beş ay diyelim, hadi... O da olmazsa olmazlardan zaten... Makina değiliz ya Allah aşkına!...

O yürek yeniden yapılanmaz mı arkadaşlar?

Eee, böyle bir yürek, yelken açmaz ise başka sulara, kim kimden feyz alacak?

Bir kişinin tekelinde kalabilir mi böyle bir yürek, eğer ki tercih edilmiş kişi değerini bilmiyor ise...

Giden gider, kalan yürekte ise, daha ne boş yerler vardır, yürekliyse eğer....*.



Kararınız ne olursa olsun acı çekeceğinizi bildiğiniz durumlarda, bir karara varmak çok güçtür.
Özellikle sevgi ilişkilerini bitirirken, ayrılıkların da başlangıcında. Bir şey olur, bir şey yaşanır ya da olması gereken gerçekleşmez.
İşte o zaman içinden bir parça kopar insanın.
"Bu bana göre değil, hak etmiyorum ben bunları" diye düşünür.

.. Aşk varsa, sevgi oluşmaya başlamışsa,
 başını hızla bir yere vurduğunda hissettiği acıdan
daha keskin bir acı kaplar ruhunu ..

İsyan etmek, bağırmak, çağırmak, "kendine gel, yaptığını fark et" demek ister.

İlk sarsıntı bazen bir kucaklaşmayla, bazen bir özür ya da özrü sembolize eden bir davranışla, daha kötüsü bazen hiç konuşulmadan geçer gider.
Ama ardı arkası kesilmiyorsa incinmelerin ya da farklılıklardaki yansımaların,
yürekteki acı büyür iyice.

Ve başlar çatışma.

Yürek, ilkel toplumlardaki tamtamların çığlığıyla sarsılırken, akıl yüreği sakinleştirmeye, çözüm üretmeye çabalar.

Paramparça hisseder kendini insan.

Benliğe, doğrulara, sağlıklı birlikteliğe duyulan özlemle, sevgiliye duyulan özlem arasında takılı kalır.
İlkel çalgıların ve çığlığın ritmi artarsa eğer, yani var olanlara yenileri eklenirse, akıl daha çok frene basar.

Bu kez "kendine gel !" denen, kendisidir.

Çünkü aynada görülen, göz kapakları düşmüş, dudakları sarkmış yüz, artık mutlu degildir. Yapılacak tek bir şey vardır.

"Ya olduğu gibi kabul et ve acı çekme ya da çık git."

Bilir bilmesine bunu yürek de, gitmeyi istemez.
Bedenini uzaklaştırmayı değil, onu göğsüne sokmayı ister.
Sarılmak, daha çok bir olmak.

Hele bir de paylaşılan zaman ve yaşam parçaları çoksa,
umutlar ve hedefler beraber konduysa,
 emek harcandıysa var olmak için,
daha da güçleşir gitmek.
Tüm bunlar yaşanırken benlikte ve ruhta, artık bir arada oluşun da tadı kalmaz.

Çünkü, ne, bir olunabilir bu sorularla,
ne de gidilebilir bu özlemle.

Tamtamın sopası, her soluğa denk düşer böylesi zamanlarda... "Seni Seviyorum" o ilkel sestir aslında.

Sevgi yener mi aklı?

Bazen.



Ama hep o incinmeye, yeniden hayal kırıklığına uğramaya hazır oluş halde sürer ilişki.
Kişi, bilir bir gün bağların kopacağını. Sadece süreyi uzatmaya, kopuşu geciktirmeye yarıyordur davranışları.

Bazen de akıl galip çıkar, yüreği de yanına çekerek.

"Tamam" diye düşünür insan. "Onu çok seviyorum. Bedeninin sıcaklığını, sarılmasını özlüyorum.

Ama kumaşın dokuması farklı işte.
Tutmuyor birbirini.

Farklılıklar, olanlar ya da olmayanlar bu kadar sarsıyorsa beni;
kendimi, 'ben'ime olan saygımı korumak için bitirmeliyim ilişkimizi."

Ve geriye dönüp yaşananlara bakar.

"Denemediğim yol kalmış mı? Yeterince süre vermiş miyim sorunların çözümü için? Çaba göstermiş miyim gerçekten?" diye sorar.
Her şey denenmişse bile, son bir sanş vermeden ilişkiye, çıkıp gidemez.

"Şu olaya, bu zamana kadar yaşarım, yaşatmaya çalışırım sevgimi.
Tekrar oturur konuşur, anlatmaya, anlamaya çabalar,olamazlığına emin olmadan koparmam içimdeki duyguyu"diye düşünür.

Ve yaşar.

Eğer sevgi gerçekse, kişilikler sağlıklıysa, farklılıklar aşılamaz boyutta değilse, çözülür sorunlar.
Ama aksi durumda, tek yol kalır hayatta.

Gidiş.

Hem de gelişi olmayan bir gidiş..

Denenmiş elbisenin provasının olmayacağını bilerek, geride hiçbir şüphe, akılda hiçbir keşke, yürekte hiçbir ümit bırakmadan, çıkıp gidilir.

Acı çekilmez mi?
Hem de nasıl çekilir.

Yine de bilir ki insan, beraber olduğu sürece hep acı çekecek., acı çekme ihtimaline karşı hep tetikte duracak, mutluluk,huzur üretemeyecek.

Bu yüzden haykırır yüreğinin olanca gücüyle:

"Hadi şimdi vurun bakalım tamtamlar.
Şimdi daha hızlı, daha güçlü çığlıklar atın.
Başka ses duyamaz hale getirin beni.
Ama ben gidiyorum.
Çünkü bir süre sonra susacağınızı biliyorum.
Alın bir vuruş da benden.
Biten ilişkiye,
gönderilen sevgiliye, içimdeki acıya!

Yine de gidiyorum."

Karariniz ne olursa olsun ..

...

Her güne bir başka uyanıyor acemi yüreğim....

Her güne bir başka uyanıyor acemireğim....

Her Güne BİR Başka Uyanıyor

Deniz, kokusuna küsmüş sanki.
Çünkü ne kadar söylenmesi gereken söz varsa susmuş..
..

z geçiremediğim deli taylarım var, çü
nkü:

Söze daha zaman var” diyor!


Oysa b
iliyorum ki, yaşam kendini yenileyerek yürüyor...
Yine
leyerek değ
il!

Der
in bir nefes alıyorum. Sonra hangi dağın beni saklayacağı sorgulanıyor.


Çünkü sişlemekten korkuyorum.
H
angi yasal aşk var yerzünde bilemiy
orum.
K
endini yasallaştıramağı için suç olmuş aşklar düşüyor aklıma.
..
İrkiliyorum
.
Ar
sıra koşturan günler bir boşluk bende...Böyle yaşamayı sevmiy
orum.
rküler dinliyorum zlerimi boşluğa yatırıp
.
Ama hiç biri de sensiz geçmiyor
:
Tam gemiler kaçtı derken, turnalar uçtu derken, sen çıkıp gelsen.


Ad
ını mavi koydum..

s
enin duru gülüşüne konsun diye uçurdum.,

K
bahar havalanşu gönlüm bir bilsen, göçmen kuşları misali.

ğınacak ne bir liman buldu, ne bir dal.
Hiçyle aydınlık bir yürek görmedim; yüzünü hangi yana dönsen güneşe kesi
yor.
Ne zaman yan yana gelsek gözlerim kamaşı
yor
, yüreğim yerinden fırlayacak gibi oluyor

gözle
rinin o hesapsız duru bakışlarından...
Y
asak olan ne kadar şey varsa hepsi birden yasallaşıveriyor.

A
ma yine de suç işlemekten korkuyorum.

D
üşünüyorum, düşünemiyor
um.
An
la olmayan hiç bir şeyin ya da her şeyin ortasındayım işt
e!
Y
ürüyen insan kalabalıkları saki içimi yırtarak geçi
yor.
Susuyorum delice ama içimde fırtınalar kopuyo
r.
Beyaz bir güvercin yakaladığımı düşlüyorum..
.
Va
r say k
i öyle!
S
ana gönderiyorum on
u.
Kanatlarına hasret yüklüyorum,yüreğine aşk.

Gözleri
benim için bakacak sana,
ona
göre bak.

Aklıma
şürüyorum ayak izlerini.
So
nra oturup onları kumsala kopyalamaya çalışıyor
um.
Becere
miyorum.
Sonra gözlerini, yü
zünü.
Be
ceremiyorum işte, beceremiyor
um.

Çünk
ü suç işlemekten ko
rkuyorum.

Kendi
ni yasallaştıramadığı için suç olmuş aşklar düşüyor aklıma.
İrkiliyor
um...
Dedi
m ya; söz geçiremediğim deli taylarım
var.
Sana
doğru koşuyorlar..
.
Durdura
mıyorum!

 

Boynumuz kıldan ince bizi terk etmeyen hüznümüze....

.* _____________________________ *.
 
Boynumuz kıldan ince bizi terk etmeyen hüznümüze....
 
Boynumuz kıldan ince bizi terk etmeyen hüznümüze….
 
”hüzünden vazgeçemiyorsan,onu seveceksin” der Yılmaz Erdoğan bir yazısında....


kahrolası bir kelimedir aslında..!
içinde kahrını taşır, kendine bile ağır gelir ki
başkalarına yıkar yükünü...
ya sevemiyorsa insan yine de hüznünü...

o kendisini bu kadar sahiplenmişken ve hatta sevdiklerinde bile adın geçerken,
adının baş harfi hüzün olmuşsa...!
pusuya yatmış sinsi bir düşman gibi, en kahkahalı vakitlerin
en dar anında dil çıkarır sana...
fayda vermez inadına dinlediğin şarkının, rock tadı bile aslında...


hüzün ayrılıklardan bozma bir mirastır insana...

bütün varlığın olur bir anda...

çok gözyaşı bulandığı için, lekeli bir mendilidir yüreğinin....

yağmuru niye bu kadar seversin,

denizden neden alamazsın gözlerini....?


ya gecenin koynuna girrmek için

gündüzleri niye satarsın beleşe....

yalnızlığının yanına bir onu yakıştırırsın, bir o dokunabilir kimsesiz suretine....
o olmasa sen ne yazabilirdin bir beyaz boş kağıda....

sevinçler misafirdir ne zaman terk edecekleri belli olmaz....

bundandır harflerin dans etmeyi sevdiği
ve seviştiği sevinçten bozma hüzünbaz dokunmalar...

VEdE DOKUNDURMALAR bir boş kağıda....
terkedilmekten bu yana terketmeyi beceremiyorsan,
mecburen seveceksin sana üç öğün kahır sunan,
bu iki sesli üç sessiz kelimeyi....
gülsen de ağlasan da, gezsen de oynasan da, bileceksin yüreğinde hep bir leke...!
rakında meze, sohbetlerinde gizli özne.....
Ve bütün günlerin Eylülden dökülme sapır sapır...!!!

Bir yanın hep yetim, boynun bükük...

Boynumuz kıldan ince bizi terk etmeyen hüznümüze....
 
.* _____________________________ *.
 
[ Emel SeN ]

Sabir BeNim YeLKeNLerim ..


[[ H
ayal kırıklıklarıyla öğreniyor insan sabırlı olmayı, bir de kaybettikçe. Acılarsa sabrın son navı.

Gün geliyor bütün çektiklerinin ödülü bir an bahşediliyor insana. . .  . *


Hangi deniz kabuğunu kulağıma götürsem

Duyduğum senin sesin.


Sabir BeNim YeLKeNLerim ..

Her gidişinde seninle beraber giderim, sen bunu bilmezsin.

Deniz kenarında beni bir başına zannedersin.

Ben okyanuslara açılırım

Sabır benim yelkenlerim, bunu hiç bilmezsin...


.. Derinim kendi içimde ..

Derinim kendi içimde ..

Gözlerime bahar değdi...

Yüreğim kış'ta kayboldu...
Üşüyor her bir yanım sevginin ayazında...

Yüzüme vurmuyor ılık nefesi baharın...Gül kokular sinmiyor üzerime...Şehrim parlıyor sağına soluna...Ama...Bir ben böyle şaşkınım, iklimini şaşırmış kuşlar gibi...Kendimi bulamıyorum bahara aşık gözlerinin içinde...Tükeniyorum terk ettiğin sevginin ellerinde...

Ruhum düşlerine sığındığım gecelerim gibi simsiyah...
Oysa gözlerime hayran tüm renkler...
Ve yarışıyor her biri bende olabilmek için...
Nafile, duyulmuyor sesler...
Görünmüyor renkler...


İçime sarılıyorum üşüdükçe...Daha bir düşüyorum ellerinden işte...Rengarenk hayatın içinde yakıştıramıyorum hiçbir rengi kendime...Kendime karşı savaşıyorum var olan gücümle...Hiçbirşey duymuyorum artık...Sessizlik ele geçiriyor mağlubiyeti sindiremeyen duygularımı...Sadece yazıyorum, anlatamadıklarımı...

Derinim kendi içimde ben...
Kayıp bir yüreğin içinde hayallerim...
Bulunmak istemiyorum özlemlerin içinde...
Uzaklığına vurgunum yalnızlığın...

Bir adım atsam sana, yüreğimi sereceğim gözler önüne sanki...Adımlarımı durdurdum...Ve...Bir perde çektim göz kapaklarımdan, yüreğime... Sadece gözlerimde saklı herşeyim...


Ve ben,
Kendimi bile 'sır'ım bedenimde...

Şimdi bir sevda oldu yalnızlığım


Mavi, uzun, sonsuz bir gecede

Geniş zamanlarda kayboldu rüyalarım

Gölgesi kaldı içimde yıldızların

Şimdi bir özlem oldu sessizliğim

 

Islak, karanlık, yalnız bir hayalde

Damlıyor gözlerim mavi yüreğime

Acısı kaldı içimde dağların

Şimdi bir yokluk oldu uzaklığın

 

Hüzünlü, ucu yanık türkülerde

Arıyor gözlerim yitirilmiş yılları

Sızısı kaldı içimde sessiz türkülerin

Şimdi bir sevda oldu yalnızlığım ...


Ne Güne$Ler ßAttı sEnsiz..



Yalnızlığına ağlayan denizlerde ne güneşler battı sensiz.
Uzak bir yerlerde beni düşündüğünü bilerek o batan güneşlerde hüznümle seviştim.

Bir güneş yalnızlığı
Denizlerin gözyaşlarında..

Dün karıncaları seyrettim hepsi bir koşuşturmaca yuvalarına kırıntılarını taşıyordu.
Aşklarım geldi aklıma,
aşklarımdan arta kalan gözyaşı kırıntılarım geldi.
Ne tuaf ben o gözyaşı kırıntılarımı hep bir çiçeğe taşırdım karıncalar gibi, o çiçekte benim yuvamdı, o çiçeği gözyaşlarımla büyüttüm gün gelecek sana kavuşurum umuduyla..
Ve o çiçeği ellerine bırakırım umuduyla..

Deniz suyu sürdüm
Karınca yuvası yüreğime

Sonra bir karınca ilişti gözüme bir taşın başında güneşe bakıyordu.
O ince gözleriyle,
ekmek ufladım önüne almadı.
Eğildim gözlerine baktım bakmadı.
Yalnız kalmak istiyordu...
Sonra bir karınca ısırdı beni ''o kör seni görmez '' dedi.
Bir kez daha canım yandı, kör bir karıncanın yalnızlığında...

Kör bir karınca aşkımız
Yalnızlığında, görmediği güneşlere bakan

Denizden çıkan balığın şiir ölmekmiş,
bırak denizlerde yaşasın şiirlerimiz ne onlar bizi görsün ne biz onları biraz daha acısını yaşayalım..

Denizlerde ölüm varmış
Ay ışığı neylesin denize aşıksa

Hadi ne olur bekletme beni, gözlerimde yine güneşler batıyor.
Sigaramda bitmek üzere.
Denizden çıkmanı bekliyorum.

İstanbul intihar etmeden gel
Gözlerimizde güneşten kalma hüzünle...
O mavi yolculuğa çıkalım..

Mavi hangi acisini susar en çok .. ?
Mavi hangi acısını susar en çok...
Ki ölmektir renk dilnide susmak...
İşte bu yüzden dile kilit vurmuşum...
Bize yakışan şiirlerde konuşmak...
Susmam gerekiyor biliyorum...
Çünkü aşkın tutanağıdır mavi sevdalar...
Suskunluğun karanlıkta parçalanmasıdır...

.๏ ﮎєвєρℓєяi ναя мυтℓυ güℓüѕℓєяiη .๏

. євєρєяi ναя мυтυ üѕєяiη .

Yaşamın ağır izleri yansıyordu bakakaldığım aynaya...
Korku
yordum, bilinmezliklerimden yada bilipte kabul edemediklerim
den ...
H
ep ileri bakmalıydım
.
Çünkü h
er geriye döndüğümde, arkamda kalanların, sadece attığım adı
mların
ar
tık kaybolmaya yüz tutan izleri oluyordu
....

Baz
ılarına saatler geçmezken bana nede çabuk geçiyordu zaman...

Nedensiz
, sorgusuz, sualsiz ...

Büyüy
ordum...

Kimi zama
n hüzünlerin içinde kaybolup sürekli duvarlara çarpıyor .
N
ereden geldiğini dahi anlamadığım mutsuzlukların,

m
utlulukla aranda köprü kurmaya çaşıyordum...


A
rtık ne kadar becerebiliyorsam...

Kimi zamanda sebepsiz mutluluklara kapılıp oradan oraya koşturuyor,
k
endimi şans ilan ediveriyordum ...
Hayatın bana torpil yaptığı ve sank
i
o anki mutluluğumun ebediyen süreceğini düşünüyord
um
ahmakça...


Aldanşlığımı anlamam uzun sürmüyor

“sa
na şaka yapm” dercesine karşımda
gülüyordu hayat...

İna
ncımı yitirmeye başladığım zamansa,
tek
rar tebessüm edeceğim,
m
utlu olacağım o kadar çok sebep çıkarıyordu ki karşıma
,
a
rk yaşamın bir yap-bozdan farklı olmadığını

d
üşünmeme sebep oluyordu yaşaklarım...


nler,
mutluluklar,

gözyaşları,

h
aykırışlar,
beklentiler,

elde edişler, yitirişler...


Evet bunlardı yamımı oluşturan parçalar
v
e ben artık bu parçalardan tek birinin bile eksik oldunda
bi
r işe yaramayacağını biliyordum
y
aşamakta olduğum hayatın...
.

V
e o aynaya tekrar baktığımda aslında oraya yansıyanın ben değil,
s
adece korkularım olduğunu
öğ
renmiştim artık..
.

Kendimi görmek istedim zaman
a
rtık aynaya değil
s
adece kafaçevirip arkama bakmam gerektiğini anlamıştım...


T
ıpkı, hiç umudumun kalmadığı düşündüğüm bir zamanda,
umudun” aslında "kendim" olduğunu anlağım gibi...




Anlamz dil,
aldığın tek nefes bile,

ne attığın adım, ne yaşadığın hikaye...


En ıssız zamanlanda
çab
a göster ve bekle...
D
uymasın varsın kimse

sen rkülerini söyle...

Yarı
n;
belki heey olacağına varaca
k
kimbilir,belki de istediğin gibi olacak...


U
mut;
beyaz,gelin gibi bir kısrak...

Kurtulsa zincirinden
zgarla,zamanla yarışacak...


Mavi kanatli böCek ..

Sessiz ol!
Nefesin bile duyulmasın bu gece kızıllığın içinde.
Sessiz ol sevgili!
Nefes almayı bile bırak olmazsa,
Sadece bekle!
Ve hiç ses çıkarma bu gece.

Sessiz ol ki dinleyebileyim uzaklardan gelen fısıltıları, sus ki yakalayayım hayatı.
Senin bıraktığın yerden, yeniden başlayabileyim doluca.
Yada sana; evet, evet sana duyurabileyim yüreğimin fısıltılarını ilk defa.


Boş ver anlattıklarımı…
Unut hepsini hatta, gel seninle, sessizliği yaşalım ilk kez birlikte.
Sus, nedeni ne olursa olsun bir kez sustur kelimelerini…


.




Güneş firar etmek üzere gecenin koynundan, mavi kanatlı bir böcek havalanıyor dalların arasından.
Şimdi gecenin son yıldızı da kayıyor dağların arasına…







 

Mum ışığının altında daha bir belirgin kırgınlığım.
Çok eski zamanlardan kalma bir hayalet gibi dolaşmaktayım şimdi güneş çıkana kadar sevgili, bütün yeryüzü her gece benim memleketim çünkü...







 

Bak görüyor musun mavi kanatlı böcek hala devam ediyor yola.
Çaresiz titremelerde yüreği.
Tutunacak bir dalı kalmamış onca ağacın arasında.

Tıpkı benim gibi…
Tıpkı senin çekip gittiğin gün gibi.







 

Bir kedi bağırmakta ışıksız yolda.
Başka bir yerde arabanın farları kapanmakta hüzünle.
Öksüz bir ses yankılanırken , ben sessiz bir sensizlik içinde cevap vermekteyim uzaklardan gelen fısıltılara.

Seçilmiş sessizlik nedir bilir misin sevgili?
Ve seçilememiş sensizlik nasıl kesişir yüreğimin kızılımsı koridorlarında.
Ve gölgeler nasıl kaplar dört bir yanını bedenimin sebepsiz…







 

Sensizliğe hüküm giydiğinde ruhum;
Ellerimle parçaladığım dilimi klozet sularına attım büyük bir hışımla ve kırdım kalemimi…
Tercihli katliam yaptı kelimelerime ellerim.


Bak…
Hala uçmakta o mavi kanatlı böcek !
Soğuk odanın penceresine konmaya çalışıyor usulca.
Tutunacak dal bulamayışının ardından sığınıyor senin soğuk kollarına.
Görüyor musun titremekte, hemen pencerenin dibinde?


Peh!
Kime söylüyorum ki ben…
Göremezsin sen…
Asla göremezsin kanatlarından çıkan ışıkları böceğin…
Ve asla göremezsin yüreğimde kanat çırpan kelimeleri!






 

İşte bu nedenle sus diyorum sana…
Sus ki göremediğin gölgelerin seslerini duyabilesin uzaklardan…






 

Görebilmen için kıpır kıpır olmalı yüreğin.
Hani elimi tutamadığını söylediğin an gibi yada gözlerime baktığında içinin eridiği gün gibi sevgili.
Beni ilk öptüğün zaman, yerinden çıkacakmış gibi olan kalbin gibi kıpır kıpır olmalı için.

Olmalı ki görmelisin mavi kanatlarıyla ışık saçan böceği.






 

Tıpkı, evet tıpkı şu gün gibi; her şeyi unuttum da sana dair;



 

Her kanat çırpmaya başladığında o böcek yüreğimin kızıl koridorlarında….



 

Senin sesini, senin nefesini kestim,



 

Duy diye kanatlarımın sesini…





 

Sana sığınırken görmeni umursamadım duymanı diledim defalarca,.
İçimdeki umudu görmesen de duy diye susturdum her gece nefesini.

Şimdi son kez diyorum sana…
Sus ve bir kez olsun kulak ver uzaklardan gelen fısıltılara…





 

Duy yüreğimden kopan kanat seslerini sevgili…

Duy ki seninle can bulsun yeniden,
yüreğimin kızılımsı yollarında boğulmasın mavi kanatlı böceğim!
Bir kez olsun titremesin senin serinliğinde umarsızca… 


 
Duy ki görmesini de öğren usulca…

Mum ışığının altında daha bir belirgin kırgınlığım.
Çok eski zamanlardan kalma bir hayalet gibi dolaşmaktayım şimdi güneş çıkana kadar sevgili, bütün yeryüzü her gece benim memleketim çünkü...

Ve memleketimin en sevdiğim yeri, senin yüreğin….

Pencerende nefesim, mavi kanatları buz tutmakta şimdi yüreğimin.
Hadi odandaki mum ışığını söndür ve al beni içeri.
Kırgınlıklarımı saklamaya hazırım ben yine, yeniden ve belki de defalarca daha…

Yeter ki odandaki mumu ışığını söndür usulca ve sessiz ol…
Nefesin bile duyulmasın gecenin karanlığında…




 


 
İçimde bir yere dokundun izi kaldı.
Ne o ize sarılabiliyorum ne de onu yok sayabiliyorum şimdi.
Seni özledim sevgili, izin kanamakta yine gecenin karanlığında…
Neredesin yar, yaralarım yanmakta! 

Yalan bu a$klar ...

Boş umutlarla kandırılmamış kaç insan vardır Dünya’da?...
 Kim bilebilir ki...
Ama bir gerçek ile yüz yüzeyiz.
Zamanımızı çalan düşmanlarımız var.
Beklentilerimiz var.
 Hayatlarımızın her deminde, kendimizden kıstığımız muslukları, kandırıldığımız insanların havuzlarına açmaya ne kadar da meraklıyız,öyle değil mi?
Birilerini hayatımızın merkezi yapıp sonra pişman olmak.
Nedendir bu?
O kadar önemli midir bu insanlar bizim için?
Veya biz önemli miyiz onlar için?
Tabii ki değil.
Kendi açımızdan değerlendirelim.


Bu gibi durumlarda siz gereksiz öznesinizdir.
Sizi kullananlar, sözler verenler, bekledikleriniz,
sizi ikâme edecek her türlü hoşnutluğu
sizmişsiniz gibi kabul edecektir.
Acıdır tabii ki.
Ve özel oluşunuzun getirdiği hiçbir şey kalmayınca, intihar sebebidir.
 
Dikey kesilecek bilekler,
tam ayarlanıp asılmış boğaza oturan ipler,
birkaç paket geri dönüşü olmayacak ilaç, veya bir zamanlar bakmaya bile korktuğunuz
ama şimdi atlamayı planladığınız her yükselti
size amaç gibi görünür.
 
Lakin bu gerçektir, hayatta her şeyin ikamesi vardır. Sizin de.
Bunu anlayabilmek insanı hayata bağlar.



Böyle hallerde insanın içindeki mücadele ruhu
ortaya çıkar.
Hayat bir mücadeledir.
Kobay faresi gibi, bir parça peynir ararcasına kendinizi hırpalarsınız,
saatlerce çıkabilmek için türlü cendereleri atlatırsınız, fakat bulduğunuz peynir o kadar küçüktür ki
en fazla tuzlu veya tuzsuz ayrımı
yapmanıza olanak verilir.

Bu işin bir de âşk boyutu var,
hem de daha büyük acılar, büyük pişmanlıklar veren, onulmaz yaralar açan.
 
Oysa âşk güzeldir.
 
Âşk’a kötü diyenler kötü yapmıştır onu.
 
İnsanların ellerinin değdiği her bâkir orman örtüsü, girenin çıkanın belli olmadığı tatil köyüne döner zamanla.
Bu da ona benziyor.
 
 Âşk’ın tarifini yapmak elbette zor,
ama kötü olduğunu söylemek,
yalnızca bizim başarısız olduğumuz anlamına gelmektedir,
ellerimizle kirlettiğimiz...

Âşk’ı kötü yapan bir örneğe dönersek eğer:

Söz verilmişsinizdir...
 
 
Şu zamanda, şu saatte şuradayım denilmiştir, seni bekliyorum denilmiştir,
sırtınız okşanmıştır, omzunuza yastık muamelesi yapılıp nice aşk dolu başlar yaslanmıştır. Yanınızdayken her şeyiniz olan bir şey, yanınızdan ayrılıp sözler unutulunca hiçbir şey’dir artık.
Kör kuyuya düşer gibi olursunuz.
Sokağa çıkacak mecâliniz kalmaz.
Kavga çıkarırsınız.
Size sözler verene benzeyen her şeyi unutmaya çabaladıkça,
daha çok karşınıza çıkar,
perişansınızdır.
O ise bunlardan bihaber’dir.
Size verdiği sözleri unutmuş, kuytularda koklatmaktadır tüm üryan fikirlerini.
Bunalıma girersiniz.

Siz onu yalnız bıraktığınızda o asla yalnız kalamamıştır.
Bir elmanın yarısı sanar kendini, sürekli bütününü aramaya çalışır.
 
Bilmiyordur ki aslında elma değildir,
bulması gereken
kendi yarısıdır.
 
Her işte bir başka şeyin yarısı gibi davranmaktan asla bir bütün olamamıştır kendinde,
 hep yarımdır.
Uğruna tükettiği anlık hevesleri,
kilometrelerce uzak olduğu duyguları “sevmek” sanmaktadır
ne yazık ki...
 
Şimdi ileri sürdüğü her düşünce,
 bir gün sonra onun eleştirisidir.
 
“Ben” olamamıştır.


Sözün özü unutulan siz değilsinizdir.
Kendisini unutmuştur.
 Bir bilinmez akıntıya kapılmıştır,
an gelir sizin dallarınıza tutunmak ister.
Siz artık o nehirde köprü olmuşsunuzdur dallarınızla, başka dostluklara, âşklara.
O ise kurduğunuz köprünün altından sürüklenip gider.


"Kötü değil belki ama,
Yalan bu âşklar."
  
 
Her gün bulup bulup seni kaybetmekten sıkıldım.
Dayanmak zor, İçim her akşam aynı acıyor.
"HER GÜN" yeni bir gün sandığım zaman, hep aynı hisleri yaşatıyorsun bana.
Üstünde o kadar sevimsiz bir tavrı varki,
renkleri bile yakışmıyor ruhuna.
Ruhun bile eskisi gibi değil sesindeki o farklı soğukluğu duyup üşümemek elde değil....
Son zamanlarda öyle bir evrim geçirdin ki,
seni sana benzetemez oldum. Gözlerinin içine baktıkça uzaklaşıyorsun
her lafında ise biraz daha da acımasız oluyorsun.
Ben bütün sevimliliğimi üstüme giymeye çalıştıkça sen bir zamanlar pamuk
ama şimdi taş gibi ellerini üstüme savurup yırtıyorsun bütün hareketlerimi.
Sürekli tekrarlıyor zaman kendini.
Şimdi seni silmek içinn kötü anılara ihtiyacım var.
Umudumu, hayallerimi kendi ellerimle öldürüyorum
umudum gözlerime bakıyor üzgün ve çaresiz.

Son nefesini veren bir minik kuş gibi
ne olur ölmesem diyor.
 
Gözyaşlarım, kalbim buna isyan ediyor.
Nasıl dayanacağım bütün olanlara.
 
Yine de tükenmiyor hislerim,
susmuyor yüreğim...
vazgeçemiyorum sevgimden..
aşkımdan..
özlemlerimden.
 
 Ben sana tutkundum bakışlarına öfkene ruhuna hep sana tutkundum..izlerdim seni uzaktan uzağa... Damarlarımda dolaşan sevgine beni içten içe bitiren aşkına tutkundum...
Dipsiz karanlik gecelerde sana söylediğim şarkılar sana yazdığım şiirler hep seni anlatan hayaller ve sana çıkan yollar sana bağlanan umutlar.

Herşey sen;
 Düşlerim acılarım sevgim ellerim vücudu hepsi sen Gittiğim yerlerde baktığım gözlerde hep seni görüdüm..
Sen olmuştum ben tamamen... Sana ne anlatayim? içimdeki acıyımı? Kalbimdeki yarayımı?
Yokluğunda akıttığım gözyaşlarımı mı?
Söyle sana ne anlatayım?
Ama, her gelişimde bir kez daha gönderdiğin oldum... İnanamadığın, üzerinden atlayamadığın korkuların oldum.
Ağladığın, bağırdığın ya da sustuğun isyanların oldum. Yüreğinde olmak isterken yüreğine sığınan bir anı oldum...
Haketmediklerim, artık yeter!!!
herşeyin olmak isterken belki de hiçbir şeyin oldum...

Söylesene ben gerçekten senin neyin oldum?

Aşkımı buzdağlarına çarparak gidiyorum gözlerini kalbime gömerek gidiyorum.



Masal bitti
Ve artık son adımı atıyorum ilk adıma inat...

Sence neye veda ettin sen .. ?
 
 
Kendime kanadım dün bütün gün, içime kanadım, yüreğime, ağrısına teselli buldu soluklanışım, ne bileyim gereksiz bir suskunluk, süzülen garip bir kızıllık, belki de hatırlamak istemeyişimin verdiği umarsızlık, ne dersen de,
acı bir tebessüm sadece...
 Yalnız bir gece, hepsi bu.

Korkuyorum artık, eskisi gibi güçlü değilim, eskisi gibi değil çünkü yaşamım.
Sırf bu yüzden yalanlar buluyorum dilime, geleceksin mesela, bizi kıskanıp yazılar yazan denize bakıp o gülüşlerine sarılıyorum sonra, herkesin mavi bir düşü vardır diyorsun yeniden, ve ansızın bir telefon geliyor sen pencereden bakarken;
 ikinci şarkı senin için diyorum, bak, bu bile yeniden...


Efkarlıyım bu aksam, bir hasretle savaşan.
dert mı sardı bu Aksam sanki içtikçe artan.
ben bilemiyorum neden bilemiyorum herşey bomboş yalan
bir sen çekip gittin, bilsem severmiydim dostum oldu hüsran..


Sence neye veda ettin, söyle hadi.
İliklerine kadar doldur beni, sev, yalnızca sev,
hiç uyanmayalım ne olur dedikten sonra
neye veda ettin,
neye ...?
 
Dokunduğun yüzüm kan revan, söyle, hadi bir avuç toprağımdan al ellerine, kokla, sarıl, öp, ne olursun söyle;
neye veda ettin sen?

Bu gece yalnızım, oysa olmak istediğim yer senin yanın. Odanın bir köşesinde, hani o bulmacalar bulduğum yere kıvrılıp gülen yüzüne bakmak isterdim sabaha kadar.

Yanlış anlama kavgam seninle değil, kendimle, hayatımla, umut damarı çatlamış yanımla, ne bileyim,
 hala sen kokarken tenim, bedenimle.
Öyle ya, çürümüş etim neden hayat koksunki, neden huzurunu döktüğün nefesine bulaşsınki açlığım, neden?



Sessizlikten neredeyse damla damla kopan, defalarca yeniden doğup yeniden büyüyen ben...
 
Zaman akşamı indirirken göğe, karanlığın kemikli suratına çarpar bakışım, ama hızla geçip giden her şeyin içinden bir tek seni görür bu gözler, tam da yalnızlık ortasından çatlamışken, şimdi...
 
Kelimeleri söker kaldırımlardan, yığar köşebentleri kanatsa da ellerini, evet sen,
aklımda kalacak olan tek roman.
Hem kaç beyitlik şiir anlatabilirki seni yine, yeniden, kaç asırlık çınarın gölgesi vurur senin gibi bedenime,
bak hala çok şeyi öğreniyorum senden,
hayatım boyunca hiç bir kitap, sayfalarını açtıkça başka dünyaların kapılarından heyecan ve umutla sürüklememişti beni,
sende okuduğum her cümle ayrı bir anlam soluyordu gözlerime, tuhaf, çıldırtıcı bir eziklik ve yetersizlik duygusunun uyuşuk hissizliğinde geziniyordum sanki,
şakağıma boşa yaşadığımın namlusunu doğrultup her sayfada bir mermi sıkıyordun geçmişe.

Aşk bu olmalı,
kendini yeniden görmek,
yitirdiğin onca zamanın bataklığında boğulduğunu anlamak.
Merdivenin yalnızca inilip çıkılan bir yapı değil, basamaklarına oturulup sohbet edilebilir bir yer olduğunu öğrettin.
 
Örneğin, batıyla doğunun birleştiği yerleri arıyormuşum meğer,
kuzeyle güneyi gösterdi düşlerin, ne bileyim, yedi milyar rengi vardır doğanın, senden öğrendim ama mavinin anaçlığını, senden ibaretti dört mezhepli tek kitap...


...


ahh..yaşamıyorum çıkamam bu karanlıktan
Ahhhh deliriyorum ki sebebi yok anlarım aşktan.



Bu gece yalnızım, oysa olmak istediğim yer senin yanın.


Üşüyorsun belki,
 belliki alıştın da, ...
 
yok feryadım şimdi, seni serpecek bir rüzgar yok tanrımın katında, kırk katır yılan otu uç uca iliştirilmiş her adımda yokluğunu kanatmakta, bilmem kaç elmanın kurduydu kursağında kalan,
 
hadi, silkiniver,
 salıver eskilerle sürme çektiğin gözlerine yapışmış görüntüleri, ne olur gitme uzaklarıma,
bulamamak ne dehşet verici bir eylemdir, ki çiftleşeceğim başka bir erdem yok,
işlemediğim cinayetlerin affı çıksın hadi nefesinde,
ama yaşarmadı yastık
 ama ağladık
ama çok korktuk
ama bilmediler
ama utanmadılar
sabah ezanıyla yollara açılan kapılar,
 kırk suali yoktur kırk yarama cevap,
hadi kaybolma damarlarımdan...

Ben doğduğumda yağmur yağmış, nisan, ...,
 kırkım çıkmadan kolum çıkmış,
 ağustos, derken bir öğle öncesi yine o yağmurlarla gelmiş körlüğüm, şubat, koca bir on yıl çocukluğum, ve ansızın büyüyüp kalmışım,
 haziran, ilk aşk,
ocak, ölüme kura çekmişim,
 temmuz, uyumuşum,
ekim, dört duvar girmiş koynuma,
eylül, kanım aralamış sağ yanımı,
mayıs, ilk kez düşmüşüm,
mart, ağlamışım,
aralık.


Bir tek kasım kaldı sana, hep hiç kalan kokumda adına yaslanarak yürüyebildiğim yalnızca kasım vardı, onda da sanki sende kaldı bir yarım...


Sence neye veda ettin sen?

Otuzüç kasımı yüzüme bulaştıran yaralarıma mı, yoksa sana baktığımda gördüğüm gözlerime mi,
söyle hadi.
 
 haklısın demek yok artık,
buram buram sen kokarken hala bu hayat,
hiçliğimle seni sevmemden mi utandın yoksa,
 
plastik kokusunu başucunda besleyen kaderim miydi veda ettiğin,
 
hadi söyle kimim ben,
 
 yüzümün astarına dikilen karanlıktan başka neyim ben,
 
 binbeşyüz asrın tek tanrısından beklediğim gelmişken söyle şimdi; neye veda ettin sen?




İstediğim tek şey denize bakıp seni görebilmekti, denize dokunup seni hissedebilmekti,
tek kalem sendin ülkemi savunan, ve her saç telinde başka bir sebep vardı yaşama dair, adına mavi demiştim, adına sen demiştim ilk kez tanrıya tapar gibi sevebilmenin...
 
Hepsi senin kokun; temiz ve duru, tıpkı düşlerin gibi, ne bileyim kanım karışmasın istedin belki bu duruluğa, düşlerine sıvasız bir yüzün kokusu bulaşmasın istedin, denizi taşırken içinde, alnımdaki lekeyi orada görmemek istedin belki de...


Kimim ben?


bir ben bilemiyorum neden bilemiyorum herşey bomboş yalan...


Parçalanmış hayatımdan karanlık sızıyor geleceğime, neyim ben...
 
Yo,
gülsün yine gözlerin,
 söz verdim;
uğradığın her durakta bekleyeceğim seni....
 
.***.
 

Sen hep mavi kal yüregim ..*

 
..
 
 
` *. Masallar Hep Mavi'dir ..*..
 
 ` *. Masallar Hep Mavi'dir ..*..
 
Bir gün sen geçmiş zamandın
Be
nse yanımda anlamlarım...

G
ezinirken uzaklarda, akşamlarım
Her şey geçer demiştin
...

G
eçmeyen şeyler var şarkılarımda...

G
ünlerce bekledim üzerimde bıraktığın etki gsin diye...
Olm
azdı, olmadı da zaten
...

Ben aşktan korkardım...
Korkulan başa gelirmiş, korktum ve geldi başıma... Seni o ilkrdüğüm anda hissettiğim şeyle başa çıkamadım...
Geçsin diye bekledim.

Geçmezdi bilirdim, geçmedi de zaten...
Ak
mda kalan bir anlık bir bakıştı sadece...


Ve
ben, bir sonraki başın için hayaller kurarken yakaladım kendiminlerce...

G
ünlerce gözlerimi kapadığımda o bakış geldi gözlerimin önüne...

Y
ok saymak istedim olmadı, yapamadım...

Ge
çmeyen şeyler vardı...

Sen vardın...



Artık masmavi bir masal var...


Bi
r durak var yüreğimde.
Be
klerken hep geciktiğim...


rüklerken beni sana mevsimlerim
Her
kaçış kendini yakalar
Kaç
amadığım şeyler var şarkılarımda;
Ka
çkça senden, sana yakalandım.

Aşktın sen.

Kaçtıkça aşktan, mavisireğime bulaştı...

O
lmazdı artık, yapamazdım..
.

Olmadı, yapamadım, kaçamam...


Bu
masalı yazmalıydım...

Mutlu aşklar da yazılmalıydı.


Başladım yazmaya...
Her aşk bir mavi masal, anlatılmayan”


De
miş şarkıda..


Şimd
i mavi bir masalı yıyorken seninle...
T
ek bir cümle dökülüyor dudaklarımdan...


“İyi ki sen mavisin. İyi ki bu bir masal

N
e olur izin verme, bitmesin bu mavi masal...
 
 
~ Mavi Umut ~

 
Bir Uçurumun Sonsuzluğunda...SuSMaK!!!
 
 
 
 
Bazen sadece susmak ister insan... İçindekileri sadece susarak anlatabilir! Suskunluklara saklar acılarını, üzüntülerini, gözyaşlarını...
Böyle anlatmak ister her şeyi, yapamaz! Anlamaz kimse, kimseye anlatamaz!
Sevgi kelimelerinin anlatamadıklarını,
gizler gözbebeklerine, birileri baksın,
 görsün ister.
Birileri görsün de fark etsin onu diye!
Yine olmaz!

Gülümserken bile üzüntü vardır dudaklarında...
Hep ağlamaya yakındır içi!
"Hani dokunsalar ağlayacak" olmak vardır ya öyle işte...
Ama ağlamamak için tutar kendini...
 Kalbinin derinliklerindekiler ona kalsın ister... Hep gülümser o yüzden!
Kimse anlamasın,
 içinin kan ağladığını diye!

Ama ne yapsa suç olur yine de...
 Sussa suç olur suskunlukları,
konuşsa suç olur anlattıkları!
 Hep birilerini rahatsız eder bir şekilde yaptıkları...
Kimseyi incitmemek için uğraşırken,
etrafında kırık dökük bir sürü kişi olduğunu fark eder,
en mutsuz anında...

Dünyaya küfreder olmaz, kendine kızar olmaz! Bir türlü başaramaz dengeyi kurmayı.
Ne siyahla beyazı ayırt edebilir...
Ne de yap-bozun parçalarını tamamlayabilir hayatında!
Her şey eksik kalır, her şey yarım...
Ne rengi vardır yaşadıklarının, ne de tadı! Böyle ruhsuz, böyle boş, böyle kahrolası bir dünyada yaşayacağına....
Bırakıverir kendini bir uçurumun sonsuzluğuna...!!!! 

Mavi Kal yüregim

Evet gökkuşağışündüm;bugün maviyim ve ilelebet mavi kalmak istiyorum.

M
utluluğun simgesi değil midir mavi?

Yoksa ßanamı öyle geliyor...
Ama mutluluğu verdiği için olsa gerek ßenim maviye olan sempatim.

Ya
da gökyüzünden esinlenerek sevdalandım maviye...


V
e şimdi Mavi yüreğimi ßuldum ßen; benim tek aşkım..

Sevdaların en güzelini kendimde görm seni tanıdıktan sonra...

M
avi ßi su damlası serptin sanki yüreğimin tam orta yerine..

G
ülüşünle,sevincinle,sevdanla,saflığınla kal ßitanem!!!



M
avim ßenim ßiriciğim.
Gözlere inat artıyor mutluluğumuz gün gtikçe.

Önüne geçmek isteyen yoktur ßence .



Kim ister ki ayrı kalmazı,Mavi kaL Yüreqim.

ßi
r daha..

ßir daha...

ve ßirdahaa!!!


DÜŞLER ALEMİ sevdamı tattırdın ßana.
Ma
vimi.

S
okağımın

üzerinden eksik olmasın mavi gülücük insanlarım dostlarım.

Ve
gökkağı gidiyorsun.

Güneş açıyor.

Mavimsi hayalleri yarıda ßırakıp gidecek misin?

Yoksa giderken gökyüzünü mü

ßır
akacaksın açık,sade ve çırılçıplak....

Mav
i kaL Yüregim...
Mavisin Değil mi ... ?
 
 ben kabul ettim.. sen gittin...

 
uyandığımda

bir rüya gördüm diyebileyim
 ve
gördüğüm bu rüyanın sonunu

 hiç hatırlamayayım..

saçlarının dakikalarca
parmaklarımın arasındaki
 dans edişleri aklıma gelsin..
 
yada ne bileyim
uyandığında
gözlerinin "biraz daha uyku"
diye yalvarışlarını hatırlayayım..
dişlerimin omuzlarındaki izini ,
 dudaklarının parmaklarımla buluştuğunda
 bana verdiği hissi hatırlayayım..

"vazgeçemiyorum" diyişlerin olmasın
 rüyanın hatırladığım kısımları arasında..
 ki
vazgeçebileceğine
hazırlayayım kendimi..
 sonra, bir anda kaybolup gittiğini ekleyeyim rüyamın son kısmına..

kaybolduğunu
ve seni aylarca aramama rağmen
 bulamayışımı
kabulleneyeyim...

hazırlıksız yakalandım bu gidisine ,
 kusura bakma bu yüzden sana hoşçakal diyemedim..

aslında hiçbir şey diyemedim,
gözlerimi çok sevdiğim saçlarına diktim.
 
gözlerinden kaçtım;

bana
"ben gidiyorum"
u
 anlatmasınlar diye..

sadece sesin kulaklarıma gidisinin resmini çizdi..
 
ben sessiz kaldım.
 
yağmur yağmadan gök gürlerdi ,
 "birazdan yağacağım ey insanlık"
diye bizi uyarırdı belki..
 
sen gürlemedin,
haber vermedin gideceğini..

geldin ,
 gidiyorum dedin
gittin..!
 
dur desem de gidecektin..
 
sustum, dur demedim..
 diyemedim aslında
ve sen gittin..!
 
 evet git..!

git ki ben uyanayım aylarca suren uykumdan..
 



Kendine iyi bak, yüregine de...
Her sey baslayip, bitiyor bu dünyada...
Sevmedigimiz seylerin de bir sonu oluyor,

sevdigimiz seylerin de...

Olmasa iyi ya, oluyor iste.

Seni alip götüren bir sarki,
Beklemedigin bir anda bitiveriyor söz gelimi.
Sevdigin kimseler kaybolup gidiyor
bir gün kalabaliklarin arasinda...
Parmagina konan kelebek ucup gidiyor,
hic bitmeyecek gibi kivrilan irmak
 gidip bir denize dökülüyor sonunda...

Biraz önce geriye dogru baktimda
Senin icin mavi kapli defterimin
 ilk sayfasini actigim günün
Ardindan cok zaman gecmis.
 
Sana kücük seylerden söz acip durmusum,
sevincimi paylasmisim
gülmüsüm
Kimi sayfalarda resimler cizmisim sana,
belki hatirlarsin,
hani kücücük bir kalp cizmistim.
Istersen onu büyültebilirsin demistim.
Hatirladin mi cizdigim pembe kelebegi de...
 
Beni hatirladiginda basinin üzerinde
en güzel gezintilerini yapacakti
ve
sen beni düsünüp
belki gülümseyecektin...

Kimi sayfalarda türküler söylemisim senin için,
Kimi sayfalardada komik seyler anlatmisim.
Kimi sayfalari okumayip gecmisim nedense...

Nasil gectigini anlamadan
 mavi kapli defterimin sonuna gelivermisim.

Simdi sana o özel mavi kapli defterimin son sayfasini aciyorum.
Bir gün bir yerlerde yine karsilasabilirmiyiz bilemem.
Ama
 ben simdi senin icin actigimm bu defteri,
yine
senin icin kapatip gidiyorum.

Sen de git istersen...
 
 Ben yokken iyi bak, ama kendine...

Yani basinda duran herseye iyi bak...
 
Cicegine iyi bak...

Ellerine,
sana yakin olan herseye,
 yakin bir dostunun yüzüne,
gökyüzüne,
YÜREGiNE ...
 

 
 
Ah ben..
Ne ümitler besledim yüreğimde
O kadar çoklardı ki, sanki onlar yaşatıyordu beni
Ümit etmeyi sevdim ben her şeye rağmen
Bunaldığımda neşeli olmayı ümit ettim,
Özlediğimde vuslatı, ağladığımda gülmeyi ümit ettim,
her şeyimde vardı bir parça ümit..

Sonra günler geçti..
Büyüdüm..
Artık ümitlerimde büyüdü..
Daha çok şey, daha büyük şeyler ümit ediyordum..
Nedense artık gitmeleri, gelmeleri ümit ediyorum
Sevmeleri, sevilmemeleri..

Kaybolan hayatlar vardı gözlerimin önünde,
Eriyip giden gençlikler, ömürler..
“Ümidini kaybetme kızım” dediler her seferinde,

Ama her şeye rağmen düşünmeden edemiyorum,
 
Ya ümitlerde bir gün biterse ?
 

 

Adın Kavuşmak Olsun…


Tarifsiz bir sevdada kimliksiz bir sessizliktin
Haykırışlarla çağlarken yüreğim durgun limanımdın
Sen benim adını koyamadığımdın
Senin adın kavuşmak olsun

Fırtınalarda yolunu kaybeden gemi misali
Rotasız ve pusulasız kalmışken yüreğim
Ve hoyratça savrulurken bir limandan bir limana
Teslim olmuşken kaderine...

Sen benim adını koyamadığımdın
Senin adın kavuşmak olsun..

Bakmaya kıyamazken gözlerine
Tutmaya cesaret edemezken ellerini.
Ve bütün cümlelerin sustuğu o yerde
Sessiz bir haykırıştı yüreğim
Eşsiz bir mutluluktu yaşadığım...


Sen benim adını koyamadığımdın
Senin adın kavuşmak olsun.

Son bahar yaprakları dökülürken içimden
Hazanı yasarken bahar kokulu sabahlar da
Yüreğim üşürdü gözlerimden sel olup akan yağmurda
Sırıl sıklam ıslanırken ruhum
Solmuştu bahçemde ki tüm güller
Sen o bahçemdeki açan tek güldün...


Sen adını koyamadığımdın
Senin adın kavuşmak olsun.

Dağ çiçeğim yaban gülüm asi sevdam.
Saçının bir teline bir ömür adadığım
Gözündeki bir damla yaşına şehirleri yaktığım
İsyanım feryadım kavuşulmazım
Sen vazgeçemeyeceğim yasaklım...


Sen adını koyamadığım
Senin adın kavuşmak olsun.

Sen benim yanı başımdaki uzağım
Sen benim uzağımdaki en yakınım
Dokunmam yasak sevmem yasak
Sensiz bu hayatta yaşamak tuzak...


Sen adını koyamadığım
Senin adın kavuşmak olsun.

Sisli bir gecede ses olup da gel
Bir sonbahar gününde yağmur olup da gel
Soğuk bir kış gününde rüzgar olup da gel
Ilık bir yaz gecesinde düş olup da gel
sen bana yasaklarından sıyrılıp da gel ...


Sen adını koyamadığım
Senin adın kavuşmak olsun.

Bir gün gelirde tutarsam ellerini
Bakarsam gözlerine sevgi dolu
Doğarsa sende yeniden bu beden
Ve o gün verirsem şayet son nefesimi
Ölmeden haykırmak isterim son bir kez
Sen adını koyamadığım
sen yaban gülüm sen dağ çiçeğim
sen ruhu revanım sen yaşama sevincim...;


yasaklım... adı bende saklım...
senin adın kavuşmak olsun.

senin adın,...
senin adın seviyorum olsun ...
seviyorum olsun..

seni seviyorum..,seni seviyorum....

 

Ruhum, kapalı kapılar ardında kilitli.

Ruhum, kapalı kapılar ardında kilitli.

 

Denize nazır bir yerde bıraktım bedenimi..
Benden ayrıldığında çok uzaklarda olacağını
fısıldıyordu kulağıma..

Korkmadım onsuz olmaktan
 ve belki de
kavuşma ümidiydi benim ki..

Dön deme çabası..

Kırgın değilim
ruhumu bedenimden
ayırmayı başarana..

Üzgün değildim kaldığım uzak diyarlarda..

İnsan bazen vazgeçer sevdiğinden,
ruhuna eşdeğer saydığı da olsa...

Ayrılıklar da ölüm gibi gelmez mi zaten hep..
 

Derin bir acı hissetmez mi insan..

Çözümü zor olan
 sisli sokaklarda çaresizce
 dolaşmaz mı...?

Mecbur hisseder kendini
başını alır gider,
geride sadece loş hüzünler,
 iç sızlatan anılar,
kalır..

Ne yapmalı sorusunu
defalarca kendine sorar,
 o kadar sorar ki
tek başına yalnızlık oyununu oynamak istemez..

Sahneye çıkmak zorundadır ama..

Perde açılır...
Ruh, kapalı kapılar ardında kilitlide olsa,
 biraz aralar kendini..
 
Ama yorgundur, ürkmüştür, kendinden emin değildir.
 
Yalnızlığı
önünde sonunu göremediği bir yol olmuştur..
Karanlık bir sahnede başlar oyun, bu aslında ruhum bedene savaşıdır..
 
Ruh söze başlar:
Yıprandım ey beden..
Sevdim riyakarlık gördüm,
sevdim sevdiğimden emin,
ama ne buldum kırık dökük ruhlar gemisi..
 
 Yıkıntı yürekler,
kayıp düşler,
kendi olmayıp başka maskeleri yüz seçenler..
 
 Buna rağmen sende can bulmalı mıyım?

Ardından Beden söze girer :
 Biz bir insanı insan yapanız.
Bunun farkında mısın?
 
Sen ve Ben birlikte olamazsak,nasıl ayakta durur insanoğlu..

Ruh sinirlenerek:
İnsanoğlunun ayakta durup durmaması
umurum da değil artık..
 
Ne gördüysem gene onlardan gördüm..

Varlığımı bertaraf ettiler..
Kendimi ağlar olarak buldum, gece yarıları sokak aralarında.
 Sabahlara kadar dolaştım rahatlamak adına.
 
Sonra deniz..
Denizle dertleştim biraz..
Hırçın dalgalarında o bile kendine göre haklıydı ben haksızken..
 
Sonra rüzgar..
Bana dokunamazsın derken tam..
 Sana dokunma gayreti içinde değilim diyerek geçti gitti....
 
Ben sensiz bir hiçmişim..
Tüm varlığı idare eden ben.
Koca bir Hiç!
 
Ben olmasam sen yoksun.
Soyut ve her şeyi çeken niye ben..

Beden geri çekilir gibi olur ve :
Evet,...
 haklısın galiba,
bu kadar çabuk pes etmek..
 
ama haklısın ...
Ne zaman sen benden gitsen
 artık tutmayacağım seni!
 
Bu sefer kazandın Ruh..

Bu sefer sen Kazandın!
 
Özgür olmayı hak ediyorsun sen.
 
Benden ayrı olmayı..
Ben insanı yürütürüm..
 
en durup, düşündürür, duygular buhranına sokar çıkarsın.
 
 Bu sefer sen kazandın Ruh..
 
 
 Özgürsün
 
...

*.*.*

.*.

*.*.*

Büyüyorum bu günlerde...
büyüdükçe tanıyorum kendimi,
tanımlamak daha kolay oluyor...

yürüdükçe saatleri,
günleri koşmaya başlıyorum...
oyuncaklarımı,
daha kolay bırakıyorum kollarımdan...

Büyüyorum son günlerde
büyüdükçe anlıyorum kendimi,
anlatmak daha kolay oluyor...
konuştukça dilsiz dünümle,
yarına cümle kurmayı öğreniyorum...
bağışladıkça insanları,
insan olmak daha az acı veriyor,
Büyüyorum...

büyüdükçe silikleşiyor çocuksu bakışlarım...
daha fazla susup,
daha seyrek anlatıyorum kendimi...
unuttukça ağaçların yeşerme mevsimini,
daha çok kışa dönüyorum...
daha az geçiyorum denize yakın yüreklerden,
daha fazla düşünüp,daha az gülümsüyorum...

Büyüyorum son günlerde...
hatalarımı sevmeye başlıyorum...
büyüdükçe ben,
daha az akıyor gözlerin içime...
daha geç saatlere atıyorum izlerini,
sende kaybettiğim bir "ben" i yeniden buluyorum ...

 

Herşeye rağmen, herşeye inat..

 
Herşeye rağmen, herşeye inat...
Hiç umutlarınızın bittiğini sandığınız
"tamam, hiç daha kötüsü olmamıştı"
dediğiniz zamanlarınız oldu mu.
Ya da "bittim, mahvoldum" dediğiniz?

Damağınızda acımsı bir tadın hiç geçmediğini;
yüreğinizdeki o mengenenin de
canınızı sıktıkça sıktığını hiç hissettiniz mi?

Yalnızsınızdır.
Savunmasızsınızdır.
Yorgunsunuzdur.

Anlatamaz, anlayamazsınız da.
Gözünüzde bir damla yaş, her an hazırdır akmaya.
Sebepli yada sebepsiz...

Soğuktur elleriniz, belki ısıtacak bir elin olmamasından.
Çirkinsinizdir kendinizce. Aynalara da küs...

Gözlerinizdeki pırıltılar yok oldu, yok olacak gibidir...
Çaresizsinizdir. Sebep çoktur.

Ya parasızsınızdır, ya terkedilmiş, ya hasta.
Aslında yüzlerce ya da'dır sizi bu hale getiren.
Ne zaman geçecek bilmezsiniz.

"umut garibin ekmeği" umarda umarsınız.
Ya çaba?

Oysa hiç gördünüz mü, kim bilir kaç gün olmuş
dalından koparılmış kasımpatlarını?
Hala dimdik, hala ayakta, hala pırıl pırıl.
Koparılmaya inat solmamaya kararlı.

Oysa; aklımız hep güllerdedir, hep lalelerde...
Solmak, kurumak çok kolay.
Oysa dimdik ayakta durabilmek önemli olan.
Yılmamak zorluklardan...

Hayallerden, umutlardan vazgeçmemek asıl olan.

Ne dersiniz denemeye var mısınız kasımpatı olmayı?
Herşeye rağmen, herşeye inat..

kizil bir güldür hayat

 
 

  .[*]. Kızıl Bir Güldür Hayat .[*].

KIZIL  BIR GÜLDÜR HAYAT

 

.


Kaçıncı ba
samağında
olursa
n ol yaşamın,

k
aramsarlığa kapılıp

umutsuzluk hı
rkasını giyme sakın..
.
Boy
un eğme kadere
,
çeki
ver ipini umutsuzluğun
,
ilmek ilm
ek söküls
ün...
Taptaze
umut
çiçekleri
ek
gönül
bahçene,

gerisi gelir
elbet bir gün...
 
Yenik düşmez
karanlığ
a a
ydınlık,
yumma g
üneşe
gözlerini,
acıla
rı gizler karanlık...
B
ir merdiven daya gök
yüzüne,
yıldız
topl
a...
Saçları
nı tara

pırıl pı
rıl güneşin...
S
item etme
düş
lerine yağan kara,

damla damla
eri
r elbet b
ir gün...
   
 Susturma yüreğini,
kalk
ar her boran, her si
s
her ş
ey unutulu
r...
En um
utsuz
bir anda
yağan
yağmur,
t
oprakta
ca
pcanlı bir um
ut olur...
Bir
bahar dalının coş
kusunu
tomur tom
ur
san
a da verir elbet bir
gün...

Gözyaş
ıyla dolup taşmaz deniz,

meraklanma...
urtmasını yiti
ren
ço
c
uğun
göz
yaşları kur
ur,
ü
züntüsü durur...

Ararsan;
ipind
en k
urtulmuş
ser
seri bir uçurtman
ın
özgü
rlük sev
inci
seni d
e bulu
r,
bulur elbet
bir g
ün...  
 
Yaprak ödünçtür dallarda,
önemli
olan;
umutt
an yoksun
kalıp
gözl
erde ışığı söndürmem
ek,
direnc
i yitirme
mek...
Dike
nli de o
lsa
kızıl
bir güldür hayat
,
soldu
rmadan yaşamak / yaşatmak
gerek...
Yeşile
düşman bir bahçıvana

k
endini sevdirmez çiçek,
y
aprak yaprak
ör elbet bir gün... 

Yık barikatları,
e
rit prangaları halka halka,
zaman deft
erin
i kapat...
Dört
mevs
imi var,
her
daim kış olmaz hayat..
.
Kız
ıl g
ülden
der
in bir s
oluk al
tek
rar merhaba de yaşam
a...
Acıd
an ıstıraptan arıtılmış,

damla
damla
s
evgiden damıtılmı
ş,
yep
yeni bir dünya yarat.
..   
İnsan;
yere çakı
l
ı
ya
lnız bir ağaç değild
ir,
tek
başına rüzgârı b
ekleyen...
Y
eni
yüzler dene,
asl
a vazgeçme sevmekten..
.
Sünger ç
ek maziye,

yak n
e varsa kötü

nlünün ocağında..
.
Geç karşısına,

s
evgi kahvesin
i,
dos
tluk kahvesini yudum
la
um
udun şefkatli kucağınd
a...  

Bırak,
saçlar
ını okşa
sın rüzgar,
apak kar yağsın karanl
ıklarına...
He
r şafakta,
doğ
an güneşi ka
rşıla,
batarken kızıllığını şarap şişelerine doldur,
llansın
...
Unut sonbaharı,

baş
ka baharlar ara,
çisil çisil
hep
yağmu
r yağsın
h
ayat harma
nına,
ağaçlar tomurcukl
ansın...
Aç yür
inin kapılarını
,
sen uçur bir kuş da,

öz
gürce kanat çırpmanın

tadına varsın...

B
ahardaki uyanışı,
k kuşağındaki gülüşü,

zar
afetini
gülün,
muhteşem hazzını

bir bebeğin om
zundaki gamzeden öpüşün...
Lapa
lapa yağan karın se
sini,
pük köpü
k aşkı,
sol
uk soluğa,
çim
ler üstündeki sevişmele
ri düşün...

Yaşamak:
zor da ol
sa ne güzel...
ö
yle mi ya ölüm,
ya ölüm ...
.
 
.[ TahSin ÖzMeN ].

 
 
yüreğin yanıp tutuşurken bir avuç sabahla yıkamak gerekirmiş o'nsuz yarınları...
güç katan,
hayat veren,
canım derken sevdama,
el olup gitmek kadar yalanmış,
yalanmış aşk..

yalnızlık daha güçlü kılıyor küçük dünyamda beni.
renkli bir yaşamsa güzel görünen,
kendi güvenimin kokusu gerçek hayat.
gerek acı,
gerek mutluluk,
hepsi kendi bahçemde ektiğim tohumlarda sundu
bana büyük yüreğimi.

şans verirken canımı acıttığını,
yüzüme gülerken sevdamı kanattığını
bilemeyecek
kadar kapamışım gözlerimi...
masallardaki gibi
yaşadığımı düşünürken
pembe köpükten dünyam
damlayarak düştü avucuma dün gece...
hep elimi uzatışlarım geliyor aklıma şimdi...
kendi hayallerime sarılışlarım,
umutları bir bir dizişim yıldızlara yastığımla kavuştuğumda.

ben o'nun omuzundayken bile yalnızlığımlaymışım ...

eylül gözler yok artık hazan mevsimimde...

hayatımın oyununu,
hayatımın blöfüyle oynadım
ve hayatımla ödüyorum bedelini... ne için ?
hataları üstlenip kendime haklı çıkardım canım dediğimi ..
vazgeçmemek,
kaybetmemek adına..

oysa 'o'nu kaybetmekle kazandim yaşami!!

hoşçakal haketmeyenim...

ardında neleri sakladığını bilemediğim...
 
gülüşünle hep mutlu kal.....


Siz hiç a$ik olmadiniz ..
 
 
Teni yanık duygularımın, kör falcısıyım ben ..:

Her
mutlu birlikteliğin o hazin sOnundan haber veren sakat bir küre yerleşik yüreği
mde ..:

Çırı
lçıplak sOyamıyOrum beni aşka
..:

Y
a bu da hataysa diyen düşüncelerim beynimi gaga
lıyOr ..:

Y
alınaşk rüyemiyOrum, dikenler başıyOr kalbime ..:

Şimd
iye dek aşkın uzaktan tanığı Ol
dum hep ..:

Onu bu düşm
anca duygulam yüzünden saf dışı bıraktım ..:

Ne kadar haklıyım, sOrmayın içim acıyOr eş
tikçe ..:

Esmeyin ü
zerime daha fazla , elimde değil bu önyargılarım beynimin içinde zOnkluyOr ..:

Gid
ip aşkın en ücra kıyısında güneşlenesim va
r ..:

Ama yOk işte, adımlam ka
yıp ..:

Güvenimi
teslim edebileceğim nitelikteki
sen de ..:

Telkin e
tmeyin beni, beklemeye mecalim
yOk ..:

T
anımlasanıza ilk aşkınızı bana
..:

GÖrec
eli Olduğu sÖylenir hep ama bakıyOrum da herkes aynı şekilde dibine vuruyOr aşkın
..:

H
adi yanlışlarımın altını çizin ve kendimi bulayım harita sandıklanızda
..:

N
aftalin kOkusunu duymak istemiyOrum bu sefer ..:

Sahi siz kendi yaralarınızı sarabildiniz mi ve ne kadar sOyabildiniz kendinizi aşka
..:

H
angi in'de saklanıyOr dillerinize destan ettiğiniz ve bittiğinde de süründürdüğünüz aşkla
rınız ..:

Aşka methiyeleri kazıyan kalemleriniz duygularınızı yalanlıyOr fark edebiliyOrum
evet ..:

Siz
aslında hiç ama hiç aşık Olmadınız ..:


( Te
sadüf bu ya, Ben de )
 

 



* . [ s€çm€L€r ] . *

 

Ben acı çekerken.
banane mevsimlerin değişmesinden.
Ben içten içe solarken.
Çiçekler açarmış
banane.
Aşk, şiirlerime sadece bahane!!!
Kelimeler manasızlaşmış
ilk harfinden son harfine....
Seni unutmak için
kin tutuyorum içimdeki şaire...
Kendi sevdamı mahkum ettim müebbete sanane.
Bıraktım artık
yazmıyorum
mısralarım sürgünde
kime ne...

                                                                        
 
 Hiç kalbin ağrıdı mı sebepsizce,
Hiç için titredi mi sıcak yaz geceleri,
Dolunaya baktığında hissettin mi hiç
Yapayalnız derin bir karanlıkta olduğunu,
Ve acı bir şekilde farkına vardın mı,
Kalabalık içinde sessizce dolaştığını...

Düşündüğün şeyi bilmeden uzaklara takılır gözlerin;
Ellerin bilmediğin elleri tutar sanki,
Tuttuğun el sana huzur verir de;
Sen o huzurla bir türlü rahatlayamazsın...
Boğazında kelimeler düğümlenir,
yutkunursun;
Bakışların buğulanır,
gözlerini kısarsın,
Tek damla düşmesin diye çabalarsın..

Bilirsin ilk düşen damla habercisidir;
sağanakların...
Bilirsin sağanakların ardından körelir;
duyguların...
Bilirsin ki içindeki yangınlar büyür
sağanaklarda...
Sen bilirsin ama
kalbin bilmez bunları...
Yaşadıkça yaşar sevdalar kalbinde,
Büyüdükçe büyür kalbin,
her sevdayı saklar içinde,
Gün gelir sığmaz olur
kalbin göğsüne,
Taşıyamaz olur bedenini, a
rtık yorulur...
Duyguların ağır gelir;
ezilirsin ...
Bir gün açıklanmamış duygularınla köşende,
Teslim olursun ölüme,
Sessizce...


 



Yitirdiğim bir şey var sende arıyorum
Yüreğim bir madenci feneri, yol uçurum
Yaklaşma diyorsa umudum
Bir daha kimseden sormayacağım seni...
SÖZ OLSUN

Akrep tutmuş gibi kirpiklerinin ucundan
Beni görünce üşüyorsan
Uğramam bir daha kamçılasa da kanım
Sana kör bakacağım, görmeyeceğim seni...
SÖZ OLSUN !

Dağlardan uçan kuşlarla
Tüm sırrı soyulmuş nemli düşlerle
Öfke çiçekleri getiren kışlarla
Korkma yokuşlarda yormayacağım seni...
SÖZ OLSUN !


Kurtlar gibi ulusa da gönlüm ardından
Sormayacağım izini, yüzünü yollardan
Tüfeğimin namlusunun ucuna konan
Keklik olsan da vurmayacağım seni...
SÖZ OLSUN !

Elinde dönüştür bu ağıtı serenatlara
Düş atları uçursa da bizi bulutlara
İki kılıç gibi dövüşürken akla-kara
Adak olsan kurban vermeyeceğim seni
SÖZ OLSUN !
 
 
 
 
Rüzgarlara bıraktım kendimi,baş edemeyince bu hayatla .
gecelere biriktim,efkarım gündüzlerden taşına.
 
pişmanlıklarıma ağladım,hatalar denizi kabardıkça.

dostlarımı bir bir tanıdım,düşmanlarım çoğaldıkça.
oluruna bıraktım her şeyi,isteklerim olmayınca .
 
yağmurlara teslim ettim yüreğimi,heveslerime ulaşamayınca .
 
gölgeme sordum kendimi,başka yüzlerde bana rastlamayınca .
 
 
hatalarıma ağladım,pişmanlıklar yalnızlıkla buluşunca
ve sonunda umutlarım bir başka bahara,
mutluluklarım bir başka gecenin sabahına kaldı ..
teselli olur diye hatıraları aldım yanıma .
 
oysaki hatıralarımda hep gözyaşları hep pişmanlıklar vardı.
ağlamaları yasak ettim kendime,gözyaşları kurumayınca .
 
beklemeleri yasak ettim kendime ,beklentiler son bulmayınca. ..
 
hayatın acı gerçeklerini tanıdım,hayallerim yıkıldıkça.
 
pişmanlıklarıma,hatalarıma ağladım geceler uzadıkça.
 
bu düşüncelerin bir sonu yok biliyorum.
bu yolların bir dönüşü yok.

pişmanlıklar boşa,ağlamalar boşa biliyorum.
 
her şeyin ilacı zamansa,beklemekse şayet

ben bir kez daha mutluluğun zamanını bekliyorum ...
 
 
 
 

 

   ` .                                                                                                                 

.*                                                             *.

 
 
hani bir ân gelir... ve söylenmez sözler söylenir olur!
.....
hani bir ân gelir...
mutluluk pembe bir ipek mendil gibi savrulur loş odada!
.....
hani bir ân gelir...
bir ân gelir...
hani bir göz bir göze gelir.

hani, öyle bir ân gelir ki;
en “gelinmez” yollarla en “varılmaz” yolların, senle ben arasındaki yarda boyun büktüğünü görürsün...
bu yar; iki yâr arasıdır! ..
her yar iki yâr arasıdır! ..
ve üstelik;
yaralar yara benzer,
her yar yaraya benzer!
yar başında duruşum;
yâre nâraya benzer! ...

halbuki gök yerin...
halbuki gök yarın...
halbuki gök yârin içindedir bu mesafelerde! ..
.....
veya gök, mavi bir hançer gibi dalıvermiştir de toprağın içine; şimdi toprak, kendi içindeki kocca bir yarayı yâr bilmiş... kendini parçalayan kooskoca bir yar başına türbedar olmuştur! ! !

halbuki hep...
hep iki yârdır;
bir yar başında duran...
.....
her yar, yâri gördüğüm rüyadır! ..

yolun biri gözlerinden başlaar senden içeri gider; diğeri gözlerimden, benden içeri...
bir yar oluşur her yârin arasında kalan boşlukta! ..
ben, yarın bir duvarı olup sana bakarım bu yandan... sen yarın bir duvarı olur, o yandan bana bakarsın! ..
ve en derinimden gelip en derinine gidebilecek olan yol ile, en derininden çıkıp en derinime inebilecek olan gökkuşağı “bakışlarımızda” kopar! ..
biz, sarılmadıkça...
.....
yarlar kaldıkça yârlar arasında! ..

hani bir ân gelir...
ve söylenmez sözler söylenir olur!
.....
hani bir ân gelir...
mutluluk pembe bir ipek mendil gibi savrulur loş odada!
.....
hani bir ân gelir...
bir ân gelir...
hani bir göz bir göze gelir...
hani bir ân gelir...
bir ân...
bakışlar düğümlenir;
bütün yarlar silinir,
sıra söylenmezlere gelir... 
 
● .. ●
                          
                                                                                                     

Hαуαт Hєρ Bιя Yσℓ¢υℓυк мυ؟

нαуαт нєρ вiя уσℓ¢υℓυк мυ ؟

 

 111111111100330011111111111111111100333333300111111111111111100330011111111111


Hayat hep bir yolculuktu benim için,hep bir yerlere gidecek gibi durdum. Ama bir yerlere gidemedim… Hep uzakları düşündüm, hep uzakları düşledim; insanın olmadığı kıyıları… Ne kaldığım yerlere bağlanabildim, ne de gidebildim düşlediğim yerlere…

Dünyaları sevdim sığdırdım yüreğime de, ben bir yere sığamadım… Bir yanımda özlemler taştı sel sel, bir yanımı acılar kapladı derya deniz, soluğumda demirler erittim de bir yanım hep kış kaldı üşüdüm…

Ne ben kendimi anlatabildim başkalarına, ne de başkaları anlayabildi ağıt gibi bıçaklanmış bu yüregi gögsümün ortasında. ..

Ne yana döndüm kurt ulumaları, ne yana döndüm zemheri…Yüreğimde hüzün sönen yıldızlar gibi hep gözlerime döndü… Susuzum ey hayat! Suskunum!..

Gecelerime yağmurlar damladı, ıslandı duygularım, üşüdüm, yağmur oldum kendime, kar oldum. Hangi bahara tutunduysam alıp götürdü umutlarımı kış. Gozlerimi de alıp gitti ardından…

Çocukluğumu düşürdüm kollarında aşkın, öksüz kaldı şiirlerim baharın dudaklarında… Bu yüzden hep kanarım kendimce...

Kar yağdı kaldırımlara, üşüyor hayat. Yalnızlık kocaman bir dağ olup büyüdü gözlerimde. Bir dost gülücüğünde saklı kaldı zaman. Bütün sevinçleri alıp götürdü gemiler. Şimdi ne kadar bastırırsam bastırayım iki elimi kanayan yüreğimin üstüne, kanama durmuyor…

Kahrımdan bin deniz doğurdum, gözyaşı doldu geceler… Gözyaşı gecelerinde boğuldu sevinçlerim… Gece zalim gelir bu şehre, gözyaşıyla gelir her gelişinde hüzünle gelir. Şarkılar da susar, zifiri saçlarıyla örter bu şehri geceler... Hazan mevsimi şimdi, hüzün mevsimi, ayrılık mevsimi, gözyaşı mevsimi. Bütün mevsimler bir gün bırakıp gitse de, ben gidemem...

Ey aşk yada acınası ey ben! Gözyaşlarımı denizlere salıyorum ki, dağlara doğan güneş, hasret hasret açılan ama kapanmayan yaralarıma merhem olsun… Kırılsın kilitleri kapılarımın, kırılsın içimde yıllarca gizlediğim ayna, gülsün gülmeyen bahtım…

 

111111111100330011111111111111111100333333300111111111111111100330011111111111 

 

[  Nuri CaN  ]

 


      

                 

-.................*
..............*.....*
............*...........*__L e - b O n h e u r
.............*.............*
.................*...........*__c ' e s t -c O m m e
...............................*...*...*...*
............................*..*...............*__u n - p a p i l l O n
.........................*.....*...............*
........................*.....*...............*__i l - v i e n t - s e
...........................*................*
___________________________ .*__p O s e r - s u r - t O i
...........................*................*
........................*....*...............*__q u a n d - t u - n e
.........................*.....*...............*
............................*..*...............*__t ' y - a t t e n d s - p a s !
...............................*...*...*...*
.................*...........*___A l O r s        
.............*.............*
............*...........*__. p a t i e n c e !
..............*.....*

 


                                                                                                                    ●  .. 

 

..  нiç υℓαѕαмαуα¢αgιмι вiℓ∂igiм нαℓ∂є .♥.

                                   .♥.  ѕєνiуσяυм ѕєηi ... .♥.                                       

                                   .♥.    вiℓiуσяѕυη ∂єgiℓмi ? .♥.                                       ●

.♥. gє¢єηiη кαяαηℓιgι ηє кα∂αя gєя¢єкѕє .♥.

.♥.  ѕєη σ кα∂αя уαℓαηѕιη.. .♥.

 ●                                                .♥. тιρкι σ ѕiуαнℓιgι уσк єтмєк i¢iη .♥.                                                     ●

.♥. уαкιℓмιѕ ℓαмвαℓαя giвi. .♥.

              .♥. вєη∂є αη¢αк ѕєηѕizℓigiмi .♥.                

 ●                           .♥. ѕαнтєℓiкℓєяℓє ѕιναуαвiℓiяiм..  .♥.                                    ●

 

... ѕєη нi¢ σℓмαуα¢αкѕιηкi ?!!? .♥.


 

                                                                                                                    ● .. ●

  

Susmayi ögreniyor Bu Yürek ..

        .     *                                                                                                                                           *      .
   *                                                                                                                                                                     *
                                                                                                              
 
  •*______________________________*
                                                                               
                                                                                                                                    
Yin£ bir g£c£  v£ yin£ baş başayım k£ndiml£,  
                
işt£ yin£  s£ni bulup kayb£ttiğim y£rd£yim. 
             
                                         İnsanın bir ş£yl£r£ karar v£rm£si n£ kadar zor;                              
 
 ya s£ni içim£  gömm£li ya da artık içimd£n söküp atmalıyım.
 
Ama h£r  n£ olursa olsun susmalıyım.
 
                                                                                                                                         *
 
 Hangisi daha zor..
 
hangisi daha acı?
                     
G££kt£n gitm£li miydin,
 
 yoksa kalıp yanımda savaşmalı mı?...
 
Bir yol arıyorum k£ndim£, bulduğum tüm yollarsa sana çıkıyor…

 
 
Kapanmalı artık gözl£rim.  
 
                 Sonsuz bir karanlıkta t£k başıma yürüm£y£ d£vam £tm£liyim...           *
 
  Yürüm£liyim ardıma bil£ bakmadan,
 
yürüm£liyim parçalayarak d£ğ£rl£ri  v£  s£vgileri
 
           *           yok £d£r£k yaşadığım tüm zamanları...

 
 
Nasılda acımasız zaman.
                               
Nasıl da yüc£ltmiştim s£ni gözümd£.
                                                                                                                           *
 Tutup k£ndi £ll£riml£  koymuştum £n yüks£ğ£,
 
sonra k£yifl£  izl£miştim yüc£liğini.
 
Ama yin£  b£n bitirm£liyim.
 
Tutup kollarından indirm£liyim olduğun y£rd£n.
 
       *        Ya da s£ni öl£n£  kadar yaşatmalıyım içimd£..... N£  kadar zor bir karar..
 
Bir yanım: “Bir daha kims£, hiç kims£ onun kadar çok s£vilm£y£c£k”, d£rk£n,
 
bir yanım sakin, s£ssiz...

 
Zaman g£çiyor, acım dinmiyor.
 
                              Kapanmıyor yaralarım..                        *
 
Tük£nirk£n b£n, aklımda bir t£k s£n...
 
Görüyor musun, yin£ konuşuyorum ama s£ssizc£.
 
 Susmayı öğr£niyor yür£ğim..
                        
Ama b£n kararımı v£rdim...
 
S£ninl£  olduğum zamanları düşünm£k bil£  bana mutlulukların £n büyüğünü yaşatıyor..  
  
                                         
                 •*______________________________*
 
 
  *                                                                                                                                                                      *

     .       *                                                                                                                                               *        . 

 



bir gün içimden gittin, anladım. nereye gittiğin değildi önemli olan... kiminle gittiğin, hangi havayı soluduğun, hangi şehrin, hangi sokağında yürüdüğün önemli değildi. sen içimden gitmiştin... ıçimde ne varsa bana ait, seninle gitmişti.

renklerim, ruhumdaki yaz, güneşim gitmişti.


“bana kalan,
beni kalansız bölen bu şehir.
ah! bu şehir, yalan şehir”


demek isterdim; ama yalan olan sendin. benim yarattığım, inanmak için yıllarımı harcadığım kocaman bir yalandın sen. gerçek olduğunu gördüm. sen gittin...

aslında içimden giden sevgili değildi. ben sadece, yalanıma inanmıştım.
o, gerçekti... aşk bitmişti. düşünüyorum da acaba aşk, ruhumuzun derinliklerinde yaratılan koca bir yalan mı?
şiirde, müzikte ya da sözde, nerede aşk varsa orada bir de yalan yok mu? aşk ve yalan, güzel ile çirkin, iyi ile kötü gibi birbirini besleyen, değiştiren ve dönüştüren; biri olmadan diğeri varolamayan ya da anlamsız kalan evrimin temel dinamiklerinden ikisi olabilir mi?
ya da aşk, yalana sesdeş mi?
“seni seviyorum” derken, aslında içimizde yarattığımız en güzel yalana övgüler mi düzüyor, kendimize olan hayranlığımızı mı dile getiriyoruz?

“bir gün içimden gittin, anladım.”


aşk, uydurduğumuz en güzel yalan! ve aşk, yalan varsa aşktı.


ınsanın doğasında var. doğrular ne kadar da az cezbeder bizi. yasaklı ya da yanlış ne varsa, yaptıklarımız hanesine yazmak isteriz. durduralamaz bir dürtüdür bu. yalanı bazen istem dışı kullanırız. söyleyen biz değilizdir ama, söyleten ta kendimizdir.

ıçimizdeki yasaklı kimliktir o:


mülkiyet duygusu ve egosu olağanüstü gelişmiş; ihtiraslı, doyumsuz ve aşka her zaman hazır. pembedir, mavidir ve daha çok kırmızı. cıvıl cıvıldır, yerinde duramaz. yaz gibidir: islak ve sıcak. zaafları vardır, yasak ve güzel olan herşeye. o cennetteki en güzel meyveyi tadan, ilk ihaneti gerçekleştirendir. kısacası o, yaşayan tarafımızdır. en güzel anılarımız, en heyecanlı anlarımızdır...

bir gün içimden gittin, anladım.
nereye ve neden gittiğin değildi önemli olan... kiminle gittiğin, hangi havayı soluduğun, hangi şehrin, hangi sokağında yürüdüğün önemli değildi. sen içimden gitmiştin... ıçimde ne varsa bana ait, seninle gitmişti.

renklerim, ruhumdaki yaz, güneşim gitmişti.......

_________________

 

 

 

 

 

 

Sen üstüne aLindin...

                                                   Biliyorum konuşacak birşeyimiz kalmadı, paylaşacak hiç bir şeyimiz yok.
                             Yine de yüreğimden gücümün yettiği yere kadar sana sesleniyorum, 
          seninle
konuşuyorum...

                                 Bu
gün sana olan kırgınlığımı rafa kaldırdım,
            sevgimi
aldım avuçlarımın arasına, ona
     sığınıyorum...
Cümlelerimi kısalttım, 
 kelimelerim buruk, gülüşlerim istenmeyen      dudaklarımda...
   Bir ihtimal
gelişine sığındığımı farkettiysem de,  engel olamadım gu
rursuz 
 ama umutlu hasretine... 
     Bugün gönlümü hoş tutmak istiyorum,        imkansız olan her rüyaya inanasım geliyor...
             Bir ço
cuk gibi 
   isteklerimi bastıramıyorum...                   Çalmayan telefonuma elim gidiyor,
          sana halen
bende olduğunu ısrarla yazmaya  çalışıyorum
...
                                Bende ol
an s
eni,
         hiç kırma
dım, değiştirmedim ve hep korudum  desem de,  
    sendeki benin nasıl olduğunu, gülüp gülmediğini  anlamsız bir sıkıntıyla merak ediyorum...
       İçimdeki güzell
iğine inanıp inanmamanı artık   umursamıyorum!
    Üşüyoru
m, bu üşüme yalnızlığımdan geliyor  ve 
     sarıyor her tarafımı...
Tutunabile
ceğim hiçbir güzellik yok, hatırlamaktan 
usanmayacağım anılarım dışında...
     Isınabilmek için onlara sarılıyoru
m...
           An
lamsız ve cevapsız
sorular sinsice   sırıtıyor,
        ben görmemeye çalışıyorum... Düşler
uzak   
           gibi görünüyordu ama yakındı...
          Belk
i de görmeyi istemek gerekiyordu...
                             G
özlerini aç desem kapatac
aksın
                                                               am
a kapatma gözleri
ni!
                                                                          Kendime bir demet papatya aldım ama bakmadım 
                                                                                                             fama...
        Gözlerimi gelişlere verdim, gözlerimdeki hüzün bile seni özlemis
       itiraf etti sonunda...
şüncelerim gururlu, hayallerim ve sevdam değil...
G
elseydin, kendimi unutup sana koşacaktım, susturacaktım içimdeki isya,
kav
gaların ortasında bir güneş gibi doğup ısıtacaktım yüreğini,
sevinç
ten ağlayacaktım bu defa, mutluyken hemen sarhoş olmuşum gibi,
dokun
acaktım, sarılacaktım.
A
ma gelmedin, gelemezdin belki de gelmeye de

hiç niy
etin yoktu aslında...
Ke
ndimi kandırdığımı anladığımda ağlıyordum...
Es
kiden kimi şarkıların ne kadar anlamlı olduğunu düşünürken, şim
di
ayrıl
ığın ardından çalınan her şarkı umutsuzluğumu ve sevgimi anlatıyo
rmuş
gibi
geliyor... Sevdiğim ne çok şarkı varmış, bunu senin gidişin gösterdi bana...
Her şar
kıda sen varsın, her yerde, her gördüğüm insanda, denizde,
geced
e, uykumda...
Nasıl beceriyorsun her yerde olabilmeyi
...
Bu bir marifetse eğer, neden benim yanımda degilsin ki!...
Gözyaş
larım asilliğini yitiriyor ve yenik düşüyorum sevdana...
Gittin
! Belki de hgelmemiştin ben, geldiğini sanm... Ayak uyduramadım
yorgunlu
ğ
una...
Du
daklarına düşlerindeki öpüşü konduramadım...

Ki
mi zaman bir çocuk oldum gülüşlerinde şımaran, kimi zaman bir
erkek
do
kunuşlarında kendini bulan.
..
A
ma! En çok da imkânsızın oldum...
H
er gelişimde bir kez daha gönderdiğin oldum...
İn
anamadığın, Yenemediğ
in,
üzerinden atlayamadığın korkuların oldum...
Ağla
dığın, bağırdığın ya da
sus
tuğun isyanın oldum, sessizce boşalan gözyaşların, birikmişliğin oldu
m...
reğindeki erkek ben olmak isterken yüreğine sığınan ve tozlanacak o
lan
bir a
nı oldum...

Haketmedi
klerin, artık yeter dediklerin ve herşeyin olmak isterken
belki de hiçbir şeyin
oldum...
Söylesene ben gerçek
ten senin neyin oldum
Sesin
hep uzakları çağırıyordu, ben üstüme alındım, sana geldim..
.
Bilseydim, bana ait olmaya
n bir seslenişi sahiplenir mi
ydim...
Şimdi bir mevsimlik a
şk kaldı avuçlarımda sadece b
ir mevsim yaşanan
ama bir öm
ür gibi ge
len aşk...
Kalbime
henüz söyleyemedim gittiğini,
öğrenirse onun da acı çekme
sinden korkuyorum...
Seni hal
en
benimle biliyor ve seviyo
r ama ben kalbime ilk defa yal
an söylüyorum...
Gittin!
Se
vdamın yokluğuna alışabilirim belki ama sesinin uzak yolların
sonunda olması acıtıyor i
çimi...
Suskunluğun en büyük
silahındı,
suskunl
uğunla vurdun beni asıl acı olan, canımı acıtan unutulmak...
Söyles
ene unutulmak kime yakışıyor
Unutan sen olsan da sana bile
yakışmıyor ...
Merak etme,
üstüne giydirmedim bu duyguyu, unutulmayan olmak
sende dah
a güzel duruyor...
Görüyorsu
n işte, aşk'a ve sana ihanet etmiyorum
benim kırgınlığım a
şk'a...
Sen üstüne alındın..
.

Seν∂αℓαR Mι KιSαℓ∂ι...?

 

.. Bir Leyla Düslemesi ..

 

Bir Leyla Düslemesi ..*

 
Bir Leylaşlemesidir aşk.
Yanmak
tır bir gülün kırmızısında, türküler yakmaktır sevgi
liye.

n batımlarında tutulan sevdaları gün doğumlarında aramanın adıdır aşk
.
Sehe
rlerde bülbülün yanık nağmelerinde gül hasreti çekmektir; güle rengini veren, yüreğini veren bülbül olmaktır aşk
.

Ve
biz şimdi büyüsü kaybolmuş zamanlarda

a
şkın peşine düştük.
Pa
zar pazar gezinen Zeliha olduk aşkımıza bir Yusuf bulmak için
.
Yusuf
, esrarını gizleyen ebedi iffetti.


Mec
nun'a özendik sevdamıbir Leyla'ya yüklemek i
çin.
Le
yla bir ışıktı, ab-ı hayattı aşkı filizlendi
ren.

Ferhat olup Şirin'ler harına gönül kazmasını yamaç yüreklere vurmak istedik.

Şirin
, gönül aynasında aşyüten bir suretti.

Bitmeyen özlemler büyütüyoruz bağrımızda.
Leyla'ya, Şirin'e, Aslı'ya adadığımız yüreklerimiz vardır. Suretten öte aradığımız bir yâr var
dır.

Y
ârin adıyla yan yana
bilinsin istediğimiz adlarımız vardır.


"A
şk" ile "ilgi duyma"nın karıştırıldığı bir dönemde yaşıyor
uz.

Artık gü
llerimiz Leyla kokmuyor, sevda kokmuyor.
A
şkın ilk basamağına dahi çıkamadık
.
Tu
tkulara takılıp kal
k.
D
ergâha gelen delikanlıya şeyhin "Sen git, âşık ol da gel, aşkı bil de gel!" dediği kadar dahi o
lsa
, yüreklerimize işleyemedik aşk na
kışını.

Gönül toprağına atamadık aşk tohumun
u.
Nad
asa bırakılmış yüreklerimize bir Leyla tohumu düşmed
i.

Biz
ölümsüz ve günahz aşklara değil,birlik sevdalara takıp kald
ık.
C
ismaniyetin ağında atböceklerini yıldız sayanlar gibi, tutkuları aşk sandık.

Ta
lihsiz yanılgılarla yanlış ateşlerde yandı ruhumuz.

Sonu "kaf"la biten, "aşk"ta kalb vardır.

Kaf,
kalbidirkın. Aşkın kalbini çıkarıp aldığınızda geriye "aş" (k) kalır, ceset kalır, madde kalır.

Mecnun'un aşkına özenip de yürüdüğüz yollar, çöl değil. Oysak, çölde haz verir insa
na.
Ka
lb, çöl yanmışlığında kanıyorsa aşk
vardır.
k, yanmışlıkla daha bir lezzet verirığ
a.
Sus
uzluktan çatlayan dudaklardan dökülen Leyla a, cânân adı, can verir ölür ruhlara. Çölde ceylanların sürmeli gözlerinde Leyla'görenler, ka uyanır seher
lerde.
V
e aşkın büyüsü örülür seherlerde
.
To
prak öperken alınlarımızdan, aslında Leyla'r buseler kondur
an.

Biz
im seherlerimizde ceylanlar yok art
ık.
Biz
seherlerimizi uykulara feda ettik, göremiyoruz Leyla bakışlı ceylanlar
ı.

Üst
ümüze güneşler doğ
ar oldu.
Geceler boyu yıldızlarla söyleşip
de
onl
ara elveda diyemedik gün doğumlarınd
a.

Biz, ceylanların gözlerini öpemedik, bu gözler Leyla'nın gözlerine benziyor diye.

Uykulara feda ettiğimiz seherlere ağlayamadı
k.
Leyl
asızlığa akmadı göz yaşları
mız.

Bi
z sevemedik yaratılanı Yaratan'dan
ötürü.
Yunus mektebinde diz çöküp okuyamadık aşk kitabını.


O
ysa, varlığın özünde sevda hamuru vardı.
O hamuru besleyen aşkın pişmanlık gözyaşı vardı.
Ad
em ile Havva'dan döküle
n.

Şimdi
ezeli pişmanlıklara değil, günübirlik sancılara akar oldu gözyaşlarımız.

En
sevgiliye iltifatlar vardı sevgililer sevgilisinden, "Ben sana âşık olmuşam ey şerif!" hitabının tatlı sıcaklığı vardı. "Levlake..." hitabıyla başlayan bin bir renkte iltifatlar vardı. Âşık ile mâşûkun ezelde yazılı, göklerde yan yana asılı adı vardı.

A
şk medeniyetinin sevda pazarında, gönlümüzü bir Leyla'ya, son Leyla'ya, en Leyla'ya sunmanın hesabındayız.
Yere g
öğe sığmayan Sevgililer Sevgilisini gönül Kâbe'sinde misafir etmenin telaşındayız.
Misafirlikler bir olmak içindir, tek olmak içind
ir.

pkı kapısına gelen âşıkına seslenen sevgilinin tek olma hayali gibi.


"Kimsin?" diye seslenir kapısını çalana. Aşka tutulan âşık "benim" der. Ve tekrar seslenir sevgil
i.
"Bur
ada iki kişiye yer
yok.
nlüm teki arzular
."
Tekrar
kapının tokmağına dokunan ve ısrarından vazgeçmeyen âşık, benlik libasından yrılır. "Sen'im" der. Vahdete adım atar, bırakır ikiliği, küfrü bırakır, çokluğu bırakır.

Sevdi
ğinde fânî olu
r.
Aşkın bekâsını bu
lur.

Eb
edî aşkı arzulayanlar, sevdiğinde fânî olup ölümsüzğe kucak açanlardır.

Ve
sevenlerin dilinde sevilenlerin adı bayraklaşır. Dillerde hep Leyla kitabı okunur. Kulağa gelen her nağmede Leyla, esen her rüzgârda Leyla... Buram buram hep Leyla... Kuşların ötüşünde, güllerin kan kırmızı kıvrımlarında, göğün mavisinde, ağacın yeşilinde hep Leyla vardır.

Yağmur
damlaları vuslata koşar, düşer top
rağa.
Toprak, Leyla'sıdır yağmurun; toprağın Leyla'sı yağmur.
..

Mecnun'a adını sorarlar, Leyla der. Geldiği yeri sorarlar, gideceği yeri sorarlar yine Leyla, hep Leyla
der.
Hep aşk...

Gönl
ünü Leyla'ya kaptırmışların şafaklarında, güneşin ışıldayan çehresinde gamzeli tebessümler saklır.
Dağ
ların doruklarında hiç kaybolmayan beyazlıklar, Leyla'nın yüreğe serinlikler bahşeden sevdasıdır.

k, kar beyazı vefalar saklar bağrında.


Yüreğin
e yasak koyanlar, vefalara bezenm aşklarında ölümsüzlüğün kapılarını aralar.
Gecenin
mavi karanlığında yıldızlardan taç yapan âşıklar.
L
eyla durağında sevda yağmurlarıyla ıslanırla
r.

"Cen
net gözlüm" dedimiz ve yarım kalmış yanızı tamamlayan sevgiliyi alıp da yanımıza...


"
Sen ey cenneti müjdeleyen Sevgili, Sevgilim!" deyip düşüp de peşine, tutunup da eteğine aradık mı hiç gecenin ve gündüzün Leylasını?

S
evdanın ve Leyla'nın aşkına kaç gün doğumlarını sancıyla yaşa
dık?
Gün
batımlarında kaybettiğimiz Leyla'yı bir gülün kırmısında bir bülbülün feryadında aradık mı hi
ç?
Leyla
'dan başkasını görmez oldu mu gözle
rimiz?

Yanıklığıyla ve ceylanlarıyla kendisini aşka çağıran çöldedir Mecnun.

Dolaşır
bir baştan bir başa.
Yüre
ğinden aşka ırmaklar akar çöl kumla
rında.
Gönlünü avutur
.

D
olaştığı günlerden bir gün... Fark edemez namaz kılan bir dervişin önünden geçtini. Leyla'dan başkasını görmeye yasaklı gözleriyle göremez, namaz kılan dervişi. Namaz biter. Kırk yıllık bekleyiş yükünü bilen derviş kızar Mecnun'a. Özür kuşanmış kelimelerin arndan, paslı vicdanlara bir hançer gibi, saplanan sözler dökülür Leyla kitabı okuyan dudaklardan. "Kusura bakma derviş baba, ben Leyla'nınkından seni göreme
dim.
Ya sen, huzurunda bulunduğun Mevla'nın aşkından beni nasıl gördün?"


Aşk
yanılgısıyla avunan yürekler sıtmaya tutulur.
Y
eni bir sevdanın, ezelî ve ebedî Leyla'nın eşiğinde aşka uyanır canlar, Leyla'ya u
yanır.
V
uslat kokan düşler Leyla'ya uzanır.


alint
i